Neşe Düzel, tarih söyleşilerini bir kitapta toparlamış: Korkusuz Tarih. Manidar bir isim değil mi?
Çünkü bu ülkede, resmi tarihin dışında bir şey söylemek her dem cesaret ister, vicdan ister.
Derdim bir kitap yazısı değil.
Ancak seçim sonrası tekrar başlaması muhtemel kanlı bir sürecin eşiğindeyken, tarihte dökülen kanlar üstüne düşünelim istedim. Bir işe yarar umuduyla...
***
İlk önce Abdülhamid dönemine bakalım:
O dönemde Anadolu'daki toplam Ermeni nüfusu, patrikhaneye göre 2 milyon, Osmanlılara göre 900 bin, tarafsız kaynaklara göre bir milyon 300 bin.
Hamid, o dönemde etkin olmaya çalışan Ermeni milliyetçilerine karşı Kürt aşiretlerinden oluşan Hamidiye Alayları'nı kuruyor. Amaç: Ermeni nüfusu belli bir orana indirmek, ekonomik etkinliğini azaltmak. Hamidiye Alayları'ndaki Kürtlere talimat veriliyor: "İstediğiniz kadar Ermeni kesin, mallarını yağmalayın, helaldir."
İlk ve en yoğun katliam 1895'te Diyarbakır'da yaşanıyor. Mal mülk, kız kaçırma, tecavüz...
Patrikhane rakamlarına göre bu tarihte 300 bin Ermeni katlediliyor. Tabii ki, araya Alevi Kürtler ve Yezidiler de sokuşturuluyor.
Şimdi İttihat Terakki dönemine bakalım:
Malum İttihat Terakki ile tehcir politikası devreye giriyor. Bu dönemde sadece 'evlat edinilen' Ermeni kız ve erkek çocuklarıyla ilgili 300 bin rakamı veriliyor. Tehcirde kaç Ermeninin can verdiği ise hâlâ tartışılıyor. Yıl 1927 olduğunda, yani tehcirden 10 yıl sonra patrikhane rakamlarına göre, Anadolu'da kalan Ermeni sayısı sadece 300 bin.
Cumhuriyet dönemi:
Cumhuriyet döneminde de aynı politikalar devam ediyor.
1934'teki İskan Kanunu. Urfa, Diyarbakır, Sivas'taki Ermeniler'e "Hadi İstanbul'a, İzmir'e," deniyor. İnsanların hayatı çekilmez hale getiriliyor. Ardından 6-7 Eylül olayları.
Ve sonuç:
Bugün bu topraklarda 60 bin küsur Ermeni kaldı.
Bir milyon 300 binden 60 bine!
Bu acı fotoğraf 'misafirperverliğimizle' ya da Ermeni çetelerin varlığıyla açıklanabilir mi?