Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Shakespeare’in Soneler’i, Müzesi’nde Heinz Mack si... Julian Barnes’tan Şostakoviç üzerine bir anlatı... İşte Ağustos ayına merhaba dediğimiz şu günlerde kalan yaz günlerini güzelleştirecek öneriler...

Şu saçma sapan ve belalı darbenin kurşun gibi havası devam ediyor. Ağır ve acı yüklü günler. Yazın güzel ve her ketendendir diye düşündüğüm günleri bile umarsız. Tersine güzel yaz darbenin kirine bulaştı. Temmuz bitti. Ağustos biraz da sonbahardır. Gene de bu günlerde, tam bu günlerde sıradan, gündelik hayatın dışına çıkmak gerek. Geçen hafta verdiğim listeden sonra editörümüz Necla Bayraktar yeni bir liste hazırlamamı önerince oturup çalıştım. İşte kalan yaz günlerinin daha güzel olması dileğiyle seçtiklerim...

Shakespeare:
Bu sene 400. doğum yılıydı. Gelmiş geçmiş en büyük edebiyatçı diyenler var. Bana göre de öyle. Ne okumalı? Bence yaz günlerine en yakışan kitabı, Soneler'dir. Aşktır bu şiirlerin esası. Kim unutur, Hamlet, Macbeth, Othello herkese önerdiğim olmazsa olmaz kitaplardır. Ama madem darbe günlerinden geçiyoruz, o zaman size iki muhteşem kitap önereyim: Julius Caesar ve Coriolanus. Okuyunca dehşete düşmezseniz, konuşuruz. Gene de 'seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer/Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın/Taze tomurcukları sert rüzgarlar örseler/kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın' diyen şiirlerine bakın siz... Haydi, havanız değişsin diye bir de Osmanlıca çevirisini vereyim bu nefis 18. Sone'nin "ger kıyas itsem yâri elvermez fasl-ı bahar/Ne cezbi yetişir ne nuru anın şevkine/ Gülizarı Mayıs'ı meyus ider serd-i sarsar/Mekkare-i sayfiyye geçmez günün fevkine". Çeviri, Nadir Beyin...

HeInz Mack/Kuzgun Acar:
leri Müzesi'nde. 1931 doğumlu ve etkili olmuş bir sanatçı Mack. Geçen yıl gene Sabancı Müzesi'nde gösterilen ZERO akımının kurucularından. Müthiş zevkli bir sergi. Çok yetkin bir düzenleme. Sergiyi gezdiğinizde bambaşka bir dünyaya taşınıyorsunuz. Müzenin kendisi, bahçesi ayrıca bir zevk. Kuzgun Acar'ı ise bu köşede yazdım. Tek bir yapıt. Ama kendi sahnesini, dekorunu oluşturmuş, gücünü yansıtan bir yapıt. Hele böyle bir dönemde, bu iki sergi, hani derler ya, 'ilaç gibi'...

Jacques TatI:
Nereden çıktı, kimdir bu diyeceksiniz ama gelin siz benim bu iyiliğimi unutmayın. Tati, bir Fransız yönetmen. Hayatla, olaylarla inceden inceye dalga geçen, alay eden, onları ti'ye alan bir yönetmen. Bence bir mucize. Bugünkü dünyada bir filmin bulunmaması söz konusu değil. Onun filmlerini de çeşitli mecralardan bulup izleyeceksiniz ve bana teşekkür edeceksiniz.

Woody Allen:
Yaz her zaman benim için Woody Allen'dır. Hayat her zaman trajik olmak zorunda değildir ama maalesef öyle bir kültürdeyiz. Oysa yaşam neşe, umut, ironidir. Woody Allen ise bir büyük filozoftur. Üstelik iki damarından birisi eğer mizahsa diğeri düpedüz ve çok derinlikli bir trajedidir. Gene de beni dinleyin ve onun birbirinden nefis filmlerini, bilgece yaklaşımlarını içeren komedilerini izleyin.

100 Fikir dizisi:
Bazen de hayatı kolaylaştırmak gerek. Bunlar basit kitaplar gibi görünebilir. Hiç öyle değil. Gayet kıvamında hazırlanmış yapıtlar. Okuyunca o konuyla ilgili ansiklopedik ama fevkalade bilgi ediniyorsunuz. Üstelik 'grafik' kitaplar olduğundan 'okunması' kolay. İnsan onları okuduktan sonra dilediği yere açılabilir, derinleşebilir. Türkçeye sınırlı sayıda çevrildi (Literatür Yayıncılık) ama dileyenler İngilizceden daha geniş bir alanda 'görgü, bilgi' artırabilir.

DK Kitapları:
Bunlar da öyle, daha kolay okunabilir, biraz daha ders kitabı tadında metinler. Ama mükemmel hazırlanmışlar. Sıcak, uzun, ışık dolu yaz günlerinde felsefeden edebiyata, oradan, şu yukarıda değindiğim Shakespeare'e kadar onlarca konuda kitaplar (Alfa Yayıncılık). İyi çevrilmiş, iyi basılmış bu kitaplarla yaz sonunda 'başka' bir insan olmak mümkün. Dileyenler Siyaset kitabından başlayabilir.

Afordable Contemporary Art:
Beatrice Hodgkin'in kitabı. Çağdaş sanatın 'ucuz' yapıtlarda, genç, henüz alana girmiş sanatçılardan başlayarak biriktirmek isteyenler için düzenlenmiş bir kitap. Bu kitabı bir 'sembol' olarak alıyoruz listeye. Ama bu konu hele bugünkü dünyada artık görmezden gelinecek gibi değil. Bu yapıttan başlanırsa çok daha uzaklara gidilebilir.

Zamanın Gürültüsü:
Ben roman içermeyen liste yapmam. Aslında daha önce belirttiğim gibi artık sadece çok ince romanları okuyorum. Öyle olması gerekiyor, romanın. Ama Julian Barnes'ın bu kitabı hem sınırları zorlamayacak kadar kalın hem de çok etkilendiğim ve Sovyetler Birliği'ndeki yaşamını daima ilginç bulduğum Şostakoviç üstüne bir anlatı (Ayrıntı Yayınları). Tabii, bütün bu tür kitaplarda olduğu arka planda gelişen toplumsal örüntüler var ki, bestecinin hayatı daha başka bir şekilde anlatılamaz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN