Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Öyle şeyler yaşıyoruz ki, aklımızı kaybediyoruz...
Çok partili hayata geçerken bu olay 'de cereyan etmiş. Orada partililerle konuşurken Milli Şef'i, yani 'yü, "Efendim hiç Allah demiyorsunuz, Allah deseniz iyi olur" diyerekten ikaz etmişler. İnönü, "Olmaz laikliğe aykırı" diye terslemiş. Israr etmişler, "Efendim millet Müslüman, biliyorsunuz!"
İnönü bunun üstüne, Kayseri'den ayrılırken halka "Allahaısmarladık" diye veda etmiş. 'ya dönerlerken onu ikaz edene dönmüş:
"Sevindin mi?"
"Neye sevindim mi Paşam?"
"Allahaısmarladık dedik ya!.."
Tarihimiz enteresan, onu diyorum...

***

Öte yandan Mesnevi'deki fabllar, yani hayvanlar üstüne mecazlı hikâyeler takdire şayan.
Bir hikâye var, beni fena çarpar:
Bir gün çakalın biri yolda giderken, içinde çeşitli boyaların bulunduğu bir boyacı küpüne düşmüş.
Çıkmak için çabaladıkça, her tarafı boyaya batmış. Sonunda kurtulmuş ama sırılsıklam bir gökkuşağı halinde!
Boyalar güneş açınca kurumuş, daha bir parlamış, renkler ortaya çıkmış.
Çakal, inmiş su kenarına, kendine bakmış. Şahsını yeşil, kırmızı, pembe, sarı bir renk cümbüşü şeklinde görmüş, pek beğenmiş. "Lan oğlum" demiş " oldum be!"
Arkadaşlarının arasına gitmiş, gören şaşırmış, sonunda sormuşlar:
"Çakal-spor bu ne hal ya? Neşeli, şık renklere bürünmüşsün, pek havalı olmuşsun. Millet sana bakmış, sen kabarmışsın. Böyle güzel renkleri nereden buldun da kendine yakıştırdın a uyanık!"
Yalnız çakalların arasında da külyutmaz biri bulunmaktaymış. "Sen hile yapıyorsun hemşerim ya da bu işte bir numara seziyorum. Biz senin asıl karakterini biliriz, yeme bizi!" diye olaya çomak sokmuş.
'Boyacı Küpüne Düşen Çakal', külyutmaz çakala yanaşmış, "Kardeş hele bir bak bana. Bu renkler ressamlarda bile yok be! Çiçek bahçesi benim yanımda solda sıfır. Şu şirinliğime göz at. Bütün bunlar bana tanrının ihsanı, hediyesi! Anlamadın mı hala?"
"Beni sev. Bana bayıl. Beni kendine efendi yap, başkan yap. Bana dünyanın direği de, dinin sancağı de, bana bayıl!" diye de eklemiş.
Çakallar şaşkınlık içindeymişler. 'ın etrafını sarmışlar: "A dilber, a nükteli afitap. Bir çakalda böyle bir güzellik olur mu? Cinsin belli, neslin belli. Hasta olduk valla sana" diye iltifat kıyamet etmişler.
"Peki, biz seni nasıl çağıralım?" diye sormuşlar. "Çakal desek olmaz" demişler.
Boyalı Çakal, şöyle bir göbeğini içeri çekmiş, burnunu havaya kaldırmış:
"Bana gökyüzündeki yıldızlar gibi berrak, selviler gibi serin, bir ceylanın gözleri gibi parlak deyin, bana erkeklerin ilahı tavus deyin, beni ancak o tatmin eder."
Arkadaşlarını pek beğenen çakallar "Tamam, bundan sonra sana tavus diyoruz, elini ayağını öpüyoruz, ama bir problem var! Sen tavus gibi gül bahçeleri bulabilir misin, bizi oralara götürebilir misin?"
Boyalı Çakal, "Kafayı mı yediniz siz ya" diye çıkışmış. "Kişi yollara çıkıp bir ömür tüketmedikçe gül bahçesi hedefine varabilir mi? Çiçek bahçelerine yakışabilir mi? Daha dün bir, bugün iki, yeni renklendik birader" demiş.
"Peki, ona da eyvallah, bari tavus gibi ötebilir misin" demişler. "Hiç olmazsa o kuş gibi ses versen de bizi berhudar etsen" diye şey etmişler.
"Ne ötecem ya!" diye bozulmuş 'Boyacı Küpüne Düşen Çakal'. "Benim olayım bu kadar işte. Renktir, makyajdır, falandır, filandır..."
Bu cevap üstüne çakallar "Hadi len boya güzeli" demişler. "Sen tavus değilsin ve de olamazsın. Tavus kuşunun letafeti doğallığından, samimiyetinden. Seninki laf cambazlığı, hile, desise. Gerçek değilsin, sahte bir şeysin. Git dereye atla, temizlen gel..."

***

Tam bu noktada gökten üç elma düşmüş.
Biri, bu hikâyeyi -bayram mübarek- böyle değiştirerek anlatan yazarın başına: Küttedenek!
Biri, bu yazıyı yan gözle okuyan okuyucunun kafasına: Takkadanak!
Üçüncü elma, 'nin elinde saklı imiş. O elmayı bilen, aklını kaybettiği yerde aramış.
Şakkadanak da bulmuş...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN