Türkiye'nin en iyi haber sitesi
FERHAT ÜNLÜ

Koronavirüs’ün diyalektik evrimi

Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilon, Zeta, Eta, Teta, Iota, Kappa, Lambda, Mu, Nu, Xi, Omikron, Pi, Ro, Sigma, Tau, Upsilon, Fi, Chi ve Omega…

Bunlar; 23 harften oluşan eski Yunan alfabesinin harfleri… Daha doğrusu onların okunuş şekli... Bu harflerden ilk dördünü artık hemen herkes tanıyor.

Zira Koronavirüs pandemisinin ilk dönemlerinde ülkelerin isimleriyle ifade edilen varyantlara 1 Haziran 2021 itibarıyla Dünya Sağlık Örgütü tarafından Yunan harflerinin okunuşu isim olarak verilmeye başlandı.

Böylece İngiliz varyantı Alfa, Güney Afrika varyantı Beta, Brezilya varyantı Gama, Hindistan varyantı ise Delta olarak anılmaya başlandı. Yani şu sıralar İsrail, İngiltere ve Rusya'dan başlayarak tüm dünyayı kasıp kavurduğu söylenen Delta Varyantı, aslında daha önce Hindistan Varyantı olarak bildiğimiz tür.

Bugün Üç Boyutlu Portre'de İsrail başta olmak üzere aşılamanın verdiği özgüvenle hızlıca açılan ülkelerde etkisini gösteren ve bizim ülkemizde de yoğunluğu yüzde 90 seviyelerine ulaşan Delta Varyantı'yla ilgili araştırmalardan çıkan sonuçları paylaşacağım.

Son araştırmalara göre Delta Varyantı'nın en ayırt edici özelliği, çift mutasyonlu olması. Daha doğrusu iki mutasyonlu virüsün birleşmesinden oluşan bir sentez meydana getirmesi. Bu varyantın, önceki iki mutasyonunu; 'tez' ve 'antitez' olarak kullanıp, 'sentez'e dönüştürme gibi diyalektik bir evrimsel doğası var. Virüsün evrimi, 'diyalektik' olunca onunla savaş da haliyle zorlaşıyor.

Delta sentezi, yer yer aşının ürettiği antikorlardan da kaçabiliyor ve bu yüzden daha bulaşıcı. Ağır bir klinik seyre ve 'mortalite' oranına sahip olup olmadığı ise tam olarak bilinmiyor. Yani tıp da henüz bu varyantın şifrelerini hakkıyla çözebilmiş değil. Gelgelelim pandemide küresel kamuoyunu korkutmaktan fazla bir iş becerememiş olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Delta'yı en hızlı ve dayanıklı varyant ilan etti. Delta, Şubat 2021'de dünyada başlayan ikinci dalganın sorumlusu olarak kabul ediliyor. Ağustos 2021 itibarıyla 124 ülkeye sıçramış vaziyette. Deltanın da kendi içinde 13 mutasyonu var, bazı kaynaklara göre bu sayı 15 ya da 17.

AŞILAR VE VARYANTLAR

Yaşayan her canlı, hayatta kalabilmek için evrimleşir. Elbette bu canlılara virüsler de dâhil… Koronavirüs varyantlarının sebebi de hayatta kalma (survive) motifi. Daha önce bu köşede yayınlanan 'Varyantlar ve mikro-Süpermenler' başlıklı yazıda diğer varyantları ve bunlara karşı eldeki tek silahımız olan aşıların tarihsel öyküsünü anlatmıştım.

Zaman makinesine binip Aralık 2019'da Çin'de görülen orijinal Koronavirüs varyantını (D614G) taşıyan meçhul kişiyi filyasyon operasyonuyla tespit edip gerekeni yapamayacağımıza göre; (Tedavi edelim, karantinaya alalım, hatta insanlık hayrına onu öldürelim diyenler çıkacaktır) Kovid-19'a karşı tek büyük kozumuz, zamanımızın bu evresinde 'mikro-Süpermen' muamelesi gören aşılar. Çünkü aşı, türümüzün -ister kabul edelim, ister etmeyelim- 232 yıldır virüsler ve mikroplarla mücadelesinde kullanabildiği tek silah. (Ayrıntılar için bkz: https://www.sabah.com.tr/yazarlar/pazar/ferhat-unlu/2021/05/02/varyantlar-ve-mikro-supermenler)

Şimdi virüslerin evriminin, 'Varyantlar ve mikro-Süpermenler' başlıklı yazıda işlemediğimiz ilginç kısımlarına odaklanalım. Zira evrim, virüslere karşı kesin çözümlü aşı üretilmesinin önündeki en büyük engellerden biri.

Öte yandan virüsün evrim geçirmesi, onun daha öldürücü hale geldiğini göstermiyor. Bilakis virüslerin evrimi; yalnızca virüsün değil, konakçısının da yaşam şansını artıran bir faktör. Ancak paradoksal olarak evrim, virüsün tür olarak ortadan kalkmasını da engellediği için pandeminin bitmemesinin de temel sebebi.

Virüs evrimi, evrimsel biyoloji ve virolojinin alanı. Virüslerin kahir ekseriyeti, özellikle de Kovid-19 gibi RNA virüsleri görece yüksek mutasyon hızına sahip. Bu özellikleri sayesinde, İngiliz biyolog Charles Darwin'in doğal seleksiyon tezi gereğince hayatta kalabiliyorlar.

Virüslerin; hayvanlar gibi besin tüketme veya bitkiler gibi fotosentezle enerji elde etme imkânları olmadığı için bir konakçıya ihtiyaç duydukları, bir başka deyişle parazit olarak yaşadıkları artık herkesin bildiği bir sır. Ve virüsler, canlı bir bünye haricinde çoğalmaları mümkün olmadığı için konak olarak seçtikleri türlerin/bünyenin reaksiyonlarına göre mutasyon geçiriyorlar. Kendilerinin yaşayabilmesi için, varlıklarını borçlu oldukları konakçının veya hastanın da

yaşaması gerekiyor. Bu yönüyle mutasyon, virüs açısından da bir uyum süreci.

Virüsler, yaklaşık dört milyar yıllık mazilerinde sürekli evrim geçirerek hayatta kaldılar. Günümüze kadar tanımlanmış 5 binin üzerinde virüs var, ancak bilmediğimiz milyonlarcasının olduğu sanılıyor.

DARWİN, KOVİD-19'LA TANIŞSAYDI…

Şimdi gelelim Delta başta olmak üzere Kovid-19 mutantlarıyla gündeme gelen evrimin; meşhur, tartışmalı evrim teorisiyle ilişkisine… Virüslerin evrimi, hatta varlığı son dönemlerde bu kurama dayanak olarak gösterilmeye başlandı. Öyle ki, Avustralya ve Güney Amerika sahillerinde sümüklüböceklerden maymunlara kadar pek çok hayvanatı inceledikten sonra evrim teorisini ortaya atan Darwin, Kovid-19 veya muadili bir virüsle tanışsaydı tezine daha sağlam dayanaklar bulabilirdi demek abartı olmaz. Kovid-19 dâhil bütün virüsler, 'evrimin bilimsel kanıtı' olarak görülüyor, gösteriliyor. Türk Radyoloji Derneği'nden Prof. Dr. Tamer Kaya'nın bir makalesinde virüsler için "Evrimin başlangıcının kanıtı olarak bugün aramızdalar" deniliyor. Kaya'nın makalesinde Kovid-19 ve muadili virüslerin evriminin öldürücü olmamasının sebebi ise şu gerekçeyle açıklanmış:

"Aslında virüslerin temel hedefleri (bilinçleri olmasa da) bir canlıyı tamamen yok etmek değildir. Hücreleri öldürürler. Ancak geçecekleri diğer komşu hücrelerin yaşıyor olması gerekiyor. Eğer üzerinde bulunduğu canlıyı öldürürlerse kendileri de geçecek, çoğalacak hücre bulamayacak ve öleceklerdir. Bu nedenle virüsler, temel seçilim ilkelerine göre genellikle üzerinde yaşadıkları canlıyı öldürmeyecek şekilde evrilmeye zorlanır. Varlıklarını devam ettirebilmek için konakçılarını hayatta tutacak şekilde evrilirler."

Kaya virüslerin, konakçısı oldukları canlıyı öldürmeyecek şekilde (elbette bağışıklık sistemleri yeterince güçlüyse) evrim geçirmeye zorlandıklarını da belirtiyor:

"Bir canlının üreme ve çoğalma sürati ne kadar fazlaysa o canlı o kadar hızlı evrilir. Bakterilerde de hızlı dönüşümler olur. Ancak virüslere baktığımızda evrimin tam anlamıyla gözlerimiz önünde gerçekleştiğini görebiliriz.

Doğal seçilimle evrimin temel prensibi, uyumlu olmayanın yok olmasıdır. Varlığını devam ettirebilmenin yolu ise dönüşümdür. Bu nedenle virüsler bulundukları canlıyı öldürmeyecek şekilde evrim geçirmeye zorlanır. Burada virüs için uyumlu olmak, üzerinde yaşadığı canlıyı öldürmek değil, yaşatmaktır."

AŞISIZLAR PARTİ KURSA OY ALIR MI?

Şimdi gelelim pandemiyle ilgili son günlerin en tartışmalı konusuna… Malumunuz, aşısızlara yönelik olarak haftada iki zorunlu PCR testi uygulaması kararı alındı. Bu uygulamanın, örgütlenip bir araya gelseler kendilerini yüzde 10 oy alabilecek potansiyelde gören aşı karşıtlarının canını sıkan bir uygulama olacağı muhakkak.

Delta Varyatı (Bir de plus versiyonu var, ona da Nepal Varyantı deniliyor) aşısızları daha kolay etki altına aldığı için ve PCR'da Delta'yla enfekte olunduğu anlaşıldığı için haftada iki kez test kararı, aşı teşvikinin yanı sıra Delta ile mücadelenin bir parçası olarak da görülüyor. Ne var ki virüsler ve onların varyantlarıyla nasıl mücadele edeceğini tıp otoritelerinin de tam olarak bildiği söylenemez.

Aralık 2019'da Çin'den çıkan virüs, tüm dünyayı ilginç bir zaman parantezine soktu. Bu yüzden dönüp dolaşıp Çinlilere atfedilen o meşhur bedduaya geliyoruz: "İlginç zamanlarda yaşayasın."

İngiliz tarihçi George Macaulay Trevelyan'dan ilhamla 'Trevenian' takma adını kullanan Amerikalı romancı Rodney William Whitaker'ın Şibumi adlı meşhur romanında da geçen bu söz, ilk olarak İngiliz parlamento üyesi Austen Chamberlain'ın, kendisi de bir siyasetçi olan babası Joseph Chamberlain tarafından kullanıldı.

Ancak sözün Çin orijinli olduğu kabul ediliyor. Virüsü ya da onun varyantlarını Çin bedduasının bir parçası olarak görmesek de ilginç zamanlarda yaşadığımız kesin. Ancak tekmil virüslerin evrimi yalnızca bu zamana özgü değil. Okuduğunuz üzere dört milyar yıllık bir zaman dilimine yayılan bir hikâyesi var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA