Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Millet İttifakı'ndaki çatırdamanın birçok nedeni var. Ön planda birçok adayın rekabet etmesi görülse de asıl önemli olan bu ittifaka dahil partiler arasındaki derin ideolojik farklılıklar.
Seçim barajının yüzde 7'ye indirilmesi, ittifak meselesinin değiştirilmesi veya daraltılmış bölge hazırlıkları bunun yanında ancak yan unsur olabilir.
Bu nedenle muhalefetin baraj meselesini MHP'ye bağlaması doğru değil. HDP'yle ilişkili olması ihtimali çok daha gerçekçi. Çünkü yüzde 7 barajıyla, kapatılma davası nedeniyle kafasında soru işaretleri oluşan HDP seçmeninin yoğunlaşmaması hedeflenmiş olabilir. Bu aslında CHP ve İP'in de işine geliyor. Özellikle CHP, HDP'den kaçacak seçmeni yakalamak ve CHP'yi adres göstermek istiyor.
Aslında bu tür hazırlıklarla seçimlerin etkilenmeyeceğini geçmişte gördük. Önemli olan sistemi güçlendirmek ve topluma yeni umut vermektir.
İşte bu noktada karşımıza siyaset üretmeyen, ilkeler üzerinden ittifak yapmayan, sadece "Erdoğan düşmanlığı"yla bir arada duran Millet İttifakı partileri arasındaki derin ideolojik farklılıklar çıkıyor.
Alın İP ile HDP'yi...
Bu iki partiyi birbirine bağlasanız bile bir arada durma ihtimali yok. Belki de bu yüzden hem Kılıçdaroğlu hem de Akşener ısrarla "erken seçim" isteyip durdu.
Bu derin ayrılığa bir de kimin aday olacağı meselesi eklenince ortalık toz duman oldu. Daha iktidar olmadan kavga başladı. Bugünlerde bırakın "Bizi neden dikkate almıyorsunuz?" diye feryat eden HDP'yi, CHP ile İP arasında bile gerginlik had safhada. İP Genel Başkanı Meral Akşener'in İmamoğlu çıkışı, yardımcısı Cihan Paçacı'nın açıklaması hesaplanmamış bir çıkış veya basit bir "sitem" değil. Arkasında küresel güçlerin de olduğu yeni bir projenin altlıkları bunlar. Bu yüzden İmamoğlu ismini bir yere yazın. Günü geldiğinde o devreye sokulacak.
Çünkü hem eski Türkiye kalıntıları hem de küresel güçler 2023'e son seçim gözüyle bakıyor. Bu seçimi kaybettiklerinde -büyük olasılıkla da öyle olacak- hepsi biter. Bu yüzden "Seçime kadar kavga etmeyelim" derdindeler...
Öyle bir dert ki bu, İmamoğlu'nu bile zoraki devreye sokup konuşturdular. Ama o satır arasında yine de asıl hedefini söylemeden edemedi. Bakın Ali Haydar Fırat'a verdiği söyleşide ne diyor:
"Şu an benim aklımdan geçen ve amacım, İstanbul'da görevini en iyi yapan bir belediye başkanı olmaktır."
Ama hemen arkasından "o makamı" ne kadar çok istediğini ve vazgeçmediğini de ekliyor:
"Ben bunu yaparsam zaten değişim olacaktır, değişime büyük bir katkı sunmuş olurum. Yani birilerinin dediği gibi İstanbul'u alan Türkiye'yi alır tezine de damga basmış olacağım. Benim yapmak istediğim budur."
Peki bunu ne zaman yapacak? Bütün siyasi aktörlerin, küresel güç odaklarının "kader ve son seçim" dedikleri 2023'ten sonra mı? Buna içerideki eski Türkiye kalıntıları izin verse bile Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş'ın dediği gibi küresel dostları izin vermez. Bu yüzden Akşener'in Fatih çıkışı sadece "kararlılık" benzetmesi değil, siyasi bir işaretti. CHP'liler bunu fark eder mi bilmiyorum ama halk şu gerçeğin farkında: 2023 seçimleri Türkiye'yi küresel arenada iddia sahibi yapan sahici bir aktör ile adı ne olursa olsun siyaset mühendislikleriyle pazarlanan suni bir aktör arasında geçecek.
Gerisi teferruat...

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA