Merkez bankası bağımsızlığı, iktisat literatüründe sınırsız bir serbestlikten ziyade "araç bağımsızlığı" çerçevesinde tanımlanmakta. Buna göre, para politikasının başta fiyat istikrarı olmak üzere nihai hedefleri siyasal otorite tarafından belirlenirken, bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak yöntemler merkez bankası teknik değerlendirmeleri ile saptanır. Bu yaklaşım, para politikasının ekonomik rasyonalite temelinde yürütülmesini amaçlar. Özetle, hangi araçların ne ölçüde ve ne zaman kullanılacağı merkez bankasının işi iken ne için kullanılacağını belirlemek siyasi otoritenin yetkisidir.
ABD Merkez Bankası (Fed) örneğinde de bağımsızlık temel olarak hedef belirlemeden ziyade araç kullanımında somutlaşmaktadır. Fed'in ABD Kongresi tarafından tanımlanmış fiyat istikrarı ve istihdam hedefleri bulunmakta. Bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak politika faizi, bilanço büyüklüğü, likidite koşulları ve iletişim stratejisi gibi unsurlar ise tamamen Fed'in kendi yetki alanında yer almakta. Öte yandan, Fed Başkanı ve üyelerine yönelik siyasi eleştiriler ya da tartışmalar politika tercihleri etrafında şekillenmekte ve küresel piyasalarca takip edilmektedir zira Fed kararları küresel ekonomiye yön veren unsurlar arasındadır.
Küresel Piyasalar ve FED
Piyasa açısından bakıldığında, araç bağımsızlığının korunması, Fed'in kredibilitesi ve öngörülebilirliği açısından belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Enflasyonla mücadele sürecinde alınan sıkılaştırıcı kararların uygulanabilmesi, uzun vadeli beklentilerin yönetilmesi açısından kritik görülmekte. Bu çerçevede, Fed'e yönelik bağımsızlık tartışmaları hem ABD iç siyaseti açısından hem de küresel finansal istikrar açısından yakından izlenen bir başlık.
Fed'in para politikası kararları küresel finansal sistem üzerinde belirleyici etkiler yaratmakta. Bu durumun temel nedenleri, ABD dolarının uluslararası rezerv para birimlerinden biri olması, küresel ticaretin faturalandırılmasındaki yoğun kullanımı ve ABD finansal piyasalarının derinliği gibi unsurlar. Bu çerçevede Fed kararlarının küresel piyasalara yansıması, likidite koşullarını belirleyerek birden fazla aktarım kanalı ile gerçekleşmektedir. Parasal aktarım mekanizmasının en belirgin örneği olan bu kanalların gücü ABD ekonomisinin küresel ekonomideki rolü ile de orantılı.
Küresel likidite ve faiz oranları kanalı Fed etkisinin direkt görüldüğü ilk kanal. Fed'in politika faizinde yaptığı değişiklikler, ABD tahvil faizlerini ve dolar cinsi varlıkların getirisini doğrudan etkilemekte. Getirilerin yükseldiği dönemlerde küresel likidite ABD varlıklarına yönelirken, özellikle gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları gözlenebilmekte. Tersi durumda ise küresel risk iştahı artarak sermaye akımları daha yüksek getiri sunan gelişmekte olan piyasalara yönelme eğilimi gösterebilmekte.
İkinci önemli kanal, döviz kuru kanalı. Fed'in sıkılaştırıcı duruşu, doların küresel ölçekte değer kazanmasına yol açarken, bu durum diğer ülkelerin para birimleri üzerinde baskı yaratmakta. Güçlü dolar dış borcu yüksek olan ekonomiler için finansman koşullarını zorlaştırırken, ithalat maliyetleri ve enflasyon dinamikleri üzerinde de etkili olmakta.
Üçüncü kanal beklentiler ve iletişim politikasıdır. "Forward guidance" olarak tanımlanan Fed'in ileriye dönük yönlendirmeleri piyasa aktörlerinin davranışlarını belirleyen kritik bir unsur. Politika faizinin sabit kaldığı durumlarda bile Fed üyelerinin açıklamaları tahvil piyasalarından hisse senetlerine kadar geniş bir yelpazede fiyat hareketlerine yol açabilmekte. Son kanal olan varlık fiyatları ve risk iştahı kanalı ise küresel hisse senedi, emtia ve kripto varlık piyasalarında dalgalanmalar ile ilişkili. Bu kanal finansal varlıkların göreli fiyatlarının Fed politikalarına duyarlı olduğunu göstermekte. Sonuç olarak Fed kararları, küresel finansal döngülerin temel belirleyicilerinden biri olarak ön plana çıkmaktadır.
Fed Başkanlığı için Doğru Soru: Kim mi, Ne mi?
Küresel ekonomi açısından önemli olan bu etki kanalları Fed'in başkanlık koltuğunda kimin oturduğunu da önemli hale getirmekte. Mevcut Başkan Jerome Powell'ın görev süresinin Mayıs 2026'da sona erecek olması nedeniyle başkan arayışları hız kazanmış durumda. ABD Başkanı Donald Trump'ın yeni bir başkan adayı belirleyebilecek olması sadece Fed'in kurumsal yönetimi açısından değil küresel para politikası dengeleri bakımından da potansiyel bir dönüm noktasına işaret etmekte.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri ABD Başkanları ile Fed Başkanları arasında zaman zaman meydana gelen tartışmalar. Bu durumun son örneklerinden olan, Trump ile Powell arasındaki gerilim zaman zaman diğer Fed yetkilerine de sıçrayarak kamuoyunun gözleri önünde yaşanmakta. Bu tartışmalarda ABD Başkanı Trump, Powell'ı faiz kararlarını yanlış almakla suçladı, faiz indirimleri konusunda yoğun baskı uyguladı ve zaman zaman Fed'in bina yenileme maliyetlerini bile yüksek faiz politikasıyla ilişkilendirerek eleştirilerini yoğunlaştırdı. Hatta bugünlerde bu konuda açılan soruşturma ABD'de gündemin önemli başlıklarından biri. Buna karşın Powell teknokrat bir duruş sergilemeye çalıştı. Meseleye iktisadi açıdan bakıldığında ise Powell döneminde enflasyonun yüzde 9,1'e kadar yükselmesi ve Fed bilançosunun büyük ölçüde genişlemesi dikkat çekti. Şubat 2018'de 4,4 trilyon dolar olan Fed varlıkları 2022 ilkbaharında yaklaşık iki kat artarak 9 trilyon dolara ulaştı sonrasında ise düşüş eğilimi göstererek 6,6 trilyon dolar seviyesine indi.
Küresel ekonomi birimleri artık Powell'ın teknik duruşundan ve kararlarından ziyade yeni Başkanın kim olacağı sorusuna odaklanmış durumda. Başkanlık için bir süredir tek bir isim olarak "Kevin" öne çıkıyordu. Bu isme sahip öne çıkan iki iktisatçıdan Hassett, para politikası konusunda daha çok büyüme ve yatırım odaklı, görece güvercin bir çizgiye sahip. Warsh ise 2006–2011 döneminde Fed Yönetim Kurulu üyeliği yapmış, düşük faiz ve niceliksel genişleme politikalarını sert biçimde eleştiren, bilanço küçültme ve temel görevlere odaklanma vurgusuyla öne çıkan şahin kanattan biridir. Son dönemde öne çıkan ve uluslararası haber ajansları kaynaklı bilgiler Trump'ın Hassett'in Ulusal Ekonomi Konseyindeki mevcut rolünü sürdürmesini istediği, Fed Başkanlığı için Rick Rieder ismini de seçenekleri arasına eklediğini iddia ediyor. Bu kapsamda Trump'ın, Rieder ile yaptığı görüşmenin olumlu geçtiği de öne sürülmektedir. Bununla birlikte, Fed Başkanlığı için Christopher Waller başta olmak üzere başka isimler de gündeme gelebilecek gibi görünüyor. Bu noktada önemli olan Fed Başkanının sadece yeni bir isim değil aynı zamanda yeni bir politika tercihinin adı olacağına dikkat etmek.
Fed'in Yeni Dönemi ve Türkiye
Fed Başkanı tercihi yalnızca ABD faiz patikasını değil, doların piyasa değerini, sermaye hareketleri ve Avrupa Merkez Bankası gibi önemli küresel kurumların gelecek dönem liderlik tartışmalarını da etkileme potansiyeline sahip. Bu tercihin Türkiye açısından da önemli yansımaları olabilecektir. Fed'in daha şahin ya da güvercin bir politika çerçevesine yönelmesi Türkiye'ye yönelik portföy akımlarının seyri, ülke risk primi, kur ve dış finansman koşulları üzerinde etki gösterecektir. Daha sıkı bir Fed duruşu, küresel likiditenin gelişmiş ülkelere yönelmesine ve Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerden sermaye girişlerinin yavaşlamasına yol açabilecekken görece gevşek bir politika patikası, gelişmekte olan ülkelerin dış finansmana erişimini daha da kolaylaştırarak rezerv birikimi destekleyebilir. Bu durum finansal istikrar ve para politikasında manevra alanı oluşturabilmek açısından önemli olacaktır. Bu manevra alanı daha yüksek büyüme oranları için yardımcı olacaktır. Ancak Türkiye'nin dış koşullardan etkilenmemek adına Ora Vadeli Program temelli yapısal reformları sürdürmesi temel önceliğidir. Reformlar başarıldıkça küresel ekonomiden alınan pay giderek artacaktır.