Geçtiğimiz günlerde Adalet ve İçişleri Bakanlarının görev değişimi yaşandı. Böylece 2023 seçimlerinin ardından kurulan 18 kişilik Kabinede ikinci kez değişiklik yapılmış oldu. Daha önceki süreçte yani 2024 yılında Sağlık Bakanlığı ve Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında yine görev değişimleri olmuştu. Kabine içerisinde yaklaşık üç yıllık sürede toplam dört bakanın görev değişimi büyük rakamlar olmasa gerek.
Ancak Kabine değişimleri sırasında gösterilen tepkiler kısmen 90'lı yılların ve parlamenter sisteminin oluşturduğu tarihsel hafızanın bir nevi yansıması olarak şekillenmektedir. Özellikle muhalif aktörler tarafından yapılan değerlendirmelerin, prospektif bir okumayla ve "bir şekilde politik pozisyonlarını doğrulayan" bağlamda şekillenenleri geride bırakılırsa, siyasal kriz beklentisi içerisinde ve "kabinede çatlak", "kriz" vb. 90'lı yıllar retoriği çerçevesinde oluştuğu görülmektedir.
Artık kabine değişimlerini birer kriz göstergesi olarak okumaktan çıkmak gerekiyor. Elbette çeşitli dışsal ve içsel krizler, beklenmedik gelişmeler vb. durumlarda kabine içerisinde değişiklikler olması mümkündür. Ancak hem AK Partili yılların istikrarlı hükümetleri hem de Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin doğası, değişimlerin krizler veya yapısal sebeplerden ziyade dinamik bir süreç olarak görmek, daha çok beklentiler, performans ve siyasal hedefler doğrultusunda şekillendiğini anlamak gerekir.
Aslında kabine formasyonları siyaset biliminin temel tartışma konuları arasında yer almaktadır. Parlamenter hükümet sistemleri ve başkanlık sistemlerinin kabine formasyonlarında farklılıkların olduğu ifade edilmekte ve hangi sistem içerisinde ne tür dinamikler olduğu tartışmaları devam etmektedir.
Parlamenter sistemlerde hükümetlerin kurulması, devamlılığı ve kompozisyonu parlamento içerisindeki sayısal ilişkilerle belirlenmektedir. Kurulan hükümetlerin sorumlulukları parlamentoya karşı olmaktadır. Demokratik meşruiyet parlamentolardadır. Parlamento içerisinde yeterli çoğunluğun tek bir partinin elinde toplanmadığı durumlarda ise hükümet ve bakanlar kurulu sadece seçimlerle değil, parlamento içerisinde yer alan partilerin birbiriyle yürüttüğü karşılıklı pazarlıklarla belirlenmektedir. Bu pazarlıklar sonrasında kurulan hükümetlerin dışsal ve içsel herhangi bir gelişme karşısında oldukça kırılgan olan yapısı yaygın olarak hükümetin dağılması ve başbakanın değişimiyle veya hükümet kompozisyonun değişimiyle sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla bu sistemlerin olduğu siyasal hayatta sık sık hükümetlerin veya bakanların değişimiyle karşılaşmak mümkündür.
Ancak başkanlık sistemlerinde böyle bir durum söz konusu değildir. Başkan ve parlamento sabit görev süresi içerisinde birbirinden bağımsız olarak görevini tamamlamaktadır. Sistemin ilgi odağında bulunan başkanın kabinesine yönelik değişimler karşılıklı bağımlılığın zorunlu bir sonucu değil anayasal yetkilerinden biridir. Burada başkanın kabine üyelerini ataması veya değiştirmesi siyasa hedefleri doğrultusunda şekillenmektedir. Nitekim demokratik meşruiyet çeşitli anayasal yetkilerle donatılmış başkandadır. Siyasetin işleyişi başkan veya lider merkezlidir. Dolayısıyla bu arka plan çerçevesinde tekrar değerlendirildiğinde iki sistemin doğası gereği bakanların atanması ve değişimi farklı anlamlar ifade etmektedir.
Türk siyasi hayatında kabine dinamikleri
Türk siyasi hayatında özellikle koalisyon hükümetlerinin kurulmaya başlandığı 1960'lı yıllar ardından kabine değişimlerinin de sıklıkla yaşanmıştır. Örneğin 1961-2002 arası dönemde görev yapan yaklaşık 600'den fazla bakan bulunmaktadır. Bu yıllarda bakanlıkların siyasal pazarlıkların konusu olduğu görülmektedir. 70'li yılların sonundaki Güneş Motel Olayı gibi çeşitli milletvekillerinin bir nevi transfer edilerek bakanlıklar elde etmesi toplumsal hafızadaki yerini korumaktadır.
Bugünlerde pek revaçta olan 90'lı yılların kabine değişimleri ise nostaljik güzellemecilerin görmek istemeyeceği türden. Nitekim bu yılların hükümetleri veya bakanlar kurulu değerlendirildiğinde hem bakanlık süresi hem de bakanlık sayısı açısından en istikrarsız dönemler arasında yer aldığı görülecektir. Yukarıda bahsedilen rakamların (600'den fazla) nerdeyse yarısının bu dönemde olması bir yana bu dönem özellikle bakanlık sayısı açısından da dikkate değer bir dönemdir. Bu yıllarda kurulan hükümetlerde bakanların sayısının 30'u aştığı görülecektir. Koalisyon pazarlıklarının karşılığı olarak Devlet Bakanlığı adı altında birçok bakanlık yine bu yıllarda fazlasıyla kurulmuştur. Partiler arasındaki pazarlıklar sırasında bu bakanlığın sayısını artırmak dönemin istikrarsız koalisyonlarının çözüm aracı ve kabinenin formasyonunun olmazsa olmazlarındandı.
Bu kapsamda yine birkaç örnek incelemek gerekirse mesela 1990-2000 arası dönemde 12 farklı isim Dışişleri Bakanlığı yapmıştı. 1995-97 yılları arasında yer alan sadece iki yıllık sürede ise altı farklı isim Dışişleri bakanlığı görevi yürüttü. Anayasa gereği seçimler sırasında görev yapan bakanlar da dâhil olmak üzere Adalet Bakanlığında yine 90'lı yıllarda 12 farklı ismin, İçişleri Bakanlığında ise aynı dönemde 14 farklı ismin görev yaptığı görülmektedir. Ortalama her yıla bir bakan düşen bu dönemde hükümetlerin seçimsel ve seçimsel olmayan nedenlerden sık sık dağılması ve bakanlıkların pazarlıklarla artması veya bakanların değişmesi su götürmez bir vakıadır.
2000'li yıllara gelindiğinde ise AK Partili yıllarda hem bakanlık sayısının azaltılması hem de bakanların görev sürelerinin uzamasına şahitlik edilecektir. Bu kapsamda örneğin devlet bakanlığı kurumu 2011 yılında nihayete erdirilecektir. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile birlikteyse bakanlıkların sayısı 18'e kadar düşürülmüştür. 2018 sonrası dönemde geçen sekiz yıllık sürede ise bakanlıklarda toplamda yalnızca 12 kez değişim yaşanmıştır.
Tüm bunların ardından tarihsel süreçte gelinen noktada bakanlıklarda sayısal olarak yaşanan dönüşüm ve bakanların istikrarı ortadadır. Aslında kimi çalışmalar başkanlık sistemlerinin genelinde başkanın siyasal vaat ve hedeflerini yürütme noktasında parlamenter sistemlere göre elinin daha açık ve daha özgür olduğunu ve bu sebeple başkanlık sistemlerinde kabine içerisindeki değişimlerin daha sık gerçekleşmesinin de muhtemel olduğunu belirtmektedir. Belki böyle bir senaryo ile karşılaşmak da mümkündü. Ancak değişen sistem sonrasında dikkat edilmesi gereken nokta, niceliksel bir değişimden ziyade değişimin niteliği olmalıdır. Parlamenter sistemlerin ortaya çıkardığı krizleri burada görmek pek mümkün değil ve aşmak daha kolay artık. Dolayısıyla başkanın siyasa hedefleri doğrultusunda bir görev değişimi her zaman muhtemel. Buradan kriz(ler) üretmek veya beklemek de yeni sistemin doğasını tam olarak kavrayamamakla alakalı.