Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MAMMAD ISMAYILOV

Savaşın Enkazından Refah Devşirmek: Kafkasya’da Yeni Bir Perde

Güney Kafkasya, tarihsel kırılmaların ve imparatorluk bakiyelerinin çatıştığı bir coğrafya olmaktan çıkıp, küresel ticaretin ve yeni enerji mimarisinin merkez üssü olmaya hazırlanıyor. Savaşın yıkıcı enkazından kalıcı bir sükûnet devşirme doktrini, Azerbaycan'ın 2020 ve 2023 yıllarında gerçekleştirdiği askeri harekâtlarla somut bir karşılık bulmuş; bölgedeki otuz yıllık donmuş kriz, yerini dinamik bir çözüm sürecine bırakmıştır. Değişimin anahtarı; Azerbaycan'ın mutlak askeri üstünlüğüne rağmen, Ermenistan'daki sivil iktidarı iç siyasal baskılar altında ezmeyen dengeli ve çözüm odaklı yaklaşımında gizlidir.

Ermenistan bakımından askeri seçeneklerin artık sürdürülebilir olmadığını idrak eden Erivan yönetimi, Rusya'nın Ukrayna'daki yıpratıcı savaşı nedeniyle bölgedeki geleneksel "koruyucu" vasfını yitirmesiyle birlikte, yüzünü Batı'ya ve bölgesel iş birliğine dönmek zorunda kalmıştır. İşte bu güç boşluğu ve aktör değişimi, barış için tarihin en doğal ve uygun zeminini sunmaktadır.

Doğu-Batı Ekseninde Yeni Bir Güç Mücadelesi

Statükonun sarsılması, beraberinde yeni bir jeopolitik rekabet sahası açmıştır. Türkiye ve ABD'nin bölgedeki artan nüfuzu, Kafkasya'nın kadim aktörleri olan Rusya ve İran'ı "oyun kurucu" rollerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bölge artık sadece bir sınır hattı değil; Kuzey-Güney aksından koparak, Hazar'ı Akdeniz'e bağlayan Doğu-Batı eksenli devasa bir güç mücadelesinin kalbi haline gelmiştir.

Türkiye'nin bu süreçteki rolü "dışlayıcı" değil, "kapsayıcı" bir strateji üzerine kuruludur. Ermenistan'ı izole etmek yerine onu bir "bağlantı koridoru" olarak denkleme dâhil eden Ankara, Bakü-Erivan arasındaki barış arayışlarını ütopik bir beklentiden reel-politik bir zemine taşımıştır. Bu bölgesel inisiyatif, Ağustos 2025'te ABD'nin aktif bir dengeleyici olarak sahneye çıkışıyla geri dönülemez bir boyuta ulaşmıştır. Vaşington'un denkleme dâhil olması, Azerbaycan ve Ermenistan'a, Rusya ve İran'ın geleneksel baskı hatlarına karşı hayati bir diplomatik manevra alanı sağlamıştır.

TRIPP Projesi

Bu sürecin en radikal ve beklenmedik meyvesi, Donald Trump'ın arabuluculuğunda 8 Ağustos 2025'te Vaşington'da parafe edilen taslak barış antlaşması olmuştur. Antlaşmanın en hayati maddesi ise "Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası" (TRIPP) olarak adlandırılan ulaştırma koridorudur.

Bu hat, Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan'ı Ermenistan'ın güneyindeki Göyçe vilayeti üzerinden birbirine bağlamayı amaçlayan 43 kilometrelik stratejik bir güzergâhtır. Formül ise oldukça yaratıcıdır: Toprak Ermenistan egemenliğinde kalacak, ancak ABD'ye 99 yıllığına münhasır geliştirme hakkı tanınacaktır. ABD'nin demiryolundan fiber optik altyapıya, boru hatlarından elektrik iletim hatlarına kadar uzanan devasa bir konsorsiyuma alt kiralama yapacak olması, bölgeyi küresel sermaye için bir "güvenli liman" haline getirmeyi hedeflemektedir.

Ankara'nın Çekincesi ve Erivan'ın İç Sancıları

Türkiye, Nahçıvan'ın izolasyonunu sona erdirecek her adımı stratejik bir kazanım olarak görmekte ve bu hattı Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan "Türk Dünyası Bağlantısallığı" vizyonunun bir parçası saymaktadır. Ancak Ankara'nın bu süreçteki desteği temkinlidir. Türkiye, bölgenin siyasal ağırlık merkezinin tamamen Vaşington'a kaymasını değil, çözümün Ankara-Bakü eksenli kalmasını arzulamaktadır. Öte yandan, Ermenistan cephesinde sular durulmuş değildir. TRIPP projesi; Rusya yanlısı muhalefet, Ermeni Apostolik Kilisesi ve milliyetçi kanat tarafından "egemenliğin devri" olarak nitelendirilmektedir.

Anayasa Krizi

Barışın önündeki en çetin engel, kağıt üzerindeki bir maddeden ziyade, Ermenistan devletinin kurucu felsefesiyle olan hesaplaşmasıdır. Azerbaycan haklı olarak, Ermenistan Anayasası'nın başlangıç metninde atıf yapılan 1990 Bağımsızlık Bildirgesi'ndeki tehlikeli bir maddeye işaret etmektedir. Bu bildirgenin 1. maddesi, Dağlık Karabağ ile Ermenistan'ın birleşmesini (Miatsum) resmi bir devlet hedefi olarak kabul etmektedir.

Bakü'nün perspektifinden bakıldığında ise Ermenistan mevcut anayasasını değiştirmediği sürece imzalanacak herhangi bir barış antlaşması "saatli bir bomba" hükmündedir. Çünkü anayasadaki bu birleşme atfı, gelecekteki olası bir Ermeni hükümetine Azerbaycan toprakları üzerinde yeniden hak iddia etme kapısını aralık bırakmaktadır. Dolayısıyla Azerbaycan, barışın bir niyet beyanından öteye geçip kalıcı bir hukuki güvenceye kavuşması için bu "irredantist" (yayılmacı) ifadelerin anayasadan tamamen ayıklanmasını bir ön şart olarak masaya koymaktadır. Bu durum, Paşinyan yönetimi için sadece siyasi bir karar değil, halkı ikna etmesi gereken devasa bir "hukuksal devrim" anlamına gelmektedir.

Kader Eşiği

Bugün itibarıyla tüm gözler, bölgesel bir varoluş tercihi niteliği taşıyan 7 Haziran 2026 parlamento seçimlerine kilitlenmiş durumdadır. Bu seçimler, Ermenistan için salt bir siyasi rekabetin ötesinde; Kafkasya'nın önümüzdeki elli yılını şekillendirecek, "geçmişin travmaları" ile "geleceğin refahı" arasında yapılacak sivil bir referandum niteliğindedir.

Eğer Nikol Paşinyan liderliğindeki iktidar bloku, halktan güçlü ve tartışmasız bir yetki almayı başarırsa; bu durum, barışın önündeki en sert hukuksal bariyer olan anayasa değişikliği için gerekli siyasi sermayeyi sağlayacaktır. Bu senaryoda 2027 yılında gidilecek bir anayasa referandumu, Ermenistan'ın bölgesel entegrasyonu kabul ettiği ve statükoyu resmen tasfiye ettiği nihai bir "barış mührü" olacaktır.

Jeopolitik Boşluk ve Fırsat Penceresi

Dış dinamikler, Kafkasya'da kalıcı bir imza için tarihin en elverişli, ancak bir o kadar da kırılgan zeminini sunmaktadır. Bölgenin geleneksel "veto güçleri" bugün kendi içsel krizleriyle kuşatılmıştır. Rusya, Ukrayna cephesinde harcadığı askeri ve ekonomik enerji nedeniyle Kafkasya üzerindeki tahakküm gücünü asgari düzeye indirmiştir. İran ise Aralık 2025'te patlak veren ve halen sıcaklığını koruyan sınır hatlarındaki savaş riskleri ve iç güvenlik denklemleriyle meşguldür.

Bu iki dev aktörün, Batı destekli ve Türkiye-Azerbaycan eksenli bir barış sürecini kesin ve nihai olarak engelleyebilecek operasyonel kapasiteleri hiç olmadığı kadar zayıflamıştır. Ancak bu jeopolitik boşluk sonsuza dek sürmeyecektir; bu nedenle diplomatik zamanlamanın "altın oranını" yakalamak şarttır.

Sonuç olarak barışın sadece liderlerin kaleminden dökülen bir mürekkep olarak kalmaması için, sürecin toplumsallaşması elzemdir. Ermenistan içinde yükselen kilise ve milliyetçi blok destekli muhalefeti pasifize etmenin yolu, ağır yoksullukla mücadele eden Ermeni halkına "refahın ulaşılabilir olduğu" gerçeğini somut projelerle aşılamaktır. Sivil toplum kuruluşlarının diyaloğu, halkların ekonomik beklentilerinin ön plana çıkarılması ve Ermenistan'ın TRIPP gibi devasa projelerle dünyayla entegre olması, barışın en büyük teminatı olacaktır.

Eğer bu süreç, bölgesel ihtiraslara ve günübirlik jeopolitik manevralara kurban edilmezse; Kafkasya sadece on yıllardır süren bir savaşı bitirmeyecek, aynı zamanda Asya'dan Avrupa'ya uzanan küresel refahın ve ticaretin en güvenli "yeni rotası" haline gelecektir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.