Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Son romanı Kuşlar Yasına Gider’de Hasan Ali Toptaş memleket ve insan hikayeleri anlatıyor; okuru mizaç, yol, hastalık, ölüm, inanç, gelenekler, aile ve toprak gibi kavramlar üzerinde düşünmeye çağırıyor

Kitabı bitirdikten sonra uzun süre karşımdaki bilgisayarın boş ekranına bakıyorum. Ne olmasını bekliyordun ki, diyorum. Baba yaşlıydı, baba hastaydı, baba günden güne eriyordu ve baba öldü işte.
Hayır, bu değil beni sarsan. Kitabın bir çırpıda bitmesi de değil. Ecel küheylanının dört nala peşimizden koşmaya devam etmesi hiç değil.
Uzun önce terk ettiğim ve bir daha dönmediğim bir dünyanın, o dünyaya ait insanların, artık hayatta olmayan anneannemin, dayılarımın, amcamın, kasabadaki komşularımızın; eski minibüslerin, motorların; bağların, tarlaların, bahçelerin; tavukların, kuşların, atların; ezcümle çocukluk anılarımın mavi bir dumana dönüşerek odamı doldurmuş olması.
Ve o duman bir gözyaşı bulutuna dönüşmek üzere yükseliyor.
Sözlerinin yarısının nefes ya da deyiş olduğunu türküleri keşfettikten sonra anladığım ninemin bembeyaz yüzü beliriyor bulutun içinde. Aldanan ol, fakat aldatan olma yavrum, diyor. Bırak seni kandırsınlar, sen yine de kimseyi kandırma yavrum, diyor.
Aklıma yazarın "Sana da zaten aldatılmak yakışırdı oğlum" diyen babası geliyor. Roman kahramanının kitapta yüzlerce kez yaptığı gibi balkona çıkıp tütün kutusuna uzanıyorum.

***
Döndüğümde, yazarın kendisi hakkında yazılan bir kitabı okurken hissettiklerini anlattığı yedinci bölümü açıp tekrar okuyorum. Altı çizilmiş öfke beni rahatsız ediyor:
"Kitabı yazan akademisyen, yazarla anlatıcıyı aynı kişi sanıyordu çünkü; bu nedenle de, bilimsel çalışma yapıyorum iddiasıyla, romanlarımdaki kahramanları kollarından yahut yakalarından, paçalarından tutarak sürükleye sürükleye getirip benim hayatımın orasına burasına raptediyordu."
"Dolayısıyla, romanlarımda anlattığım her benim evliliğimdi ona göre; dayılar benim dayılarım, dedeler benim dedelerim, çocuklar benim çocuklarımdı."
Bir başka yerde şöyle diyor: "...bu kitaba göre, benim yaşadığım hayat asla benim yaşadığım gibi değildi."
Ne önemi var, diyorum. Bunca acı, bunca ölüm görmüşken kahramanlarının hayatı için mi, kendi hayatın için mi endişeleniyorsun?
***
Bu meselede eleştirmenle, akademisyenle, aynı fikirde olduğumu, en azından onu anladığımı düşünüyorum.
Yukarıdaki satırlara gelinceye kadar yazarla anlatıcının aynı kişi olduğuna edebilirdim çünkü. Hatta kendimi biraz zorlarsam okurla anlatıcının da aynı kişi olduğunu iddia edebilirim. Çünkü anlatılan bütün sahiciliği ve ayrıntıları ile bizim hikayemiz.
Kuşlar Yasına Gider. "Bu yol Pasin'e gider / Döner tersine gider."
Kuşlar bizimdir, yollar bizimdir. Hasan Ali Toptaş'ın bu romanında adeta su berraklığında tasvir ettiği, ortaya çıkardığı kentler, kasabalar, köyler, insanlar, arabalar bizimdir. Yazar kadar dikkatli bakmasak da en azından görmüşüzdür.
Gömü'de değilse bile yolun bir yerinde yavaşlarız hepimiz. Bunun için sebeplerimiz vardır.
Hastane koridorlarında aynı kokuları ve sesleri duyarız.
Aynı çaresizlikle kıvranırız kaderin pençesinde, kaybettiklerimizin arkasından aynı sarsıntı ile ağlarız.
Farkında olarak yahut olmayarak olup biten her şeyi birbirine ve bir aşkın varlığa bağlarız.
En önemlisi, ne kadar gayret edersek edelim, en iyi tanıdığımız insanları dahi bazen anlayamayız.
***
Bütün romanlarını ya da yazılarını okumadım Hasan Ali Toptaş'ın. Bu yüzden Kuşlar Yasına Gider, Toptaş külliyatından nereye tekabül eder bilmiyorum.
Kendisi için 'bizim Kafkamız' ya da 'bizim Çehovumuz' diyorlar. Ecel atı imgesi Kafka'yı imrendirecek olsa da, en az Çehov kadar büyük bir göze sahip olsa da bu benzetmeler Toptaş'a haksızlık olur. Bu benzetmelerin yalnızca ilk kelimesi bütünüyle doğrudur; yani 'bizim.'
Lügat parçalamadan, üslubunu yadırgatmadan yazıyor; belki az kelime ile ama bütün kelimelerin hakkını vererek, bütün kelimelerin bütün anlamlarını tahakkuk ettirerek yazıyor.
Bir hikayenin içine yüzlerce hikaye gömüyor ve okuyup bitirdiğinde 'anlatmak istediği her şeyi anlatmış' dedirtiyor okura. Hiçbir olayı atlamamış, hiçbir ayrıntıyı unutmamış gibi.
Yalnız bir konuda kaygılıyım; yazarın yolculuklarda dinlediği türküler ve ozanlar motorun sesiyle birlikte susuyor gibi geldi bana.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN