Türkiye ne zaman içine kapansa 28 Şubat benzeri sendroma kapılır, dışarıdaki gelişmeleri ıskalar, kısır siyaset denizinde sağa sola savrulur. 28 Şubat 1997, Türk iç politikası kadar ekonomi politikası açısından da milattır. Kaderin acı tesadüfüne bakın ki o dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 28 Şubat'ın yıldönümünde hayata gözlerini yumdu. Erbakan'ın, siyasete müdahale günlerinde sistemle uzlaşma arayışına rağmen tasfiye edilişi, o deneyimle yetişen sonraki kuşakların demokratikleşme çabalarının esin kaynağı oldu.
"Hoca, çevresindekileri önce kendi galaksisine çeker, sonra o dünyanın içinde yönetirdi!" Çok çalışkandı. Ekonomiyi ihmal etmezdi. Sabrı ve hoşgörüsü ile biz basın mensuplarındaki yeri ayrıydı. Post modern darbe ile kendisini Başbakanlık'tan uzaklaştıranlar bile sonradan, Hoca'nın "milli" karakterini teslim ettiler. İşte o karakter Türkiye-IMF ilişkilerinde de hissedildi. Erbakan, ülkenin kaynaklarını harekete geçirerek, IMF'ye muhtaç olmamak için çırpındı. Ama iç ve dış güçlerin baskısı, Hoca'nın hayal sınırlarını zorlayan projelerinin sorgulanan gerçekçiliği ve siyasi ömrü yapmak istediklerine yetmedi.
***
Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın Almanya ziyaretine katılmak için Ankara'dan uçağa bindiğimde 20 yıllık tanıdıkla karşılaştım. İhracat delisi olarak bilinen
Sedat Özçelik'le. İki önemli tespitini paylaştı...
1- Milet, siyasi istikrar kaygısı duymadan işine gücüne bakıyor.
2- Dışlanmışlık duygusuna kapılan çevrelere dikkat etmek gerekiyor.
Özçelik, kafayı üretime, ar-ge'ye takmış bir işadamı.
"Bazı gereklilikleri sonradan fark ettik. Bir kolumuzun bilgisayar, diğer kolumuzun yabancı dil olması gerektiğini geç öğrendik. Ama yeni nesil iyi geliyor" dedi. Söz, yeni kuşaktan açılmışken... Hem iş hayatında hem de bürokraside umut vaat eden gençler yetişiyor. Zira Türkiye bilinen dar gündemine sığmayacak kadar hızlı büyüyor. Karamsarlık yaratan nedenlerin haklılığına rağmen, büyük resme dikkat edince hava değişiyor. Örneğin düne kadar sadece Avrupa'ya bakan Türkiye, Afrika kıtasını keşfediyor. Eski Bakan
Kürşad Tüzmen'in başlattığı, dönemin Dış Ticaret Müsteşarı
Tuncer Kayalar'ın sahada uyguladığı
"Afrika Açılımı", bugün artık resmi politika olarak kabul görüyor. Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı
Zafer Çağlayan'ın da sahip çıktığı politikaya, Latin Amerika ekseni de ekleniyor. Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu ise bu vizyona, dış politik zenginlik katıyor.
***
Geçtiğimiz hafta özel bir vesile ile Nairobi'de idim. Büyükelçimiz DTM eski Müsteşarı
Tuncer Kayalar. Oldukça uyumlu bir ekip kurmuş. Hele biri var ki...
Gökhan Üsküdar. Genç yaşına rağmen 10 yılı aşkın mesaisini Afrika'ya adamış. Afrika'nın dinamiklerini, ticaret kanallarını, Türkiye'nin kullanması gereken fırsatları iyi belirlemiş. Bir bürokrat olmanın ötesinde iş merkezli düşünmeyi öğrenmiş. Afrika'da iş yapmayı planlayanların Büyükelçi Kayalar ve Gökhan Üsküdar'la temas etmesi gerçekten faydalı olur. Esasen, kara talihli bu kıtada, beyaz adamın imajı hayli kötü. Lakin Türkler'in yeri ayrı. Sömürgeci geçmişi olmayan Türkiye; adaletten, fakirden yana tutumu ile Afrika'yı gönülden fethedebilir. Konu Afrika olunca, TUSKON'a da bir parantez açmak gerekiyor. Büyüklerin ihmal ettiği pazarlarla orta ölçekli işadamlarını buluşturmayı başarmışlar. Onların kurduğu altyapı, yepyeni işbirliklerini beraberinde getirecektir. Ancak bunun için DTM'nin teşvik politikasındaki değişimi tamamlaması zorunlu. Belki bir süre daha uçaklar dolusu ihracatçı ile belirlenen ülkelere gidilmeye devam edilecek. Ama bir süre sonra eşsiz konumu ile istikbal vaat eden ülkeler ön plana çıkacak.
Türkiye'nin bu gibi ülkelerde (örneğin Cibuti gibi) lojistik üsler kurup, kıtanın içine yayılması 500 milyar dolar ihracat iddiasını destekleyecek!