İlk sürüm binaları hatırlıyorum:
Bina demek doğru değil, gecekondu idiler zira... Köydeki barınak şehre inmişti, değil mühendis, kalifiye işçiye bile gerek yoktu inşa ederken...
Konduya göçün ardından, köyde kalanları çağırdık.
Daha büyük bina gerekiyordu.
O meşhur sıvasız, seneye kat çıkarız umuduyla filizleri meydanda çatısız ikinci sürüm binaları yaptık. Onlar için müteahhit olmak yeterdi. Belediye zorunlu kılıyor diye inşaat mühendisi çalıştırdık.
Betonu keşfettik ama inşaatı yine vasıfsız işçiler yapıyordu.
Sonra fert başına gelir arttı, kentler gelişti ve aniden estetiği fark ettik, dış cepheyi keşfettik.
Bu defa mühendislerin yanı sıra mimarlar devredeydi. İşçi mi? Hâlâ vasıfsızdı fakat üçüncü sınıf binaların betonun artık bir standardı vardı.
Şimdi dördüncü sürüm lüks binalar çağındayız. Müteahhitleri ünlü, projeleri fiyakalı, binaları akıllı; fakat...
Fakatı şu ki işçiler hâlâ eğitimsiz, denetim eksik, olanı da yaptırımsız... Yüzlerce mega inşaat belgeseli izledim. Orada denetim, hayati önemdedir ve lise fen hocası kılıklı biri milyarlık proje sahibine aldırmadan, bir el işaretiyle binlerce sertifikalı işçinin çalıştığı projeyi durdurabiliyor.
Kimsenin de aklına "teslim süresi uzar, maliyet artar, durduramazsın" demek gelmiyor.
Çünkü işyeri güvenliği bu insanların zihninde en önemli noktaya taşınmış, inşaatın üretim kalitesi ve güvenilirliği tavizsiz yönetilmiştir.
Bu yazdıklarımı bilmiyor muyuz sanıyorsunuz?
Akıl tutulması yaşamayan herkes soruna teşhis koyabiliyor. Peki, neden onlarca insanımız ölüyor? Çözümü biliyoruz ama ona hazır değiliz. Yer bitti yarın bu çözümsüzlük tuzağını yazacağım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN