Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim...
Piyasaların algıladığı türden, Cumhurbaşkanı ile Merkez Bankası arasında bir tartışma değildir yaşananlar. Kökü hayli eskilere uzanmaktadır. IMF ile Stand-By'ı yenileme girişiminden, Bakanlar Kurulu'nda kabul edilmesine rağmen bloke edilen Mali Kural'a kadar çok sayıda yaşanmışlık var gerisinde. Bugünü farklı kılan, "Cumhurbaşkanı öyle söyler ama biz bildiğimizi yaparız" tarzının sürdürülemezliğidir. Şimdilerde herkes aynı soruyu soruyor: "Cumhurbaşkanı ne yapmak istiyor?"
Olup bitenin anlaşılmaması kadar anlaşılmak istenmemesi de sorun.
Cumhurbaşkanı, faizlerin yüksek olduğuna, yüksek faizin ekonomiye zarar verdiğine samimiyetle inanıyor.
Ön planda Merkez Bankası görünse de, Banka'nın arkasında mevzilenen iç ve dış odakları da hedef alıyor. Sadece paradan para kazanmayı esas alan reel sektörü ikinci plana iten politik -bürokratik -ekonomik ittifakı sorguluyor.
Ezber bozuyor. Faiz politikasına etki eden unsurlar bakımından yeni yaklaşımları ve/ veya düşünme biçimlerini teşvik ediyor.
Seçimden sonra yeni dönem başlar. Merkez Bankası, fiyat istikrarını koruyup kollama görevinin yanında büyümeye duyarlı yeni görevler üstlenebilir.
Para Politikası Kurulu'na eli taşın altında olan, üretimden gelen isimler de girer. Toplantı tutanakları belli aralıklarla halka açılır, gerçekler görülür.
Hesap verebilirliğin düzeyi, "enflasyon hedefi tutmadı" diye Hükümet'e mektup yazmanın ötesine geçer, bürokratlar da siyasiler gibi bedel ödemeyi baştan kabul eder!