"Kendisini yakalamaya çalışan polisle oyun oynayan seri katillerin yaptığı gibi, suç mahallerine şaşırtmacalı ipuçları bırakan istihbarat örgütlerinin birbiriyle gizli bir lisanla konuştuğu bir dönemdeyiz. Bu dilin kriptolu mesajlarının taşıyıcısı ise terör eylemleri."

Yukarıdaki paragraf, SABAH Pazar'da yayınlanan 1 Kasım 2015 tarihli 'İstihbaratın kriptolu dili: Terör' başlıklı yazımın girişinden alıntı. Terör, kriptolu mesajını geçtiğimiz Çarşamba akşamı yine Ankara'da menfur bir saldırı ile verdi. Ne var ki bu kez mesajın karmaşık 'istihbarat algoritmaları'yla şifrelenmesine bile ihtiyaç duyulmamıştı. Hedef, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Hava Kuvvetleri personeliydi. 24 Kasım 2015'te sınırımızı dördüncü kez ihlal eden Rus SU-24 uçağını düşüren Hava Kuvvetlerimizin…

Rus destekli Esad rejimi+PYD'nin silahlı kolu YPG -ve dahi Mare'ye doğudan yapılan kıskacı da hesaba katarsak- DAEŞ konsorsiyumu tarafından Azez-Mare hattını kapatmayı amaçlayan kuşatmaya, Türkiye'nin Kilis'ten obüs atışlarıyla cevap vermesinin hemen ardından geldi bu saldırı. Terör örgütü PYD, Figen Yüksekdağ'ın mikro düzeyde yaptığını makro ölçekte yaparak, yani sırtını, kendisine desteğini gizlemeyen ABD ve daha çok Rusya'ya yaslayarak Ankara'ya, devletin merkezine saldırdı. Üstelik PKK, saldırganın kimliğinden (Suriye uyruklu Salih Neccar) anladığımız kadarıyla her ne kadar TAK markasıyla üstlense de, PYD markasıyla saldırdı. ABD'nin "PYD terör örgütü değildir" yalanını tekzip edercesine...

PYD'NİN SONUNA KADAR İNKÂR TAKTİĞİ
Olaydan bir saat sonra eylemin tarzından yola çıkarak (Askeri kurumlar hedef seçilmişti) olağan şüphelinin PKK olduğunu, saldırının YPG'nin bombalanmasına bir misilleme niteliğini taşıdığını Twitter'da yazdım. PYD'nin, sivil kayıpların da etkisiyle terör eylemini üstlenmeyeceğini de… Nitekim inkâr ettiler. İnkâr ettiler ama PKK'nın elebaşlarından Cemil Bayık, saldırının bir misilleme olduğunu söyleyerek terör eylemini dolaylı yoldan üstlendi. PKK'nın haber ajansı ANF'ye şu açıklamayı yaptı Bayık:

"Ankara'da militarizmin merkezinde yapılan eylem halkımıza karşı yürütülen insanlık dışı, vahşi, soykırımcı katliamlara karşı misilleme eylemi olabilir. Daha önce Kürdistan'daki katliamlara misilleme olarak bu tür tepki eylemleri yapanların olduğunu biliyoruz. Herhalde eylemi yapanlar yakında niye yaptıklarını açıklarlar. Ancak şu açıktır ki, Kürtlere karşı bu kadar zalimce bir savaş yürütüldüğü ortamda birilerinin misilleme ve tepki eylemleri yapması anlaşılır bir durumdur. Cizre'de genç, sivil katleden bir devletin bu eylemler neden yapılıyor demeye hakkı yoktur. Bu eylemlerin sonuçları Kürdistan'da yapılanların yüzde biri bile değildir."

Kriptolu bile değil, dolayısıyla tercümeye ihtiyaç yok ama biz yine de bu açıklamayı tek cümleyle özetleyelim. Hatta Türk Dışişleri yetkilileri, ABD'li mevkidaşlarına bu açıklamayı, Paul Henze'nin 12 Eylül Darbesi'nden sonraki sözüne atıf yaparak "Bayık özetle "Our boys have done it." (Bizim çocuklar yaptı) diyor" şeklinde tercüme edebilirler. Çünkü Bayık "Bizimkiler yaptı. Türkiye'nin askeri operasyonları sürdükçe bu tür misillemelerde bulunmayı da sürdüreceğiz" demeye getiriyor.

BAYIK, SALİH MÜSLİM'İ TEKZİP ETTİ
Ben açıkçası bu kadarını da beklemiyordum. Doğrudan ya da dolaylı itiraf, kendileri açısından büyük bir stratejik hata olurdu çünkü. Muhtemelen saldırıdan sonra kan gözlerini kör ettiği için intikam naraları atarak yaptılar bu stratejik hatayı. İmzalarını gizleyemediler, 'habis eser'lerine sahip çıktılar. Bunu yaparak PYD'nin Salih Müslim'in ağzından dolaşıma soktuğu "Biz yapmadık" açıklamasını da geçersizleştirdiler. Ankara'ya, PYD/YPG'nin de bir terör örgütü olduğunu ispatlama konusunda büyük bir koz vermiş oldular. Türkiye, hem bu menfur terör saldırısının hesabını sormalı, hem de bu olayın insanımıza, askerimize, vatanımıza doğrudan bir saldırı olduğunu Birleşmiş Milletler'in beş daimi üyesine ve 'ondan daha büyük olan tüm dünyaya' anlatarak haklılığımızı öyle ya da böyle kabul ettirmeli. Ankara saldırısında kaybettiklerimiz başta olmak üzere tüm şehitlere karşı sorumluluğumuz bu.

PKK DAHA ÖNCEKİ ANKARA SALDIRILARI
Ankara'da daha önce de buna benzer terör saldırıları yapmıştı PKK. İlk akla gelen örnekler, Ulus'taki Anafartalar Çarşısı'nda 22 Mayıs 2007 tarihinde canlı bomba 'Erdal Andok' kod adlı Güven Akkuş tarafından gerçekleştirilen terör eylemi ve 20 Eylül 2011'de yine bomba yüklü araç ile Ankara Kumrular Caddesi'nde gerçekleştirilen PKK'nın Gençlik Yapılanmasına üye Ümit Akgümüş imzalı terör eylemi.

PKK, her türlü terör eylemini olduğu gibi doğrudan sivilleri de hedef alan eylemler yapan bir örgüt. Bunu defalarca gösterdiler ama bundan sonra Sur'da, Cizre'de, Nusaybin'de, İdil'de, hatta Kandil'de ve dahi Kamışlı'dan Afrin'e uzanan hatta darbe yedikçe bu tür saldırıları daha çok yapabilirler. Terör, ABD ve Rusya'nın desteğiyle iyiden iyiye şımardı çünkü. Ve PKK bu iki ülke başta olmak üzere büyük güçlerin gizli servislerinin kuklası, 'emperyalizmin maşası' olduğunu saklamıyor. Geçmişte bunu kamufle ederek yaparlardı, şimdi saklama ihtiyacı da duymuyorlar. O derece pervasızlaştılar. İstihbaratın kriptolu dili de basitleşti. Daha doğrusu biz o dili anladığımız halde (Çünkü 35 yıldır bu dilin tercümesini yapıyoruz. Teröre dirençli bir ülkeyiz.) mesajları Türkiye olarak ayağımızın altına alıp çiğnedikçe daha dolaysız konuşmaya başladılar.
İstihbarat demişken… Geçtiğimiz Perşembe A Haber'de sözünü ettiğim istihbarat belgesinin içeriğini de paylaşayım. Belge, ilgili kurumlara gönderilmiş. Gönderen de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT). Belgedeki örgüt listesinde PYD yer almıyor. PKK çatı örgüt olduğu için buna gerek görülmemiş olabilir. 7 Ocak 2016 tarihli belgede aynen şöyle deniliyor:

"KONGRA-GEL (PKK)-KCK-TAK tarafından Ocak 2016'da Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere metropollerde canlı bomba/sabotaj tarzı eylemler gerçekleştirilmesinin planlandığı, keşif çalışmalarının yapıldığı;

Eylem hedefleri kapsamında Emniyet veya TSK mensuplarının yoğun kullandığı güzergâhlar, personel servis araçları, Ankara/Kızılay veya İstanbul/Taksim gibi kalabalık meydanlar ve havaalanı benzeri stratejik tesislerin bulunduğu…"

Belgede gördüğünüz üzere istihbarat net. 'Servis araçları, Kızılay' diyor. Demek ki kurumlar arası koordinasyonu artırıcı tedbirler alınmalı. "MİT uyardı. Ama diğer kurumlar hiçbir şey yapmadı" gibi yıkıcı suçlamalara girişmeden… Çünkü Türkiye'ye terör yoluyla savaş açıldığı bir ortamda kurumların birbirini suçlaması terörün amacına hizmet eder. Asıl istihbarat zaafını da bu yaratır.

TERÖR ÜZERİNDEN VEKÂLET SAVAŞI
Türkiye, kendisine kurulan stratejik tuzakları görebilecek akla sahip bir ülke. Suriye'ye koalisyonsuz hava/kara harekâtı bence bu tuzaklardan biri. Ve devlet aklı, bu tuzağa kolay kolay düşmeyecektir. Ondan önce kullanabileceği bir dizi koz var. Türkiye, Azez-Mare arasını obüslerle ve orta menzilli füzelerle vurmaya devam etmek, İncirlik'i kapatmak (Çünkü teröre karşı uluslararası işbirliği yokken ABD'ye İncirlik'i, 'sözüm ona teröre karşı' kullandırmak anlamsız), hatta Montrö Sözleşmesi'nin 20. ve 21. maddesini işleterek Boğazlar'ı kapatmak dâhil pek çok seçeneği değerlendirebilir ve gerektiğinde uygulayabilir. Kendince 'devletleşme tatkibatı' yapan PYD'nin

-ABD ve Rusya desteği bölgede ilanihaye olmadığına göre- yarını hesaplamadan büyük güçlere yaslanmasının da elbette uzun vadeli sonuçları olacak. Bunları da ihtimaller halinde şöyle sıralamak mümkün:

En iyi ihtimalle Suriye'nin kuzeyinde bir de facto PYD devleti kursalar bile ABD ve Rusya bölgeden çekildiğinde burada Türkiye'ye rağmen rahat var olamayacaklar. Suriye'nin kuzeyi, PKK için Kandil kadar rahat bir yer olmayacak. Suriye'de coğrafi koşullar müsait olmadığı için Türkiye'ye Irak'tan sızdıkları kadar rahat sızamayacaklar bir kere. Ayrıca bir PYD devletinin kurulacağı da kesin değil. Zor ihtimal ama Esad, Rusya desteğiyle önce muhalifleri, sonra da DAEŞ'i bertaraf ettikten sonra sıra PYD'ye de gelecek. Esad hegemonyasını tüm ülkeye yaymak isteyecek. Böylece uzun vadede Esad-PYD ortaklığı da bozulacak.

En kötümser senaryo olarak Suriye krizinin çözülememesinden kaynaklanacak bir konvansiyonel Üçüncü Dünya Savaşı riskini ise düşük görüyorum. ABD ve Rusya'dan başlayarak küresel güçler ve Türkiye ile İran'dan başlayarak bölgesel güçler, Suriye İç Savaşı'nın sonlanması için rekabet, hatta vekâlet çatışması gibi çeşitli araçları kullanmaya devam edeceklerdir.

Açıkçası tarihin bu aşamasında doğruları söyleyen yalnız bir ülke pozisyonundayız. Müvekkilleri 'Okyanus Ötesi' ve 'Büyük Ayı' olan ve terör örgütleri üzerinden bize karşı yürütülen bir vekâlet savaşının içinde olduğumuz için yalnızız. Nasıl ki İstiklal Harbi'nde yedi düvele karşı savaş söylemi bir 'belagat şaheseri'nden ibaret değilse şimdiki yalnızlığımız da bir realite. Belki İstiklal Harbi'nde o dönemin egemen güçleriyle doğrudan konvansiyonel savaşa girmemiştik. Birinci Dünya Savaşı'nda onu da yapmıştık. Ama fiili olarak çatıştığımız Yunanistan büyük güçler adına vekâlet savaşı yürütüyordu. Bu vekâlet savaşları, Cumhuriyet kurulduktan sonra bile sürdü. 1925'teki Şeyh Sait İsyanı buna örnektir. O gün yedi düvele karşı savaştığımızı haklı bir övünçle söyleyenlerin bugün yalnız olduğumuzu söylenmekten utanmaları, çekinmeleri saçma.

Bireysel, cemaatsel, mezhepsel, etnik ve ideolojik ayrımları bir kenara bırakıp tek bir çatı fikir, duygu, ufuk altında birleşme zamanı. Anadolu'yu merkeze alan ve onu sonuna kadar koruyup kollamayı şiar edinen bu üst fikir, duygu, ufuk (aymazlar dâhil ama hıyanet edenler hariç) herkesin gök kubbesi olmalı. Çünkü -geçen haftaki yazımdan bir tekrarla altını çizeyim- Anadolu, bu güvenli yuva son mirasımız. Bundan sonra verilecek tek karış toprak yok.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN