Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türkiye, anayasal altyapı ile kentsel altyapıdaki ayıpların gün ışığına çıktığı zorlu bir süreçten geçiyor. Sel felaketi, şehit cenazeleri... Gündem hayli ağır. Ekonomi hassas. Bu ortamda, son 25 yıla damgasını vuran, terörle iç içe geçen Kürt sorununun çözümü, iç ve dış dengeleri gözeten maharet gerektiriyor. Kuşkusuz, hükümet dışı aktörlerin oyuna nasıl katılacağı da bir o kadar önem kazanıyor. Örneğin, yeni adli yılın başlaması dolayısıyla Meclis'te verilen resepsiyonda, demokratik açılımın yargı ayağı hayli tartışıldı. Kısa vadede konu, Anayasa Mahkemesi gündemindeki DTP kapatma davasına endekslendi. Edindiğim izlenim, Yüksek Mahkeme, "süreci baltalıyor" eleştirisine muhatap olmak istemiyor. Ekim ayında açıklanacağı belirtilen paketi bekliyor. Bir bakıma "ihale üstümüzde kalmasın" pozisyonunu koruyor.

***

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, Kürt sorununun çözümü yolunda sergilediği irade ise parlamento zemininde muhalefet partileriyle etkili işbirliğini gerektiriyor. Erdoğan'ın, bayramın yaratacağı barış ikliminden esinlenerek CHP'den randevu isteme kararının gerisinde, parti kurmaylarının ince hesabı da hissediliyor. Zira AK Parti'nin saha çalışmaları, demokratik açılımın CHP ve hatta MHP tabanında taraftar bulduğunu, Ankara'daki parti merkezlerinin eleştirildiğini gösteriyor. AK Parti, bir anlamda rakip siyasi partilerin tabanına oynuyor. Ancak, TBMM çatısı altında birlikte çözüm şansı giderek ortadan kalkıyor. Aslında bu çıkmaz, AK Parti ile MHP ve CHP ilişkilerindeki güvensizlikten kaynaklanıyor.
MHP yönetimi, üniversitelere türbanla girişin önünü açan Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerine sağladığı desteğe karşın, verilen sözlerin tutulmadığı kanaatinde. Özellikle YÖK Yasası'nda yapılacak değişikliğin centilmenler anlaşmasına aykırı biçimde askıya alınmasına hep içerledi ve AK Parti ile köprüleri attı.
CHP ise her ne kadar bilgi aktarıldığı söylense de askere sivil yargı yolunu açan son dakika yasa manevrasını içine sindiremedi. AK Parti ile bulunabilecek ortak paydayı tümden sildi.
Hal böyle olunca, geçmiş olayların ipoteği, ülkenin en hayati konusunda asgari müştereklerde buluşmayı imkânsızlaştırdı.
***

Söz, demokratikleşmeden açılmışken Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'un dile getirdiği "Gönüllü Birliktelik Projesi"ni de göz ardı etmemek gerekiyor. Kurtulmuş, "İyi bir taktisyen" dediği Başbakan Erdoğan'ın o ölçüde iyi bir stratejist olmadığı kanaatinde. "Keşke" diyor, "Başbakan, açılımı başlatmadan önce CHP lideri Deniz Baykal'la bir kahvaltıda buluşup konuşsaydı. Zira CHP, devletteki birçok kapıyı açabilecek konumda..."
SP'nin, Güneydoğu'daki performansı dikkate alındığında, Genel Başkan Kurtulmuş'un, "Kürt sorunu her şeyden önce bir Türk sorunudur" vurgusu ile "Çözüm dışarıdan dayatılmış görüntüsü ortadan kaldırılmalı. Hükümet, gerginleştirici tavırdan kaçınmalı. İtirazı olanların sürece katılmasının yöntemi aranmalı. Her vatandaşın kendisini sözde değil özde vatandaş göreceği bir ortam oluşturulmalı. Siyaset, kimlikler üzerinden değil değerler üzerinden yapılmalı. Demokratik yeni bir anayasa yazılmalı. Faili meçhulleri araştırma komisyonu kurulmalı" gibi tespit ve önerilerinin de ilgi gördüğünü kayda geçirmek durumundayız.
Ve nihayet organize tepkilere rağmen CHP lideri Baykal'ın, ilk günkü duruş tutarlılığını hatırlatmak zorundayız. CHP, geminin rotasını ve limanını görmeden binmeyeceğini açıkladığına göre paketin içeriği netleştikten sonra teste tabi tutulacaktır. MHP ise Kürt sorunu yerine terör sorunu temasını işlediğinden, üzerine söylenecek söz kalmamaktadır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN