Bodrum çok öncesinde paranın az, edebiyatın çok konuşulduğu bir kaçış noktasıydı. oradaydı, Vedat Türkali orada. İlhan Berk, Adalet Ağaoğlu, herkes... Hele 12 Eylül darbesinin akabinde gittiğimde, cunta daha bir görünmez olmuştu

Trilyonluk tekneler, prensler prensesler ve mankenler ordusu tarafından tavaf edilmeden önce Halikarnasos kendi halinde bir kıyı kasabasıydı.
Varsa karşılığı yenen lahmacunların, çok öncesinde paranın az, edebiyatın çok konuşulduğu bir kaçış noktasıydı.
Rahat davranan insanlar, salaş kıyafetler ve sele serpe bir mavilik, cömert bir deniz...
Beach club rezaletinden çok önceki yılardı.

***

80'lerin ortasında Bodrum'daydım.
Uzun saçlı lar, saftirik anlardı.
Sabah otobüsten inmiş, bir ağacın altına oturmuş, çay söylemiştim.
Karşımdaki minik köfteci dükkanı sabahın köründe ağzına kadar doluydu.
İçerde siyah, tiftik olmuş gemici ceketleriyle yorgun, yaşlı garibanlar suskun, "tükürük köftesi" tabir edilen küçük köfteleri yiyor, alüminyum maşrapalarda ayran içiyorlardı. Bodrum balıkçıları balıktan dönmüş, karınlarını doyuruyorlardı.
Bodrum böyle merhaba demişti bana. Bütün edebiyat dergileri, MFÖ'nün şarkıları hep ondan bahsediyor;
Bodrum esas o yıllarda patlıyordu...
Attila İlhan oradaydı, Vedat Türkali orada. İlhan Berk, Adalet Ağaoğlu, herkes.
Geldiğim bakımsız şehrin sokaklarında cunta daha bir görünmez olmuştu.
Ama baskı hâlâ ağır bir mengene gibiydi. Gazeteler, dergiler sabah akşam sadece Bodrum yazıyordu. Selim İleri'ninHer Bodrum romanı deli gibi okunuyordu.
Sanki güneşini kaybetmiş bir ülkenin beyaz badanalı, ışıktan kumsalı.
İzin verilmiş bir özgürlük bahçesi, bir entelektüel cennetti.
Ağzı, yüzü susuzluktan kurumuş gençler oraya akıyordu. Orada bir hayat pınarı bulmak ümidiyle çadırlar kuruluyor, taş evler tutuluyor ya garson, ya küçük işletmeci ya da karaciğer yetmezliğifilan olunuyordu.
Fikri suçlardan erken tahliye olmuş solcular, okulu bırakmış yarı aydınlar oradaydı.
Halikarnas Balıkçısı bir mit, Uğur Mumcu'nun gece vakti barlar sokağından geçmesi ise efsane idi.
"Buraya geldiğimi kimseye söylemeyin!" dediği rivayet edilmişti...
Ünlü yazarların ressamların veya potansiyel şairlerin meyhane hesapları kabarıyor, sonradan o faturalar "bir kelimenin kölesi" olmaya hazır, taze kaçak çalışanlar tarafından yırtılıp atılıyordu.
Öyle günlerdi. Her işletmenin en az bir "cep delik filozofa" baktığı zamanlardı.
Gölgeliklerde Lacan, Jung, Althusser, Adorno konuşuluyor. Marksizm'in bunalımından, dünyada sosyalist bir ülke olmadığından, bu darbenin hiç gitmeyeceğinden söz ediliyor ve gittikçe daha çok içiliyordu.
İşler ve hayatlar sarpa sarıyor, hazcı bir keder o ergen idealizmi çürütüyor, komün kurmak için gelenler birbirine giriyor, o günlerden bugünlerin ketum işadamları ve de narsis Kemalistleri çıkıyordu.
İsmet Özel'in ilk şiirleri bazı bungalovların tahtalarına bir isyan bildirisi gibi yazılmıştı fakat Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker kafiye sanılıyordu! Yalnızca Raşit'in Kahvesi'nin yanındaki Bodrum Camisi sokakta kalan neo-hippileri barındırdığı için mesafeli bir saygıyla karşılanıyordu...
Sonra tabii olan oldu. Entelleri ve medyayı takip eden emlak spekülatörleri işe el attı. Bütün koylar site, mandalina bahçeleri villa, sit alanlarıysa otel oldu.
Sosyete de gelince en mütevazi köylerden olan Türkbükü bile uçtu gitti. Benim kuşağımın hayatta kalmış göçmenlerine, çocuklarına ve yaşlılık günlerine sanırım bir Gümüşlük kaldı.
Orayı da über bir Cihangir mekanlarıyla kuşattı...
Neyse, o eski bakir vakitler ben ara ara ihtiyar balıkçıları düşünürdüm.
Farkındalık anlarında bir kurtarıcı gibi düşünürdüm. O köftecide sabahı karşılayan gösterişsiz emekçileri...
Gitsem, onlara derdimi anlatsam, çare sorsam derdim. Nefessiz kaldığımızı, kaybolduğumuzu, bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımızı sormak isterdim. Hiç bilmediğimiz, yakınlık kurmadığımız o elleri, yüzleri Ege haritası olmuş koca çınarlara...
Sonunda Bodrum artık benim için biterken, bir sabah o mekana daldım.
Bir köfte söyledim, bir de piyaz.
Bir de herkes gibi ayran. "Ne ayranı?" dedi hem garson hem ızgaracı olan. Diğer masaları gösterdim. "O ayran değil abi rakı. Böyle veriyoruz burda, alkolik bu abiler. Evlerine içki girmez. Benim babam rahmetli de öyleydi. Balıktan sonra içmezlerse uyuyamazlar..." Düşünceli ihtiyarların önündeki maşrapalar, çocuksu hayallerin hayatın gerçekleriyle karşılaştığı o sarsıcı an kadar büyüktü.
O gün, Bodrum'daki sabah köftesi beni büyüttü.
Yalnız, büyüdüğümü anlamam çok uzun sürdü...


Bodrum günümüzün en gözde tatil beldelerinden. Kimi zaman hareketli gece hayatı, kimi zaman plajlarına olan aşırı ilgi kimi zaman da abartılı yemek fiyatlarıyla gündeme geliyor. Oysa Bodrum'un geçmişi şimdiki gibi değildi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN