İşsizlik haritasına bakıyoruz. Oranlar üzerinden Adana'yı "en işsiz" diye damgalayıp, diğer illeri ardına dizmek, acaba bize ne kazandırıyor? İşsizlere derman olmak için hangi çözümü ilham ediyor? Kendi cevabımı veriyorum; hiç!..
Neticede hastanın ateşini ölçmek, tek başına bir tedavi değildir. Olsa olsa tedavi için gereken onlarca "veri"den yalnızca biridir.
Bir başka pencereden Türkiye'ye bakıyoruz. Şükür ki giderek artan turist sayısı söz konusu... 5 ayda 9 milyon 250 bin yabancı ziyaretçi... Üstelik geçen yıla göre % 15 artış söz konusu...
Ancak bu rakamlar da fazla bir şey söylemiyor bize. Cari açığa turizm yaması diyor, seviniyoruz fakat turizm gelirleri artışında aynı performansı görmek mümkün değil.
Yeni Anadolu dizisi için seçim öncesi dolaştığımız kentlerde, TÜİK'in illere dair işsizlik oranından daha fazlasını gördük.
Mesela işsizlik stokunun illere göre dağılımındaki farklar ile gelen turistlerin kentlere dağılımı tablosu bir arada düşünüldüğünde, kafama takılan sorular var. Gittiğimiz her kentin yerel liderleri, kanaat önderleri ve eşrafı; "turizm potansiyelinden" söz etti, durdu. Yine aynı kişilerin "işsizliğe dair" çözüm önerilerini dinledim.
Görünen şu; her ne kadar il bazında açıklansa da işsizliğe "oran" üzerinden ve sonuç odaklı bakmak, hiçbir işe yaramıyor. Tıpkı gelen turist sayısındaki artışın, daha fazla turizm geliri için yapılması gerekenlere dair hiçbir şey söylemediği gibi...
İşsizlikte artık; "neden iller yeni pozisyon açamıyor?", turizmde artık; "neden turist başına geliri artıramıyoruz?" sorularını sorma vakti gelmiş bulunuyor.
İşsizlikten başlayalım; İş-Kur'un istihdama yaklaşımı, emlakçı mantığında... Ancak bir yerlerde boş daire varsa, satacak veya kiracı bulacak. Eğer yoksa işsiz kellesi sayıp istatistik diye sunacak.
Oysa sorunun temelinde; "yeni iş yaratamamak" yatıyor. Bugün ülkede 26 milyon işgücü var ama bunun karşılığında ancak 23 milyon pozisyon var. Gerisine meslek kursu da versen, İş-Kur'a da kaydetsen, özgeçmişini internetteki CV çöplüklerine de gömsen, "yeni pozisyon yaratmadan" kalıcı çözüm sağlanamıyor.
Hele ki her yıl 600 bin yeni gencin işgücüne katıldığı ortamda, 600 bin yeni pozisyon yaratsan dahi, mevcut işsizlik oranını koruyabiliyorsun. Çözüm, işsizlik haritasıyla "illere dağıtılan" rakamların, her kentin kendi dinamiklerine uygun "pozisyonlar açmak" için kullanılmasında yatıyor.
Turizmin yumuşak karnı ise "farklı" bir alanda... Gelen turist sayısı, "niceliğe" dair tespittir... İhracatta "ciroya" odaklı zihnimiz, turizmde de aynı hatayı yapıyor. Oysa turist sayısını artırmak, işin sadece bir boyutu. Bütün enerjisini buna harcayan karar vericilerimizin dikkatinden kaçan; kişi başına harcamadaki gerileme...
2010'da 33 milyon turist bize 20.8 milyar $ bıraktı. Bu da turist başına 630 $ ediyor. Oysa bu rakam, 2009'da 664 $ idi. Türkiye, gelen turistten daha az para kazanıyorsa, ülkenin turizm potansiyelini "yeterince verimli" kullanamıyor demektir.Ülkenin turist sayısını, tanıtım, konaklama sayısı, pazarlama girişimleriyle artırabilirsiniz. Ancak gelen turiste daha fazla para harcatabilmek için "farklı" adımlar atmak zorundasınız.
Turizm yatırımlarında "ölçek"; sorun olacağa benzer. Şu anda dünyada bulunan 18 bin destinasyona yapılan toplam yatırım 400 milyar $'ı aşıyor. Gelen turistin daha fazla harcama yapmasını sağlamak için artık 3-5 milyon $'lık yatırımlar yeterli değil. Bunun için 300-400 milyon $ ölçeğinde yatırımlar şart.
2023'te 500 milyar $'lık ihracat hedefi var. Turizmde hedef, 50 milyon turist, 50 milyar $ gelir. Bu da halen 664 $ olan turist başına gelirin, 1000 $'a çıkarılmasıdır.
Soru şu; bizler daha nitelikli, daha çok çeşitlendirilmiş ve uygun ölçekli turizm hizmeti üretemez isek, bunu nasıl sağlayacağız?
Kentlere göre haritaladığımız "işsizlerimiz" için hangi kentimizde, nasıl ve ne kadar pozisyon açabilir?
İşsizlik haritası ile turizm haritasını "eş anlı" düşünme zamanımız gelmedi mi dersiniz!..