Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABD ve Çin arasında başlayan müzakerelerle birlikte dozajı azalan ticaret savaşı tartışmaları yeniden alevlendi. Başkan Donald Trump, ticaret müzakerelerinin çok uzun sürmesinden sıkılmış olacak ki, Çin'in 200 milyar değerindeki ürüne yönelik daha önce ertelediği tarifeleri arttırdı. Trump'ın bu hamlesi dünya genelinde borsaları ve para piyasalarını sarstı. Ticaret anlaşmasına yönelik belirsizliğin artması yatırımcıların risk iştahının azalmasına neden oldu. Bu durumdan Türkiye gibi gelişmekte olan ülke piyasaları da negatif etkilendi.

Neden başlamıştı?
1970'lerle birlikte Batı'da üretim maliyetlerinin artmasının yanı sıra iletişim ve taşımacılıkta yaşanan hızlı teknolojik gelişim, sanayi üretiminin ABD'den Çin ve Meksika gibi düşük ücretli ülkelere doğru kaymasına neden olmuştu. ABD Ar-Ge, tasarım ve pazarlama alanlarına yönelerek üretim ayağının gelişmekte olan ülkelere kaymasına göz yummuştu; fakat artık bu durumdan hoşnutsuz. ABD'de son 40 yıldır yaşanan düşük üretkenlik artışı, orta gelirli insanların yerinde sayan reel ücretleri ve artan gelir dağılımı eşitsizliği gibi problemler 2008'deki kriz ile birlikte daha fazla tartışılır hale geldi. Mavi yakalı işlerde çalışan insanların sıkıntıları sosyal tansiyonun artmasına neden oldu. Çin'in yüksek teknolojili ürün gruplarında göstermiş olduğu hızlı ilerleme, ABD'de siyasetçileri endişelendiren bir başka gelişme. ABD imalat sanayiyi yeniden canlandırarak üretim, ihracat ve mavi yakalı istihdamı artırmak için krizden bu yana korumacı önlemler uyguluyor. Çoğu insan dış ticarete yönelik korumacı politikaların Trump ile başladığını düşünse de işin aslı öyle değil. Grafikten de göreceğiniz üzere Obama döneminde de korumacı önlemler yüksekti.

Anlaşma çıkar mı?
ABD ve Çin arasındaki ticaret anlaşması görüşmelerinde belli bir seviyeye gelinmişti. Çin; ihracatı daha rekabetçi hale getirmek için yuanı daha fazla devalüe etmeyeceğinin, ABD'den daha fazla ithalat yapacağının, dışa kapalı sektörleri daha hızlı liberalleştireceğinin ve Amerikan şirketlerinin Çin'deki faaliyetlerine yönelik kısıtlamaları zamanla gevşeteceğinin taahhüdünü vermeye yakın gibi duruyor. Trump'ın hamlesi sonrası işler biraz karıştı. Yine de 2020 seçimlerini düşünen Trump ve Çin'de ekonomik büyüme rakamının düşeceğinden endişe duyan Xi Jinping, kısa vadeli çıkarlarını düşünerek ticaret anlaşmasında belli bir ortak zemine gelebilirler. Ancak ortak bir mutabakat sağlansa bile, ortaya çıkacak anlaşma yüzeysel olacaktır. İki ülke arasındaki teknolojik rekabet ve hegemonya mücadelesi devam ettikçe sorunları uzun vadeli çözebilecek kapsamlı bir anlaşma ortaya çıkması zor.
Çin ile ticaret savaşına gitmenin Amerikan ekonomisine maliyetleri olsa da ABD, güç dengesini kendi lehine çevirmek için mücadele veriyor. Uluslararası ilişkilerde mukayeseli güç temeldir. ABD, ticaret savaşının kendisine maliyetinin Çin'in katlanacağı maliyetin altında kalacağını düşünerek hareket ediyor. Böylece Çin'in büyümesini yavaşlatarak ABD'nin küresel ekonomiden aldığı payı korumayı amaçlıyor. Bu amaç uğruna bazı maliyetlere katlanmayı göze alıyor. Aksi durumda hızlı büyüyecek Çin'in Asya'da bölgesel bir süper güç olduktan sonra etki alanını başta Latin Amerika olmak üzere diğer bölgelere genişletmesinden çekiniyor. ABD'nin Çin ile yakın ilişki kurma potansiyeli olan Brezilya ve Venezüella gibi ülkelerde giriştiği iktidarı değiştirme mücadelesinin altında önemli oranda bu çekince yatıyor.
ABD ve Çin arasındaki güç dengesine dair mücadele sürdükçe önümüzdeki yıllarda ticaret savaşlarını konuşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN