Türkiye'nin en iyi haber sitesi

12 Eylül referandumunun nasıl bir değişim dalgası yarattığını anlamak için şu olup bitenlere bakmak yeter.
AK Parti-BDP görüşmeleri, silahların susma ihtimali, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu' nun kendi çevresini de şaşırtan ezber bozan tavırları ve kirli tarihimize ilişkin art arda gelen açıklamalar...
Tüm bunlar "Yeni bir Türkiye" ye gittiğimizin işareti.
Şimdi buraya bir nokta koyup sizi 11 yıl önceki eski Türkiye'ye götürmek istiyorum.
Son günlerde adı en çok konuşulan kişi Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan...
Doğan'ın önce bir ses kaydı düştü internete... JİTEM denilen karanlık yapının 90'larda neler yaptığı pervasızca anlatılıyordu o ses kaydında. Orgeneral Eşref Bitlis'in öldürülmesindeki rolünden, 10 bin kişiye silah dağıttığına, cinayet başına 3 bin lira verdiğine kadar bir dizi çarpıcı açıklama vardı.
Önceki gün de gelip Ergenekon savcısı Zekeriya Öz'e yaklaşık 8 saat ifade verdi. Neler açıkladı henüz belli değil ama 11 yıl önce İstanbul Beşiktaş Balmumcu'daki Jandarma Bölge Komutanlığı'nda karşılaştığım Albay Doğan'ın bugünkü Arif Doğan'a dönüşmesi Türkiye'nin nasıl değiştiğini gösteriyor.
Arif Doğan
adını ilk kez 1996'da ortaya çıkan Yüksekova çetesiyle duydum. Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde PKK itirafçısı Kahraman Bilgiç'in, Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz'a verdiği ifadelerle bu çete ortaya çıkmıştı.
1999'da Kanal 6 televizyonundayken, İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Engin Hoş'tan bir davet aldım. Öğlene doğru komutanın odasına girdiğimde içeride sivil bir kişi daha vardı.
O dönemde farklı operasyonlara imza atan Tuğgeneral Hoş'un ne söyleyeceğini merak ederken, bir süre havadan sudan söz ettik. Sonra çaylarımızı yudumlarken, yavaş yavaş da olsa asker sivil ilişkilerini, askerlerin Kürt meselesine nasıl baktığını hatta açık darbe ihtimali olup olmadığını sordum.
Ama ne mümkün, komutan hiçbir konuda konuşmuyor. Her sorudan sonra karşımda oturan sivil kişiye dönüp şöyle diyor:
"Bunları albayım bilir..."
Albayın cevapları klasik asker cevaplarını aşmıyor ama ses tonu inanılmaz sert ve otoriter.
Sürekli de sivil siyasetçileri suçluyor. Bir ara dayanamadım şöyle dedim:
"Albayım bütün suçu sivillere yıkıyorsunuz ama bu ülkede ikide bir darbe yapıldığı gibi Güneydoğu'da neler olduğu da ortada..."
Birden ortam buz kesti. Albay bu kez daha bir öfkeli, "Biz bu ülke için canımızı ortaya koyup, mücadele ettik" gibi şeyler söyleyip ekledi: "Sen nerelisin?"
Soruda bir bit yeniği olduğu açıktı ama artık iş işten geçmişti.
"Karslıyım..." dedim. Albay aynı pervasızlıkla devam etti: "Karslıları hiç sevmem."
O an kendimi çok kötü hissettim. İsmini söylemese de karşımda oturan albayın kim olduğu kafamda şekillenmişti. İbrahim Babat gibi itirafçıların söylediklerini, JİTEM'i, karıştığı faili meçhul cinayetleri ve Bodrum'daki Sun Clup haraç olayını hatırlamıştım.
Karşımda oturan Albay Arif Doğan'dı. Korkunun ecele faydası yok deyip cevabı verdim: "Ben de JİTEM'i hiç sevmem..."
Gerilim had safhadaydı. Albay öfkeyle bir süre basının kendisini nasıl mahvetmeye çalıştığını anlatmaya devam etti ama konuşmanın tadı kaçmıştı. Araya giren komutan bizi sakinleştirmek için yemeğe götürdü. Oradan ayrıldığımda hâlâ gergindim ve Albay'ın bir Tuğgeneral karşısındaki gücü beni şaşırtmıştı. İşte o güçlü Albay, bugün itiraflarda bulunan Arif Doğan'dı.
Türkiye'nin demokrasiyle buluşmasını, özgürleşmesini istemeyenlerin yarattığı Arif Doğan...
Şimdi yapayalnız... Vicdan azabı çekiyor mu bilmiyorum ama onun gibiler bu ülkeye çok acı çektirdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA