Türkiye'nin en iyi haber sitesi

GÖKHAN ADIGÜZEL

Demokrasi ve İnsan Hakları Söylemleri Arasında Almanya’nın Göç İkilemi

Almanya'da 2024 yılı itibariyle toplam nüfusun yaklaşık yüzde 30'u Almanya dışından gelen göçmenlerden oluşmaktadır. Bu kişilerin ya doğduklarında Alman vatandaşlığı bulunmamaktaydı ya da en az bir ebeveyni Alman vatandaşlığına sahip değildi. Yani Almanya'daki nüfusun yaklaşık olarak yüzde 30'u bir şekilde göçmenlik hikayesine sahip kişiler. Bu veriler Almanya'da göç ve entegrasyon konusunda merkezi otorite olan Federal Göç ve Mülteciler Dairesi'ne (BAMF) ait. "Mevcut gerçekliğe rağmen Almanya çok uzun yıllar "bir göç ülkesi olmadığı" yönündeki karşı olgusal düşünceye bağlı kalmaya çabalamıştır.". Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra başlayan ve 2010'lu yıllarda had safhaya çıkan uluslararası göç hareketleri göz önüne alındığında Almanya'nın bir göç ülkesi olmadığı yönündeki düşüncenin sosyal ya da demografik bir gerçekliği bulunmamaktadır. Fakat bu karşı olgusal düşünme, Almanya'nın göç ve vatandaşlık politikalarındaki dönemsel çelişkilerin arka planını açıklamaktadır. Bu çelişkiler, demokrasi ve insan hakları konusunda Almanya'nın söylemleri ile eylemleri arasında bir boşluk meydana getirmektedir.

2025 Almanya Federal Seçimleri ve Göçmenlere Yönelik Politikalar

Almanya'da 23 Şubat 2025 tarihinde yapılan seçimlerde Friedrich Merz liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birliği (CDU/CSU) yüzde 28.5 oy alarak birinci parti olmuş ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Avrupa'da aşırı sağ partilerin etkinliği açısından çok uzun yıllar istisnai bir konumda olan Almanya'nın bu durumu son yıllarda değişmektedir. Nazi tecrübesinin getirdiği suçluluk duygusu ve yıkıcı politikaların oluşturduğu travmatik deneyimler nedeniyle Almanya'da Naziler ile ufak bir benzerlik gösteren aşırı sağ partiler Almanya'nın politik ortamından dışlanmıştır. Bu dışlanma durumunun 2010'lu yıllarda etkisini yitirmeye başladığını Almanya için Alternatif Partisi'nin (AfD) seçim başarıları ortaya koymuştur. 2025 seçimlerinde aldığı yüzde 20.8 oy ile ikinci parti konumuna gelen AfD, Almanya'daki sosyal ve politik ortamı önemli ölçüde etkilemiştir. Fransız aşırı sağcı siyasetçi Marine Le Pen'in bile "çok zehirli bir ortak" diyerek radikal bulduğu AfD, göçmen kökenlilerin geldikleri ülkelere geri gönderilmesi ve Alman vatandaşlıklarının iptal edilmesi konularını katı bir şekilde savunmaktadır.

Merz hükümeti, AfD'nin seçim başarıları ve artan etkinliği ile kamuoyunda artan baskılar karşısında daha katı göç politikaları uygulama sözü vermişti. Yeni hükümetin iş başı yaptıktan sonra göç politikalarındaki ilk yasal icraati, 'tam sığınma hakkı' bulunmayan göçmenlerin aile birleşimi hakkını askıya almak olmuştu. Bu uygulama, ülkelerine dönmelerinin tehlikeli olduğu gerekçesiyle Almanya'da kalmasına izin verilen kişilere tanınan ikincil koruma statüsüne sahip göçmenleri kapsayan bir karardı. 2024 Mart ayı sonu itibarıyla Almanya'da büyük çoğunluğu Suriyeli olan 388 binden fazla kişi bu statüde bulunuyordu. Aile birleşimi hakkı, 1970'li yıllarda yaşanan ekonomik kriz döneminde de Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri tarafından engellenmek istemişti. Günümüzde de demokrasi ve insan hakları söylemleri arasında Avrupa'da 1970'li yıllardaki politikalara benzer çabaların ortaya çıktığı görülmektedir.

Başbakan Merz liderliğindeki yeni hükümetin göç politikalarındaki bir başka icraatı, 2024 yılında Alman vatandaşlığına geçişte yapılan düzenlemenin yürürlükten kaldırılması olmuştur. Buna göre, Almanya'da vatandaşlığa geçmek için 8 yıl kalma şartını 5 yıla indiren ve entegrasyon konusunda "özel başarı" gösteren kişiler için 3 yıl ikamet etme şartı getiren yasa yürürlükten kaldırılmıştır. Vatandaşlık politikalarında sert bir tutuma sahip olan Merz hükümeti içindeki bazı politikacılar, 2024 yılında başlatılan çifte vatandaşlık hakkının kaldırılması konusunu da gündeme getirmiştir. Aslında vatandaşlık politikalarında değişim söylemlerinin Almanya'da artan Filistin yanlısı gösteriler ve Almanya'nın İsrail'e olan koşulsuz desteğiyle de önemli bir ilişkisi bulunmaktadır. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Milletvekili Stephan Mayer'in çifte vatandaşlık hakkının kaldırılmasına dair "antisemitiklerin ve Alman düşmanlarının, eğer iki pasaportları varsa vatandaşlıkları ellerinden alınmalıdır" açıklaması dikkat çekicidir. Öte yandan Almanya'da vatandaşlığa geçişin ön şartlarından birisi olan vatandaşlık testinde İsrail, Holokost ve antisemitizme dair soruların yer alması Almanya'nın her platformda savunduğu ifade ve düşünce özgürlüğüne dair derin bir tutarsızlığa karşılık gelmektedir.

Hoş Geldin Kültürü'nden (Willkommenskultur) Üstün Kültür'e (Leitkultur)

Almanya Başbakanı Merz'in yakın bir zamanda yaptığı "Suriye'deki iç savaş sona erdi. Almanya'ya iltica için artık hiçbir neden kalmadı. Bu nedenle geri gönderme işlemlerine başlayabiliriz" açıklaması Almanya'nın göç politikalarındaki çelişkili tutumu yeniden gündeme getirmiştir. Suriye'de Esad rejiminin devrilmesinden hemen sonra 9 Aralık 2024 tarihinde Suriyelilerin sığınma başvurularını hızlı bir şekilde askıya alan Almanya'da sığınmacıların geri dönüşüne dair insani ihtiyaçları göz ardı eden bir yaklaşım sergilenmektedir. Bununla birlikte yakın bir zamanda Almanya'da göçmenlerin sınır dışı işlemlerini hızlandırmak için sınır dışı merkezlerinin kurulmasına dair planlamalar ülkedeki göç politikalarında dikkate değer bir kırılmayı temsil etmektedir. Yasa dışı göçü kontrol altına almak için daha sıkı önlemler alınmasını isteyen İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, göçmenlerin üçüncü ülkelere gönderilmesini öngören sınır dışı merkezlerinin kurulmasını gündeme getirmiştir. Bu fikir aşırı sağ AfD tarafından hızlı bir şekilde desteklenmiştir. AfD'li vekil Bernd Baumann, sınır dışı merkezlerinin harika bir fikir olduğunu ve kendilerinin yıllardır bunu savunduğunu belirterek hükümete bu konuda destek vermiştir.

AB Sığınma Ajansı'na (EUAA) verilerine göre, 2025 yılının ilk 6 aylık döneminde Almanya'ya ilk kez sığınma başvurusu yapan kişi sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 50 azalarak 65 bin 495 olmuştur. Uzun yıllardır Avrupa'daki sığınma sayılarında zirvede yer alan Almanya, 2025'in ilk yarısında Fransa ve İspanya'nın gerisinde kalmıştır. Almanya'da göç ve göçmen politikalarında son dönemlerdeki sertleşmenin hoş geldin kültüründen (Willkommenskultur), üstün kültüre (Leitkultur) geçişi sembolize ettiği söylenebilir. Almanya'da ikinci parti konumuna gelen AfD'nin artan etkinliğinin en net yansıdığı alanlardan birisi göç politikaları olmuştur. Başbakan Merz liderliğindeki CDU'nun sertleşen göç politikaları bunun bir yansımasıdır. AfD her ne kadar fiili olarak koalisyonda yer almasa da fikirleriyle ve söylemleriyle koalisyon hükümetinin politikalarını şekillendiren etkili bir aktördür. Mevcut gidişata bakıldığında, Almanya'da son yıllarda aşırı sağın artan etkinliğinin ve kurucu/geleneksel partilerin zayıflamasının orta ve uzun vadede demokratik istikrar meselesini gündeme getirmesi kaçınılmazdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.