Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, TÜSİAD'la ilişkileri inişli-çıkışlı seyretti. Bu tansiyonlu ilişkide Erdoğan'ın nevi şahsına münhasır duruşu kadar, TÜSİAD'ın kapalı kapılar ardında söylediklerini kamuoyu önünde aynı üslup ve tarzla dile getirmemesi de etkili oldu. Gel-gitli dönem, Erdoğan'ın TÜSİAD'ı boykot etmesine kadar vardı. TÜSİAD da, Yüksek İstişare Konseyi (YİK) zemini gibi görünür ortamların yanı sıra, özel temaslarında Erdoğan'ı hedef alan imalı konuşmalar yapmayı sürdürdü.
Ancak, 10 Ağustos 2014 dönüm noktası idi. Erdoğan, halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olarak 10 Ağustos gecesi yaptığı tarihi balkon konuşmasında, "... Bugün demokrasi bayramında küslükleri elimizin tersiyle itme günüdür. Bugün zihnimizdeki bariyerlerden arınma, önyargılardan kurtulma, dayatılmış, öğretilmiş korkulardan sıyrılma günüdür. Bugün yeni bir Türkiye kurulurken yeni bir başlangıç yapma, yeni bir toplumsal uzlaşmanın kapılarını aralama günüdür" demiş, "77 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım" sözü vermişti.
Ardından, TÜSİAD'ın yeni seçilen -ama geçici olacağı anlaşılan- yönetiminin daveti üzerine 18 Eylül 2014 tarihli YİK toplantısına katılmıştı. Toplantıda TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, "yargı reformu, yeni anayasa, yolsuzlukla mücadele, çözüm süreci ve kutuplaşma" başlıkları üzerinde durmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise hem TÜSİAD'ı geçmişiyle yüzleştirmiş hem de güncel meselelere değinmişti. 28 Şubat sürecinde sermaye çevrelerinin aldığı pozisyonu, bazı TÜSİAD üyelerinin Gezi eylemlerini yönlendirme biçimini, 17 ve 25 Aralık siyasete müdahale girişimine eksik bakış açısını, paralel yapı ile yakınlaşma çabalarını keskin bir dille eleştirmişti.
Erdoğan, TÜSİAD'ın ısrarı karşısında yeni bir başlangıç arzularken, TÜSİAD Başkanı, "Biz, elimizi uzattık" havası yayarak, protokoler algı çarpıtması yaptı.
18 Eylül'de Cumhurbaşkanı'nı konuk edip, beklentilerini sıralarken, 29 Aralık'taki beyanatında, "Muhatabımız Hükümettir" diyerek ikircikli tutum sergiledi.
Gezi olaylarının masum demokratik talep ambalajının içindeki, şiddet paketini ve iktidarı sokakta devirmeye varan yönlerini görmezden geldi.
Paralel Yapı iddiasının ciddiye alınması gerektiğini söylemesine karşın, illegal dinlemeleri, yasa dışı kayıtlara dayalı şantajları, milli güvenlik sırlarını ifşa etme şebekesini, devlet içinde devlet kuran iktidar yancılarını hafife alan yorumlarla dikkati çekti.