Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İtiraf ediyorum kaçtım.
Milletin davetiye bulmak için çıldırdığı İstanbul Moda Haftası'nın en güzel yerine konuşlanmışken bir anda çıldırıp çaktırmadan tüydüm.
Aslında her şey Halkla İlişkiler ve İletişim Uzmanı Ali Saydam'ın davetiyle başladı.
Kendisinin yeri her zaman ayrı, en alakasızından bilmemne boru tesislerinin açılışına bile çağırsa gözüm kapalı giderim yani. O zaman istikamet belli İstanbul Moda Haftası ve Dilek Hanif Defilesi.
Açıkçası pek belirli gün ve haftalar insanı değilim. Çünkü içime korku basıyor, merdivenlerden takılıp düşecekmişim, ille de bir şeyi eksik yapacakmışım hissi iki yakamı bırakmıyor.
O yüzden ellerimi açıp kimsenin beni Moda Haftası'na çağırmamasını diliyordum ama dedim ya söz konusu isim Ali Saydam.
Perşembe günü trafiği de göz önüne alarak defileden bir saat önce yola çıktım. Hiç dergilerden fırlamış gibi olamayacağım, bir jean, bir ceket ve tişörtle tamamım. "Bu olaydan da alnının akıyla çıkarsın kızım" gazlamalarıyla Karaköy Antrepo 3'ün kapısına vardım.
Arabayı otoparka bıraktım, usul usul defile alanına giden merdivenleri çıktım. İçeri girdim, bir sürü flaşı göğüsledim.
Moda Haftası'ndan beklentilerimi soran televizyon muhabirine saçma sapan cümleler salladım.
"Dilek Hanif'ten başka kimlerin defilelerini izleyeceksiniz?" sorusuna da yaya yaya Özgür Maaaasur mu yoksa çok çabukça 'Masur' mu diyeceğimi bilemediğim için sanki bir Nihat Odabaşı Gülben Ergen kıvamında kankaymışız gibi; 'Tuvana Büyükçınar ve Özgür' dedim.
Nihayet çaresizliğimi fark eden PRcı arkadaşımın koşup koluma girmesiyle salonun yolunu buldum.
Amanın! İçerisi öyle kalabalık ki, podyumun sağlı sollu tarafına kurulmuş tribünlerde oturma savaşı yaşanıyor. En öne yerleşenler haklı gururlarını yaşıyor. Foto muhabirleri kendilerine ayrılan yere sıkışmışlar gibi, ünlülerimiz ve süslenmiş kadınlarımız poz veriyor.
Ee, zaten olayımız bu; Strike a pose! Vogue!
O anda gurbette bir komşu, çölde bir yudum su hissiyle Biricik Suden ve Mazhar Alanson'u gördüm. Yanlarına kendimi dar attım ki Biricik kırmızı ruju ve 'buralar bizim' edasıyla ilk golünü attı.
Fularlı ceketiyle tarzlar üstü bir edayla oturan Mazhar Abi ise beni tanımadı. Resmen tanımadı. Sonra "Aaa Ayşeciğim valla tanımadım" demez mi.
Yani beni nasıl tanımazsın Mazhar Abi. Ha dayım, amcam tanımamış ha sen. Ben biliyorum işin aslını, o kadar konuya uzaktım ki Mazhar Abi beni tanımazlıktan geldi.
Düşünsenize ayağımda topuklu ayakkabı bile yoktu.
Neyse, geçtim bana ayrılan yere. Oturdum, sağa sola baktım. Derin nefes aldım. Ardından karşımdaki kadının fosforlu pembe acayip ayakkabılarına baktım, öbürünün az sonra uzaya ışınlanacakmış da son anda sekreterlik işi çıkmış kıvamındaki eteğine baktım, koşturan kızlara baktım, yer bulamadıkları için ağlamaklı davetlilere baktım.
Sonra elimdeki telefona baktım ve içimden "Haydi aslanım ya şimdi ya hiç" dedim. Telefonla konuşur gibi yaparak yavaşça olay mahallinden uzaklaştım.
Defileye kadar gidip izlemeden dönerek yine abuk bir harekete imza attım.
Açıkçası dayanamadım. Eminim çok güzel defileler olmuştur ama yapamadım işte.
Modaya bayılmama rağmen, kıyafet, takı ve ayakkabı delisi olmama rağmen beş dakika daha o karmaşada kalamadım.
İstanbul Moda Haftası yazısı patlatmamı bekleyen okurlarıma yazacağım tek şey bu işte. İnsanın kendisini bilmesi en büyük ferahlığıdır değil mi canlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN