Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Müftülere nikâh kıyma yetkisi veren hüküm geçtiğimiz Çarşamba günü Mecliste kabul edildi. Tasarının 25 Temmuz'da 'ye sunulmasından itibaren müftülere nikâh kıyma yetkisi veren 6. maddesi üzerinde yoğun bir tartışma yaşanıyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu Kanun ile ikamet, velayet, vesayet, isim değişikliği, vatandaşlık ve e-devlet hizmetleri gibi birçok alanda vatandaşın hayatını kolaylaştıracak ve bürokrasiyi azaltacak çok sayıda yenilik getiriliyor. Toplam 39 maddeden oluşan bu kapsamlı tasarının tartışmalı 6. maddesi ise Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun evlendirme memurlarını düzenlediği 22. maddesine "il ve ilçe müftülükleri"nin eklemesinden ibaret. Tasarı ile resmi ve medeni nikâhtan ayrı olarak yeni bir evlenme/nikâh türü getirilmiyor, evlendirme yetkisine sahip olan belediye başkanı, yetkilendirdiği memur ve köy muhtarı gibi kişilerin arasına müftüler ekleniyor. Bu açıdan kamuoyunda dillendirilen "müftü nikâhı" tabiri ayrı bir nikâh türü gibi anlaşılacağı için doğru değildir.
Evlenmeye ilişkin 'da yer alan 18 yaş başta olmak üzere evlenme koşullarında; akrabalık, mevcut bir evlilik ve akıl hastalığı gibi evlenme engellerinde ve yetkili memurun önünde ve en az iki kişinin tanıklığında özgür iradelerini açıklama gibi evlenme törenine ilişkin şekil şartlarında hiçbir değişiklik yapılmamaktadır. Bilakis tasarı ilave yeni seçenekler sunarak resmi nikâhı teşvik etmekte ve kolaylaştırmaktadır. Buna göre insanlar yasal şartlara uymak kaydıyla resmi nikâhını dilediğine kıydırma hakkına sahip olacaktır.
Tasarıyı eleştirenler düzenleme ile evlenme yaşının düşerek çocuk gelinlere sebep olacağını, kadınların istismarına kapı açacağını söylüyor. Öncelikle bu düzenleme evlenme yaşını değiştirmiyor. İster müftü isterse başka bir görevli evlendirme işlemini yapsın, kişilerin evlenmesi için Medeni Kanun'daki yaş koşullarını taşımaları hala zorunlu olacaktır. Ayrıca bu düzenleme ile resmi nikâh olmaksızın sadece imam nikâhı ile yapılan evlenmelere ihtiyaç/bahane kalmayacak ve dini hassasiyeti olanlar için müftü huzurunda evlenme imkânı olacaktır. Böylece resmi nikâhın yokluğu sebebiyle hukuki güvenceden yoksun kalan kadınların mağduriyetleri önlenecektir. Yani bu düzenleme resmi nikâhtan kaçınmak bir tarafa resmi nikâhı teşvik edecektir. Müftü huzurunda evlenme için de aynı resmi prosedürler uygulanacağından kadınların suiistimali ya da cinsel istismarların nasıl çoğalacağını anlamak mümkün değildir.
Düzenlemeye yönelik bir diğer eleştiri laiklik ilkesine aykırı olduğudur. Laiklik ilkesine anayasasında yer veren tek Avrupa ülkesi ve böyle bir hükme yer vermeyen ama laik/seküler kabul edilen diğer bütün Batı demokrasilerinde papaz gibi din görevlilerince dini mekânlarda evlendirme işleminin yapıldığını biliyoruz. Bu durumda yapılan düzenlemenin laikliğe aykırılık iddiasının hiçbir karşılığı olmadığı açıktır. Laiklik ilkesi insanların hayatının dinden arındırılmasını değil devlet yönetiminin din kurallarına dayanmak zorunda olmamasını öngörür. Yoksa kişiler kamu düzeni ve kamu güvenliğini bozmadığı sürece kendi yaşamlarını istedikleri gibi dini inançları gereğince tanzim edebilir ve devlet de bu tercihlerin gereğini yapmak zorundadır. Bu açıdan müftülere evlendirme yetkisi vermek laiklik ilkesine aykırı olmadığı gibi bu ilkenin zorunlu bir unsuru olan din özgürlüğünün gereğidir.
Tasarının inkılap kanunlarını güvence altına alan Anayasa'nın 174. maddesine aykırı olduğu da ileri sürülüyor. Bu madde Medeni Kanun'un "evlendirme akdinin evlendirme memuru önünde olacağına dair medeni nikâh esası"nı Anayasa'ya aykırılığı iddia edilemeyecek inkılap kanunlarından birisi olarak saymaktadır. Oysa yapılan düzenleme ne medeni nikâhı ne de evliliğin resmi evlendirme memuru önünde yapılacağı ilkesini kaldırmaktadır. Sadece evlendirme memurları arasına müftüyü eklemektedir. Yani bütün koşulları ve unsurlarıyla medeni nikâh korunmaktadır ve bu sebeple 174. maddeye aykırılık söz konusu değildir.
Son olarak ileri sürülen bir itiraz da bu düzenlemenin toplumda müftü huzurunda evlenenler ve evlendirme memuru huzurunda evlenenler şeklinde bölünmeye sebep olacağıdır. Öncelikle bu itiraz seküler olanın asli ve normal, dini olanın ise arızi ve anormal olduğu kabulüne dayanıyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. İkincisi toplumda bölünme iddiası geçmişte her dini özgürlük talebinde ileri sürülmüştür. Başörtüsü yasağı konusunda öğrenci ve memurların başını örtenler ve örtmeyenler olarak bölüneceği gibi. Muhalefetin bu mantığı kabul edilirse topluma tanınan tüm özgürlüklerin o özgürlükleri kullananlar ve kullanmayanlar şeklinde bölünmeye sebep olacağı iddia edilebilir. Oysa devletin yapması gereken özgürlükleri azami oranda tanımak ve eğer hakları ihlal edilecek olanlar doğarsa onların haklarını da korumaktır. Yoksa o özgürlüğü kullanmayanlar dışlanmış hissedecek diye özgürlükler sınırlanamaz.
Sonuçta yapılan eleştirilerin dini taleplere yönelik artık geçmişte kalmış dayatmacı laiklik anlayışından veya toplumun hassasiyetlerini kaşımayı amaçlayan ve hiçbir somut gerçekliği olmayan çarpıtmalardan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN