Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NUR ÇİNTAY

Bir pide yeter

Çorbaya, hurmaya, belki iftariye tabağına hayır demezsiniz. Ama 44 keçi ve 88 oğlağa, boyu 15 karış olan bin hıyara, güllaçtan kefene ve pilavdan mezara gerek var mı? Ramazan’da aşırıya kaçmayalım, bir pide yeter!

Dikkati tam, hafızası sağlam, takibi firesiz okur hatırlayacak mı bakalım: "Ramazanda çok taamdan haz etmem / Hemen hemen 50- 100 sahan olsun / Nefsimi ziyade zevke doyurmam / İster emir veren şah cihan olsun..."
Kaynaklarda Ramazan Destanı, Ramazan Yemekleri Destanı, Yemekler Destanı, Aç Gözlü Destanı, Aç Gözün Destanı gibi isimleri ve pek çok varyantı olan bu dörtlükler topluluğunun kulaklarını, geçen Ramazan'da da çınlatmıştık. Âşık Siyahî, Âşık Hasan, Âşık Hüseyin, Âşık Ömerî, Âşık Mustafa gibi mahlaslarla yer alan ve ufak tefek farklar taşıyan destanların teması aynı: Ramazan'da göz dönmesi!
İlk sözü alan Yağcı Dede/Mustafa Yıldız, "50-100 sahan" dedi dikkat edin, iki-üç kaşık der rahatlıkta! Bedelini ödemeye, 'şipşişko' olmaya gönüllü: "Höşmeri sahana koysan yayılır / Ballı lokma birbirinden sayılır / Güvercin kızartmasın gören bayılır / Onu yesem karnım şip şişman olsun..."



KIRK-ELLİ SAHAN YETER Mİ?
Âşık Hüseyin daha mı tokgözlü acaba; "kırk-elli sahan" diyor zira. Ama hayır. Halil İbrahim Sofrası'ndan (Ali Abbas Çınar, Kitabevi) takip edelim: "Tabaklar gelir çifte çifte / Şekerli reçelden edelim sefte / Onun ardında ekşili köfte / Dolma yirken gönlüm şaduman olsun // Âşık Hüseyin der ki çoktur aşlarım / Tavuk dolmasını sever dişlerim / Kavurma ile cenge başlarım / Yahni benimle imtihan olsun..."
Ailevi mevzulara da giriyor Âşık Hüseyin: "Yoğurtlu yemeklere bu canım feda / Biraderim gayret et al bir daha / Sadeyağ ile hele pek şifa / Oğlun doğarsa adı Şaban olsun // Kavun, karpuz ağzın yağı almalı / Eve gidemezsem bu gece burada kalmalı / Familyama kocan uyur deyip haber salmalı / Hâlimi duyunca ehlim handan olsun..."
Âşık Ömerî elleriyle girişmek, bunu da etrafa göstermek istiyor belli ki: "Gelsin paça, sirke sarımsak ile / Balıklar kızarmış zeytinyağ ile / Oturup başlasam beş parmak ile / Ben yiyem âleme seyran olmalı // Sofranın etrafı altın varaklar / İki yana konmuş yağlı çörekler / Bıldırcın dolması, etli börekler / Yahni benimle imtihan olmalı..."
Âşık Hasan mübalağanın zirvesine çıkıyor. Ya da dibine vuruyor mu demeli: "On sekiz sığır on altı buzağı / Seksen sekiz keçi, kuzu, oğlağı / Koyun kebabı ile getir tabağı / Kuzu büryanları sat hezar olsun..." Kendisine biçtiği nihai son bile yemekli: "Buzlu hoşaf ile cenazem yunsun / Güllaçtan bir kefen bana bulunsun / Vücudum pilavdan mezara konsun / Kelle şekerden de bir nişan olsun..."
Âşık Siyahî, "On altı sığır otuz altı buzağı / Kırk dört keçi seksen sekiz oğlağı" diye eli daha da artırıyor. Doymayacak: "On kazan aşure olursa ya Hû / O nazlı aş için çekerem arzu / Kavun, karpuz şöyle dursun badehu / Boyu on beş karış bin hıyar isterem..."

İLK İSMİ PİTA, KÖKENİ BELİRSİZ
"Yemek taşıyanları bin kadar isterem", "Yağlı yerlerin hep kenar isterem", "Bahçede bin ağaç meyvedar isterem" dedikten sonra ama... Bütün bunların yalan olduğunu itiraf edip "Bir danecik sadikane yâr isterem" diye bağlıyor lafı..
Doğrusu ben de Ramazan'da onca çeşit, onca israf değil, bir tanecik sadık sevgili isterim: Pide! Yunanlılar mı Ortadoğu'dan almış, yoksa tersi mi belli değil ama pidenin ilk isim 'Pita', doğum da M.S. 2. yüzyıl.
Acem pidesi (kirde), çakmak pidesi (tırnak pidesi), çakıl pidesi, çimdik pidesi, tandır pidesi... Böyle çeşitler var Osmanlı'da. Bugün de sucukludan tahinliye, kıymalıdan kaymaklıya türlü çeşidi yapılıyor ama onların yeri ayrı, iftarda dumanı tüten Ramazan pidesinin yeri apayrı.
Henüz ılıkken içine sürülen tereyağı ile dünyanın en şahane lezzeti olabilir Ramazan pidesi. Canım. Canımız. Hoş geldin.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA