Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılacak olan Ermeni Konferansı'nın ertelendiği günlerdeydi. Ortalık karışmıştı. Kızgın bildiriler havada uçuşuyordu. Çocukluk arkadaşlarımdan biriyle karşılaştım. "Üstad bu günleri görmüş" dedi. "Üstad kim" diye sordum, "Tabii ki İsmet Özel" diye yanıtladı.
"Neyi görmüş?"
"Bilmiyor musun canım. Bu Ermeni konferansı meselesini işte..."
"Nasıl görmüş?"
"Bak aynen şöyle yazmış Celladıma Gülümserken şiirinde: Doğruysa bu yargı, bu sonuç, bu çıkarsama; neden peki her şeyi bulandırıyor ertelenen bir konferans..."
Gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
İsmet Özel'i iyi kötü okumuştum. Bazı ilginç şiirleri vardı; doğru. Kendi şiirlerini teatral bir edayla okuyordu; bu da doğru. Ama itiraf etmek gerekirse bu sesin benim içimde bir yankısı yoktu. Hatta düzyazılarını, denemelerini, makalelerini vs. pek de orijinal bulmamıştım. Dikkat edin lütfen, güzel değildi demiyorum. Üsluptan değil muhtevadan bahsediyorum. Daha açık söylemek gerekirse şairle, Hakan Arslanbenzer'in Fayrap'ın son sayısında anlattığı tarzda bir 'sen-ben' ya da 'ben-sen' ilişkisi kurmamıştım, kuramamıştım. Özel nasıl bir insandır; nerde yaşar, nasıl geçinir ya da geçinemez; ne yer, ne içer gibi konuları ise hiç merak etmemiştim. Benim kısmetsizliğim.
Fakat arkadaşımı işitince "Bu nasıl bir fanatizm imiş ki ertelenen bir konferans herhangi bir insanın aklına bir şairin bir mısraını getirir" diye düşünerek Özel külliyatını bir kez daha devirdim. Durum değişmedi.
İşte bu yüzden Fayrap mecmuasının İsmet Özel sayısını okumaya kıyamıyorum. Kimi yerlerde maruz kaldığım aşırı duygusallık beni mahvediyor.
'Bizim İsmet Özelimiz var, onların yok' mottosuyla açıldığı halde övgü ya da yergi maksadıyla hazırlanmadığı söylenen bir özel sayı bu... Bazı yazılarda gerçekten bu umdeye riayet edilmiş. Fakat bazı başka yazılar yok mu? Çok seviyoruz ama diye başlayıp ince ince kıymışlar şairi. Bitirirken de sevgilerini bir kez daha ilan etmeyi ihmal etmemişler. Ayıptır, yazıktır ve dahi sanırsam şairin umurunda da değildir. Ben ki İsmet Özelci filan değilim ama yine de bu acıya yüreğim dayanmıyor. Keşke emojiler edebiyatımıza girmiş olsaydı da bu yazının sonuna bir de tebessüm koyabilseydim. Birçok meseleyi hallederdi...

***

Bir hayat bilgisi kitabı

Mona'nın yayımladığı kitabın adı uzaktan baktığımızda Yaşamın Şifreleri gibi görünüyor. Biraz daha yaklaştığımızda yaşam ve şifre kelimelerinin arasına beyaz ve dişi harflerle 'göremediğimiz' kelimesinin işlendiğini görüyoruz. Güzel bir tasarım buluşu. Yazarın adı Dr. Said Sözühikmet. Bunun bir müstear isim olduğunu anlamak zor değil. Gerçek adını bilmiyoruz. Herhangi bir yerde fotoğrafını görmüyoruz. Yazarın tercihi bu yönde... İnternette hızlı bir tarama yaptığımızda karşımıza Gizemli Yaşam Koçu ibareleri çıkıyor. Murat Yıldırım, Esra Erol, Tolgahan Sayışman, Ziynet Sali gibi isimler çeşitli vesilelerle yazarı yaşam koçu olarak gördüklerini, ondan ilham aldıklarını, etkilendiklerini açıklamışlar.
Sonat Bahar'ın SABAH gazetesinin Pazar eki için yaptığı söyleşiden beyefendinin tıp doktoru olduğunu öğreniyoruz. Aynı söyleşide yazar gizemli olmaya çalışmaktan ziyade insanların şahsıyla değil yazdıklarıyla alakadar olmalarını istediği için bu yolu tercih ettiğini açıklamış.

***

Yazarın ve kitabı adı bir gizem halesi oluşturuyorsa da Yaşamın Göremediğimiz Şifreleri son dönemde edebiyatımızda giderek yaygınlaşan türden bir gizem kitabı değil. Klasik anlamda bir kişisel gelişim kitabı da değil.
İnsanı iyi ve kötü yönleriyle ele alan, fizik ve metafizik boyutları arasında bir denge arayan, insanın güçlü ve zayıf yanlarını, imkanlarını ve engellerini tespit edip bunları huzurlu bir bütünlük içerisinde çözümlemeyi amaçlayan bir tür hayat bilgisi kitabı demek daha doğru olur. Yazar nasıl ki insanı yalnızca etten, kemikten ve hazdan ibaret görmüyorsa yaşamı da yalnızca başarıdan ya da yalnızca mutluluktan ibaret olarak görmüyor. İnsanın farkındalık gücünü artırmayı hedefliyor.

***

Bendeniz 'bir kitap okudum hayatım değişti' duygusallığına sahip olmadığım gibi, tavsiye kitaplarını birer dogma olarak görenlerden de değilim. Kanaatimce bu kitap iyi bir rehberin önemini anlatıyor. İyi bir rehber öncelikle insanın kendisini keşfetmesini ve tanımasını sağlar çünkü. Bu yüzden tembellik, önyargı, korku, can sıkıntısı, ümitsizlik, özgüven, stres, kıskançlık, hoşgörü, mutluluk gibi duygu ve düşünce durumlarının yeniden tanımlandığı bölümleri keyifle okudum. Bu bölümlerdeki mistik atmosferi sevdim. İşin güzel yanı birkaç sayfalık özlü denemelerden oluşan bu kitabın herkesin anlayabileceği ve okumak isteyeceği bir duruluk ve akıcılıkla yazılmış olması.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN