Eğitim sistemimiz her dönemde tartışıldı. Okullar açıldı, dersler başladı, hâlâ sistem yüzünden öğrenciler ve öğretmenler rahat şekilde derslere başlayamadı. Boş kalan kontenjanlar, ücretsiz ders kitaplarına karşılık alınan yardımcı kitaplar, liselerde bölümlerin kaldırılmasından sonra ortaya çıkan ders dağılımı, okul yöneticilerinin beş yıl rotasyon nedeniyle yer değiştirmesi yüzünden idari boşluklar eğitim sistemimizin sancılarını ortaya koyuyor. Bunlarla birlikte mevcut durumda öğrencileri ezberci, pratik olmayan, onlara kalıcı bir şey kazandırmayan bir sistemle eğitiyoruz.
Bütün bu olumsuzluklar bize şu soruyu sorduruyor:
Nasıl bir eğitim sistemi oluşturmalıyız ve en önemlisi de bu sistemle gençlerimizi topluma her yönüyle nasıl kazandırmalıyız? Bu soruyu yanıtlayabilmek için, gençlerimizden beklentilerimiz, gençlerin de bizden beklentileri nelerdir, bunu belirlememiz lazım. Gençlerimiz, öğrencilik yıllarında kendisine verilenleri iyice öğrenmeli, meslek hayatına atıldığında da tüm kabiliyetlerini kullanarak yapabileceğinin en güzelini ortaya koymalıdır. Gençlerimiz milletimizi ve de devletimizi daha çağdaş yarınlara taşıma konusunda ısrarlı ve de gayretli olmalıdır. Böyle bir genci yetiştirmek elbette ki büyük fedakârlık, ciddi bir eğitim ister. Bu noktada devlet her türlü imkânı seferber ediyor. Fakat sistem yürümüyor. Sistemi yürütenlerde bir boşluk var. Boşluğu doldurduğumuzda sistemin daha sağlıklı yürüyeceğinden eminim. Kasımda düzenlenecek Milli Eğitim Şûrası'nda tüm bu sorunlar ele alınır. Bir daha bunlarla uğraşmayız.
Kontenjanlar boş kalmasın
Binlerce öğrenci üniversiteli olmak için hayaller kuruyor. Geçmişte bu hayalleri kontenjan yetersizliği engelliyordu. Şimdi üniversite sayımız 156'ya yükseldi. Ek kontenjan rakamları açıklandı. Üniversitelerde 145 bin kontenjan boşluğu var. Şimdi kontenjan var, öğrenci var fakat sistem öğrencilerin okumasına engel. Taban puan yüzünden öğrenciler kayıt yaptıramıyor. Üniversiteler yüzde 40 kapasitede öğretime başlıyor. Her öğrencinin devlete maliyeti ortalama 7 bin dolar.
Bu parayı görmezden gelecek kadar zengin ülke değiliz. Yetkililer konuya bir an önce çözüm bulmak zorunda. Çözümsüzlük öğrencilerimizi, eğitimini yurtdışında sürdürmeye zorluyor. Sonuç; bir yıl yurtdışında okuyan öğrenci denklik yoluyla ülkesine dönüyor. Bu çarpıklığı düzeltmek YÖK'ün elinde. Yetkililer öğrencileri "hülle" yapmaya yöneltmesin. MEB'in yaptığı gibi ÖSYM de, ikinci ek yerleştirmede 180 puanın altında alan adaylara da lisans tercihi yapma avantajı sağlayarak hem üniversiteleri, hem de veli ve öğrencileri sıkıntıdan kurtarabilir.