Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NURULLAH GÜR

Savaş sonrası enflasyon hedeflerinde değişiklik

Merkez Bankası yukarı yönlü revizyonlarla enflasyonun 2028’den önce tek haneye inmeyeceğini kabul etmiş durumda. Ancak “Enflasyonu düşürmek için ekonomiyi daha fazla daraltmak lazım” argümanına da kulak verip maliyeti sabit gelirlilerin sırtına yüklemeyelim

Hürmüz Boğazı'nda düğümlenen savaş, enflasyon hesaplarını alt üst etti. Sadece 2026 için değil, 2027 için de hedeften uzaklaştık. Zaten savaş öncesindeki iki-üç aylık dönemde de enflasyonun düşüş eğiliminde bir yavaşlama hissediliyordu. Savaşın patlak vermesi, dezenflasyon sürecini iyice sarstı. Enflasyonun 2028'den önce tek haneye inmesi pek mümkün görünmüyor. Merkez Bankası da bunu kabul etmiş durumda.

İLETİŞİM STRATEJİSİ DEĞİŞTİ
Perşembe günü açıklanan yılın ikinci Enflasyon Raporu'nda, enflasyona ilişkin ara hedefler yukarı yönlü revize edildi. Buna göre, 2026 yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 18'den yüzde 24'e, 2027 hedefi yüzde 8'den yüzde 15'e ve 2028 hedefi ise yüzde 8'den yüzde 9'a yükseltildi.

Merkez Bankası'nın iletişim stratejisinde değişikliğe gitmesi dikkat çekiciydi. Enflasyon beklentisine ilişkin daha önce bir tahmin aralığı paylaşılırken bu kez nokta tahmin paylaşıldı. Buna göre Merkez Bankası'nın 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 26 olarak açıklandı. Önceden ara hedef ile tahmin aralığının üst bandı arasında 4-5 puanlık bir fark oluşuyordu. Nokta tahmine geçilmesinin ardından tahmin ile ara hedef arasındaki fark 2 puana indi.
Farkın fazla olması, para politikasının daha fazla sıkılaştırılması gerektiği yönünde piyasalardan Merkez Bankası'na baskı gelmesine yol açıyordu. Aradaki makası kapatma tercihini, Merkez Bankası'nın bu baskılar karşısında elini güçlendirmeye yönelik bir hamle olarak yorumlamak mümkün.
Bu revizyonların ardından Merkez Bankası'nın rakamları piyasa beklentilerine biraz daha yaklaştı ancak yine de 1-2 puanlık bir fark mevcut. 2026 yıl sonunda enflasyonun yüzde 27'nin altına gerilemesi sürpriz olur.

PETROL FİYATLARINDA 30 DOLARLIK FARK
Merkez Bankası'nın enflasyon ara hedefini yukarıya çekmesinin en önemli nedeni olarak artan enerji fiyatları öne çıkıyor. Özellikle de petrol fiyatları. Nitekim Merkez Bankası'nın 2026 yılı ortalama petrol fiyatı tahmini 60.9 dolardan 89.4 dolara yükseltildi.
Merkez Bankası'nın hesaplamalarına göre petrolün varil fiyatındaki yüzde 10'luk bir artış, 12 aylık bir süreçte enflasyonu yaklaşık 1 puan yukarı taşıyor. Doğal gaz fiyatlarındaki benzer bir şokun ise 0.1 puan gibi çok daha sınırlı bir enflasyonist etkisi var. Bunun iki temel nedeni bulunuyor. Birincisi, doğalgazda anlaşmalar uzun vadeli yapıldığı ve depolama imkânlarımız daha geniş olduğu için küresel piyasalarda ani fiyat sıçramaları yaşansa bile bunun faturalara yansıması zaman alıyor. İkincisi, hanelerin tükettiği doğal gaz fiyatlarında ciddi bir kamu sübvansiyonu söz konusu. Bu sübvansiyon, fiyat şokunun enflasyonist etkisini büyük ölçüde sınırlandırıyor.
Ara hedefteki değişikliği sadece savaşa bağlamak doğru olmaz. Savaştan önce gıda enflasyonunda beklentilerin ötesinde bir hareketlilik vardı. Hizmet fiyatlarındaki katılık da devam ediyordu. Merkez Bankası'nın gıda enflasyonuna yönelik varsayımlarını değiştirdiğini görüyoruz. Yıl sonu gıda enflasyonu tahmini yüzde 19'dan yüzde 26.2'ye yükseltildi.

PARA POLİTİKASININ İŞİ EKONOMİNİN MOTORUNU DURDURMAK DEĞİL
Geldiğimiz noktada sıkı para politikasından taviz veremeyiz. Ancak "Enflasyon hedefleri tutmuyor; ekonomiyi daha fazla daraltmak, dolayısıyla faizleri daha da artırmak gerekir" argümanlarını esas alarak da hareket edemeyiz. Para politikasının işi ekonominin motorunu durdurmak değil, hız limitlerinin aşılmamasını sağlamaktır.
Merkez Bankası, savaş patlak verdiğinde paniğe kapılmayıp politika faizini sabit tutarak doğru olanı yaptı. Dünya genelinde de pek çok merkez bankası benzer bir tutum benimsedi. Dünyaca ünlü düşünce kuruluşu Council on Foreign Relations'ın araştırmacılarının 54 ülkenin merkez bankasının politika tercihlerini derleyerek hazırladığı Küresel Para Politikası Takibi Endeksi'ne göre merkez bankaları, savaşın ardından para politikasını gevşetici adımlara ara vermiş olsa da bir anda sıkılaştırıcı bölgeye geçmediler. Endeks hâlihazırda nötr bölgede yer alıyor. Yani merkez bankalarının genel eğilimi "bekle-gör" stratejisi yönünde. Bu, anlaşılabilir bir tercih. Zira enerji şoku enflasyonu tehdit eden bir sorun olsa da çözümü ilk etapta para politikasında aramak doğru bir yöntem değildir.

ÜRETİMİ DİRİ TUTMALIYIZ
Dezenflasyon politikasının maliyetini üç yıldır çekiyoruz. Yapmamız gereken, para politikasını üretim odaklı yapısal politikalarla desteklemek. Tarımı ve sanayiyi kaybedemeyiz. Ticari kredilerin büyüme oranlarını kısıtlamaya yönelik uygulanan düzenlemeleri ihtiyatlı biçimde gevşeterek ve seçici teşvikler sağlayarak üretimi diri tutmalıyız. Bunun yanı sıra, dar gelirli vatandaşların -özellikle de belli bir yaşın üzerinde olan ve çalışmayan emeklilerin- koşullarını iyileştirecek adımları da düşünmeliyiz. Tüketim yoluyla enflasyonu tetikleyen kesim bu insanlar değil. Dolayısıyla, "enflasyonu düşürmek için ekonomiyi daha da fazla daraltmak lazım" argümanlarına kulak verip dezenflasyon sürecinin maliyetini sabit gelirlilerin sırtına yüklemeyelim.
Katma değerli üretimi önceliklendirmeden, iş ahlakı ve gelir dağılımındaki bozulmayı düzeltmeden enflasyonu kalıcı biçimde tek haneli seviyelere indiremeyiz.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA