Önceki akşam Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'in iftar davetindeydim. Gerek Eker'le gerekse Bakan Yardımcısı Kudbettin Arzu ile sohbet etme fırsatı buldum. Her iki isim de Diyarbakır siyasetinde temayüz ettiği için konuşmamız doğal olarak "Çözüm Süreci"ne odaklandı.
Hemen belirteyim Mehdi Bey, dışarıdan göründüğünün çok ötesinde "siyasi, dini, edebi derinliği" olan bir isim. Medrese kültürüne de, Diyarbakır eşrafının kuşaktan kuşağa aktarılan değerlerine de hakim...
Sayın Bakan'ın gözlemi, "30 yıllık karanlığın ardından bölge halkının ilk kez geleceğe umutla baktığı ve demokratik soluk aldığı" yönünde. Bakan, silahların gölgesi kalktıkça, halkın barış ortamını daha fazla sahipleneceği düşüncesinde. Ve tabii ki son aylarda Diyarbakır algısının değişmesine paralel olarak "iç turizmde" gözlenen artış da kayda değer.
Ankara'yı baskı altına almak için "halk hareketlerini" teşvik etme,
Muhafazakâr Kürt tabanındaki oylara yönelme,
Bölgesel komiteler aracılığı ile yeni siyasi bir zincir oluşturma,
Kooperatifler kurarak yerel finans kaynaklarını canlı tutma!
Türkiye, "barış" peşinde koşarken örgütün, toplumdaki sinir uçlarına dokunan gösteriler, törenler düzenleyerek, "Hâlâ buradayız" mesajı vermesi,
AK Parti ile siyasi rekabette geride kalmamak için bölge halkında geçmiş korkuları tetiklemesi,
Bölgesel özerklik hedefini tescillemek için seçim sandığını tehdit etmesi,
"İnsan haklarını güçlendirme adımlarını" siyasal tavize dönüştürme çabası zaten öngörülüyordu! İşte bu nedenlerle... Toplumun,
Provokatif olaylara karşı duyarlı olması,
Küçük çaplı, silahlı fotoğraf verme denemelerine büyük anlamlar yüklememesi,
Tahrik edici açıklamalara kapılmaması,
Silahsız siyaset günlerinin riskleri üzerinden karamsarlık yaşamaması her şeyden fazla önem taşıyor.