Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Antalya'da CHP'nin eski ve yeni genel başkanları Baykal ve Kılıçdaroğlu'nun bir araya gelip halkın karşısına çıkması ne anlama geliyor?
İlk bakışta olumlu görünen bu siyasi fotoğrafın CHP'nin çekirdek tabanı açısından belki bir karşılığı olabilir ama Türkiye toplumu açısından pek bir şey ifade etmediği çok açık.
Bırakın bu iki siyasi aktörün parti içinde yeni bir hesaplaşmaya hazırlanmasını, bu birliktelik Kılıçdaroğlu'nun "biraz değişim" üzerine kurduğu siyasi yolculuğu bile sekteye uğratabilir. Çünkü Antalya'da Kılıçdaroğlu ile halkın karşısına çıkmadan önce Baykal, medyaya şöyle diyordu: "Evet, çıkarsa ülke bölünür…" Bu yaklaşımı bir yerden hatırlıyorum. Baykal Cumhurbaşkanı seçimini engellemek için ortaya atılan 367 kararı için ne demişti?
"Anayasa Mahkemesi 367 koşulunu kabul etmezse ülke kargaşaya sürüklenir"
Ne oldu sonra? Ülke değil ama CHP kaosa sürüklendi. Aslında Baykal ne dediyse, hiçbiri çıkmadı. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Yakın tarihte "Laik-anti laik" çatışması dendi, tutmadı.
Türkiye İran olacak dendi, olmadı. Danıştay cinayetini "Bu şeriatçıların işidir" diye yorumladı, doğru çıkmadı. Şimdi referandum için aynı şeyi yapıyor: "Evet çıkarsa ülke bölünür…"
Negatif ve kışkırtıcı siyasi mesajlarla "sosyal demokrat" olunabileceği nerede görülmüştür?
Peki, Kılıçdaroğlu daha "sosyal demokrat" bir yaklaşım sergileyemez mi?
Doğrusu bu şansı vardı ama sanıyorum referandum süreci o şansı bitirdi. İkilinin Antalya'da bir araya gelmesi ise "statüko kardeşliği"nden öte bir anlam ifade etmiyor. Kılıçdaroğlu'nun siyaset dilini, sertliğini, bir adım ileri iki adım geri atışını bir yana bırakıyorum bakın son mitingde ne diyor:
"Evet derseniz bir sabah sizi de götürüp içeri atabilirler"
Statükocu sistemi savunmak insanı böyle savuruyor. Bir an Kılıçdaroğlu'nun o 90'lı yılları hatırlamasını istiyorum. Bugün CHP'nin de mirasına sahip çıktığı SHP'nin iktidar ortağı olduğu o yıllarda, bu ülke, tarihinde hiç görmediği kadar faili meçhul cinayete tanık oldu.
Türkiye'nin "sol"cuları iktidar ortağıyken neden bu sistemi değiştirmek için girişimde bulunmadı?
Çetelerin eroin ticareti yaptığı, devlet ruhsatlı mafya babalarının sokakları kan gölüne çevirdiği yıllarda onlar iktidar ortağıydı. Mafya babalarını hatırlayın. Banka ihalelerine giriliyor, iş adamlarının "kimyası değişiyor", başbakanlar tehdit ediliyordu. Bir tetikçinin şu sözleri haber bültenlerinde günlerce yayınlanmıştı: "Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır"
Teminat aslında bugün de karşımızda duran "statükocu devlet"ti… Türkiye toplumu bu devlet yapısının bedelini 80 yılda çok ağır ödedi.
6-7 Eylül'leri, Kanlı Pazarları, 1 Mayıs, Kahramanmaraş ve Çorum katliamlarını hala unutmadık. Tek tek pusuya düşürülüp öldürülen aydınlar hala hafızamızda. Ne diyordu Emekli Koramiral Atilla Kıyat: "Faili Meçhul cinayetler bir devlet politikasıydı."
Hangi devletin? İşte bugün referandumla değişmesi istenen devletin… O günler ne çabuk unutuldu? Baykal, o yıllarda yakılıp yıkılan Lice'ye bile girememişti. O günün Meclis'i yıllarca dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman'ın ve bugün Ergenekon sanığı olan Tuğgeneral Veli Küçük'ün ifadesini dahi alamamıştı.
Kavga bu sistemin değişip, değişmemesi için yapılıyor. İlk defa sandıkla bu sistemin kurumlarına el atılıyor. Cinayet işleyen, vatandaşını "iç düşman" gören bir devlet anlayışı çatırdıyor. Önümüzdeki seçenek şu; geçmişte ne yaptığını bildiğimiz bu statükocu devlet yapısı mı devem etsin, yoksa AB standartlarına uymaya çalışan yeni demokratik bir devlet yapısı mı oluşsun?
Referandum bize bu yolu açıyor?

Hepinizin Ramazan Bayramını kutluyor, sağlık ve mutluluk diliyorum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA