Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Maçı izlemese de anlatabilenlerin dünyası artık, kim kaç orta yapmış, hangi takım topa ne kadar sahip olmuş, golün asisti kimden gelmiş, kaç top direkten dönmüş?.. O soğuk istatistik tablosunda yazıyor hepsi, olmadı üç dakikalık özeti izliyorsun, acelen var, yetişmen lazım. Kaçırdıkların ne bilmiyorsun, belki bir çalım, belki de ilk maçına çıkmış bir gencin gözle görülür heyecanı, umudu, hayalleri… Ne ile ölçüyoruz biz başarıyı futbolda?
Kazanılan kupalar, atılan goller, şurada sadece 15 yıldır tutuluyor asist yapanların isimleri. Ya kenardaki teknik adamlar? Kaç kupa kazandıkları yazıyor özgeçmişlerinde.
Ya kazanamadıkları, ikinci oldukları, üçüncü oldukları? Kendinden başka kim hatırlar ki o maçı kazansa, o top direkten dönmese bir kupa daha kazanacağını? En çok kupa kazananlar büyük hocalardır da ya peki çok kupa kazanılmasının önünü açanlar, o kupaları kazandıran futbolcuları yetiştirenler, keşfedenler, bir ömrü futbola adayanlar…

BİR IŞIKTI O

Hayat boyu en çok, öğreten insanların hayranı oldum. Okulda bir öğretmen, işte bir usta, hayatta yol gösteren bir bilge. En çok da öğretirken bildiğiyle kalmayan, durmayan, kendini yenileyen, her gün yeni bir şey öğrenen ve bildiğini kendine saklamayan, paylaşan bunun yorgunluğuyla kafasını yastığına koyanları sevdim. Işıktır onlar, önümüzü, geleceğimizi aydınlatırlar… ışığını kaybetti. Efsane, duayen, usta, bilge, tüm bu kelimelerin içinin boşaldığı, birilerine çok kolay yakıştırıldığı bu dünyadan, hepsini ve hatta çok daha fazlasını hak eden bir adam geçti bu dünyadan. önce yalın ayak, sonra kramponlarıyla ve makosenleriyle, önce terli atleti, sonra forması ve kravatı, ceketi, pardesüsü, gözlükleri, içi renk renk kalemlerle aldığı notlarla dolu çantasıyla bir topun peşinden koştu 80 yıl… Doğduğu şehrin takımında forma giymiş çok insan var, sonra o takımın teknik direktörü olan da. Tüm bunların üstüne o kulübe başkan seçilenler de var elbette.
Yaş aldıkça bir üst kattaki odaya geçmek, daha geniş bir makam odasına sahip olmak var da, kaç başkan var ki bu dünyada, odasından yine kendini toprak sahaların kenarındaki bir sandalyeye atıp 12 yaşındaki çocukların maçını seyreden… Yeni bir yetenek bulmak için belki de o çok sıkıcı 90 dakikaları büyük sabırla izleyen, uçağa atlayıp dünyanın öbür ucunda takımına ucuz ama yetenekli yabancı futbolcu arayan, bulduğunda kıran kırana pazarlığını yapıp tutup kolundan getiren…

SAĞ OL ÖZKAN AĞABEY

Sümer, Trabzonspor'a kazandırdığı kupalarla bir şehrin kaderini değiştiren adamlardan çok daha fazlası. O, 'nda milli takımı üçüncü yapan 'in ağabeyi, o bazuka gibi frikiklerin sahibi Hami'nin, çalımlarıyla baş döndüren Gökdeniz'in, 'nin ve onu çok sevip çok kızdıran Lemi'nin, Özkan Babası. O, San Siro'da Milan'a hat-trick yapan Yusuf Yazıcı'nın, Trabzonspor'un üç direk arasını koruyan Uğurcan Çakır'ın dedesi... Özkan Sümer, 'de ekmeğini futboldan kazanmış, aile kurmuş, geleceğini kurtarmış onlarca futbolcunun, teknik adamın hakkını ödeyemeyecekleri futbol bilgesi.
80 yıl önce Trabzon'da başlayan bir hayat yine Trabzon'da bitti. İlk ve son nefes arasında gidilen onca yol, yaşanan onca sevinç, üzüntü, hayal kırıklığı, kupalar, ödüller, diplomalar var… Mühim olan o soğuk istatistik tablolarında ismin yanında yazan attığın gol, kazandığın kupa sayısı değil… Kaç kişinin hayatına dokunabildin? Kaç kişinin yoluna ışık oldun? Sana "Ağabey, usta, baba, dede, üstad" diyen kaç insan biriktirebildin hayatında?
80 yıllık ömrünü bir meşin yuvarlağın bir şehre, bir ülkeye vereceği mutluluk için tüketen bir insanın kaybının onu çok sevenlere verdiği hüznün, onun geride bıraktığı onurlu ve dolu dolu yaşanmış hayatın verdiği gurura kaybetmesi dileğiyle… Sağ ol Özkan Ağabey, Baba, Amca, Dede…. Sağ olun Özkan Bey…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA