Atatürk Havalimanı'nda gerçekleştirilen terör saldırısında insanlarımızı kaybettik. Başımız sağ olsun. Yakınlarını kaybedenler için sabır ve metanet, yaralananlar için acil şifalar diliyorum.
Bu terör saldırısından sonra medyanın durumunu incelediğimizde iki eğilim dikkatimizi çekti. Birincisi: Terör haberlerinin nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin gözle görülür bir bilinçlenme var. Bu bilinçlenme ikinci eğilimin, yani farkında olarak ya da olmayarak terörün amacına hizmet eden; korku ve endişe yayıcı spekülatif haberler yapan, kurbanların haklarına saygı göstermeyen yayıncılık anlayışının tespitini kolaylaştırdı.
Yapılan bazı hataları sıralayalım:
Olayın yerine, gerçekleşme biçimine, ölü ve yaralı sayısına dair teyit ve tasdik edilmeye muhtaç pek çok bilgi sorgulanmadan paylaşıldı.
Dezenformasyon ve manipülasyon yapıldı. Maksatlı sosyal medya paylaşımlarına ve sahte görgü tanıklarına itibar edildi.
Havaalanı güvenliğinden sızan ve patlama anını gösteren iki video sorgusuz, sualsiz olarak yayına verildi. Özellikle kalabalığın üzerine doğru koşarak kendini patlatan teröristin görüntüsünü paylaşmak bir gazetecilik refleksi ve başarısı değildi. Üstelik medya etiği açısından son derece sakıncalıydı.
Birçok web sitesinde, ki bunlar arasında ana akım medya organlarına ait olanlar da var, Brüksel ve Paris saldırılarından sonra çekilmiş, kanlı panik fotoğrafları sanki saldırısına aitmiş gibi okurla paylaşıldı.
Olay henüz bütün boyutlarıyla aydınlatılmadan, acılar tazeliğini korurken insani duyarlılıkları bir kenara bırakıp kaygı ve kayıpları siyasi ranta dönüştürmeye çalışanlar oldu.
Bu tür hataları bilerek ya da bilmeyerek yapmak gazeteciyi teröristin yardımcısı haline getirir. Sabah gazetesini duyarlı yayıncılık yaptığı ve medya terörünün bir parçası haline gelmediği için kutluyorum.

***

Taşra baskısı
Okurlarımızın uyarısı sayesinde farkına vardım. Çeşitli sosyal mecralarda ertesi günkü Sabah gazetesinin ilk sayfası paylaşılarak 'terör haberini yok sayma', 'karartma', 'görmezden gelme' imaları yapılmış; 'yayın yasağı' esprileri patlatılmış.
Paylaşılan ilk sayfa gerçekten de Sabah gazetesinin ama saldırı gerçekleşmeden önce yapılıp gönderilen taşra baskılarına ait. Bu baskılar dokuzdan önce geçilmiş oluyor ve değiştirilemiyor. Bütün gazeteler için durum aynı.
Saldırıdan sonra yapılan şehir baskısında terör saldırısı Sabah'ın manşetindeydi.

***

Masumiyet karinesi ve takip haberleri
Tırnak işareti gazeteciliğin kullanışlı vasıtalarından biridir. Yer kazandırır, başlığı çarpıcı hale getirir, alaka uyandırır.
Sadece röportajlarda değil haberlerde de kullanılır. Gazete editörü bir başlığı tırnak içine aldığında kabaca şu mesajı verir: "Cümle bana ait değil, habere konu kişilerden biri söyledi; ben de ilgi çekici bulduğum için başlığa çektim."
Ne yazık ki ben okurun röportajlar dışında bu ayrımın farkına vardığından emin değilim. Özellikle suçla bağlantılı haberlerde.
4 Nisan 2016'da Sabah'ta yayımlanan haberin başlığı tırnak içinde 'Azmettirici İzzet Çapa.' Nişantaşı'nda bir kafede silahlı saldırıya uğrayan ve yaralanan B. bu işin azmettiricisinin eski ortağı İzzet Çapa olduğunu iddia etmiş. Zaten spotta da bu durum 'öne sürdü' ibaresiyle belirtilmiş.
Etik açısından tartışmalı bulsam da teknik açıdan buraya kadar her şey normal.
Fakat haberin içinde sadece Hakan B.'nin iddialarına yer verilmesi, İzzet Çapa'nın 'cevap hakkına saygı' gösterilmemesi bir eksiklik. Böyle durumlarda 'iddia edildi gazeteciliği' yapılacaksa bile tüm tarafların iddialarına yer verilmeli.
Geçtiğimiz 30 Haziran 2016'da davanın duruşması gerçekleştirildi. 75. Asliye Ceza Mahkemesi 'suçun sabit olmadığı' gerekçesiyle Çapa'nın beraatine karar verdi.
Elbette bu karar da henüz bütün aşamalardan geçmiş ve kesinleşmiş değil. Bozulabilir, onanabilir, mahkeme kararını değiştirebilir, mahkeme kararında diretebilir, tekrar bozulabilir, tekrar onanabilir. Neticede bu halen görülmekte olan bir dava ve gazeteciler bütün aşamaları boyunca 'masumiyet karinesi' ilkesine riayet etmeli.
Bir başka önemli sorun da takip haberlerinin ilk haberler kadar ilgi görmemesi. Hem gazeteler hem de okurlar açısından durum böyle. Tanınan bir insan olması nedeniyle Çapa'nın adının bu hadiseye karışması sansasyonel bir etki uyandırdı. Onlarca hatta yüzlerce haber yapıldı. Etiketlendi, yaftalandı. Bu hadise bahane edilerek yazarı olduğu Hürriyet gazetesiyle yolları bile ayrıldı.
Öte yandan, ilgili mahkemenin verdiği bu beraat kararı pek az alaka uyandırdı. Bağlantılı haberler ve fikri takip yapılmadı. Bu da mağduriyetlere yol açan ya da mağduriyeti kalıcı hale getiren bir yaklaşım.
Gazetecilikte 'süreklilik' de 'güncellik' kadar önemlidir. Okura aktarılan bilgileri güncellemek gazetecinin doğruluk misyonuna dairdir.
Unutmayalım; Türkiye'de haklarında dava açılan insanların yalnızca üçte biri mahkûm oluyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN