Türkiye'nin en iyi haber sitesi

MEHMET YÜCE

Türkiye-Azerbaycan Stratejik Ortaklığı: İkili İlişkilerden Dünya Jeopolitiğine

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, uluslararası ilişkiler literatüründe nadir görülen ölçüde derin tarihsel, kültürel, etnik ve stratejik temellere dayanan özgün bir ortaklık modelini temsil etmektedir. Bu ilişki resmi söylemde "tek millet iki devlet" şeklinde ifade edilse de gerçekte çok daha geniş bir stratejik derinliğe sahiptir. Ortak dil, kültür ve tarihsel hafıza üzerine kurulu bu bağ, iki ülke arasında sadece diplomatik veya ekonomik iş birliği değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal dayanışma zemini oluşturmuştur.

Bu bağların kökleri çok eski dönemlere kadar uzanmakla birlikte, özellikle 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde Türkiye'nin verdiği destek (ki bu destek İkinci Karabağ Savaşında da tekrar edilmiştir) iki toplum arasındaki kardeşlik duygusunu pekiştirmiştir. Sovyetler Birliği döneminde siyasi ilişkiler kesintiye uğramış olsa da kültürel bağlar tamamen kopmamış, Azerbaycan'ın 1991'de bağımsızlığını yeniden kazanmasının ardından ise ilişkiler kısa sürede stratejik ortaklık seviyesine ulaşmıştır. Türkiye'nin Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olması, bu sürecin sembolik ve siyasi önemini göstermektedir.

Şuşa Beyannamesi ve Stratejik Müttefiklik

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kurumsal ve hukuki boyutunu güçlendiren en önemli dönüm noktalarından biri de kuşkusuz Karabağ Zaferi sonrasında 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi olmuştur. Bu belge iki ülke ilişkilerini fiilen müttefiklik seviyesine taşıyan stratejik bir çerçeve sunmaktadır. İki kardeş ülke arasındaki köklü ve fiili olarak zaten var olan stratejik ortaklığı hukuki bir çerçeveye taşıyan tarihi bir belge niteliğinde olan Şuşa Beyannamesi aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan arasındaki köklü kardeşliğin tüm dünyaya ilanı ve bu ilişkinin stratejik bir ittifak düzeyinde kurumsallaştığının açık bir göstergesidir.

Şuşa Beyannamesi, savunma ve güvenlik iş birliğinin yanı sıra enerji, ulaştırma, ticaret, eğitim ve kültür alanlarında derinleşen entegrasyonu öngören kapsamlı bir stratejik vizyon ortaya koymaktadır. Özellikle taraflardan birine yönelik tehdit durumunda ortak hareket edilmesine yönelik irade beyanı, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin bölgesel güvenlik mimarisinde oynadığı rolü güçlendirmiştir. Bu yönüyle Şuşa Beyannamesi sadece ikili ilişkilerin değil, aynı zamanda Güney Kafkasya'daki jeopolitik dengelerin yeniden şekillenmesinde önemli bir referans noktası olmuştur.

Enerji Jeopolitiği ve Stratejik İş Birliği

Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının en somut ve etkili boyutlarından birini enerji alanındaki iş birliği oluşturmaktadır. Azerbaycan'ın Hazar Havzası'ndaki zengin hidrokarbon kaynakları ile Türkiye'nin Avrupa ile Asya arasında enerji transit ülkesi olarak sahip olduğu jeostratejik konumun birleşmesiyle ortaya çıkan enerji koridoru, hem iki ülke arasındaki iş birliğine stratejik bir derinlik kazandırmakta hem de Avrupa'nın enerji güvenliği açısından kritik bir rol üstlenmektedir.

Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz hattı ve Güney Gaz Koridoru'nun ana omurgasını oluşturan TANAP projesi ile TAP, bu iş birliğinin temel stratejik projeleri olarak öne çıkmaktadır. Bu enerji altyapıları sayesinde Azerbaycan'ın enerji kaynakları uluslararası pazarlara güvenli ve kesintisiz biçimde ulaştırılmaktadır. Aynı zamanda söz konusu hatlar, diğer Türk devletlerinin enerji kaynaklarının Batı pazarlarına taşınması için de potansiyel bir alternatif oluşturmakta ve Türkiye'nin bölgesel bir enerji merkezi (hub) olma hedefini güçlendirmektedir. Enerji diplomasisi perspektifinden bakıldığında bu projeler yalnızca ticari girişimler değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini etkileyen jeoekonomik araçlar niteliğindedir. Bu durum, iki ülke arasında enerji temelli karşılıklı bağımlılık üreterek Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığının kurumsal ve jeoekonomik temellerini daha da pekiştirmektedir.

Karşılıklı Yatırımlar ve Ekonomik Entegrasyon

İki ülke arasındaki ekonomik iş birliği elbette enerji projeleriyle sınırlı değildir. Azerbaycan devlet enerji şirketi SOCAR'ın Türkiye'de gerçekleştirdiği entegre yatırımlar, iki ülkenin ekonomik entegrasyonun en güçlü göstergelerinden birini oluşturmaktadır. İzmir Aliağa'da kurulan STAR Rafinerisi, PETKİM petrokimya kompleksi ve TANAP gibi yatırımlar Türkiye'de enerji ve sanayi altyapısının güçlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. SOCAR'ın Türkiye'deki toplam yatırımlarının yaklaşık 20 milyar dolar seviyesine ulaşması, Azerbaycan'ın Türkiye ekonomisine duyduğu güvenin önemli bir göstergesi olup, aynı zamanda iki ülke arasındaki enerji diplomasisinin kurumsal ve ekonomik boyutunu güçlendiren stratejik bir unsur olarak görmek gerekmektedir.

Öte yandan Türk şirketleri de Azerbaycan'da enerji, altyapı, inşaat ve hizmet sektörlerinde önemli projeler gerçekleştirmektedir. Özellikle Karabağ'ın yeniden inşası sürecinde Türk firmalarının aktif rol alması, ekonomik iş birliğinin yeni bir boyut kazandığını göstermektedir.

Ticaret, Ulaştırma Koridorları ve Bölgesel Bağlantısallık

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dış ticaret hacmi son yıllarda istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Taraflar orta vadede ticaret hacmini 15 milyar dolar seviyesine çıkarma hedefi belirlemiştir. Bu hedef doğrultusunda ulaştırma projeleri ve bölgesel bağlantı koridorları büyük önem taşımaktadır.

Orta Koridor ve Zengezur Koridoru gibi projeler sadece iki ülke arasındaki ticareti artırmakla kalmayacak, aynı zamanda Orta Asya ile Avrupa arasındaki lojistik ağları birbirine bağlayan stratejik bir ulaşım hattı oluşturacaktır. Bu gelişme, Türkiye ile Azerbaycan'ı Avrasya ticaretinin merkezindeki aktörlerden biri haline getirme potansiyeline sahiptir.

Türk Dünyası Perspektifi: Bölgesel Entegrasyonun Çekirdeği

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ikili bir stratejik ortaklık olmakla sınırlı olmayıp, aynı zamanda Türk Dünyası entegrasyonunun çekirdeği olarak da rol model işlevini üstlenmektedir. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatı'nın kurumsallaşma sürecinde Türkiye ve Azerbaycan'ın oynadığı rol belirleyici olmuştur. İki ülke arasındaki güçlü siyasi uyum ve stratejik koordinasyon, Türk dünyasında ekonomik, siyasi ve kültürel iş birliğinin gelişmesine önemli katkı sağlamaktadır.

Enerji koridorları, ulaştırma projeleri ve ticaret ağları sadece Türkiye ile Azerbaycan arasında değil, aynı zamanda Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Anadolu arasında yeni bağlantılar kurulmasını mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda Güney Gaz Koridoru, Orta Koridor ve gelecekte hayata geçirilmesi beklenen Zengezur Koridoru gibi projeler, Türk dünyasının jeoekonomik entegrasyonunu destekleyen altyapılar olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye-Azerbaycan stratejik ortaklığı bu açıdan Türk dünyasında bir çekim merkezi (gravity center) işlevi görmektedir. Bu ortaklık, sadece ekonomik iş birliğini değil aynı zamanda siyasi koordinasyon ve güvenlik iş birliğini de teşvik ederek Türk dünyasının kurumsal kapasitesini güçlendirmektedir.

Beka, Jeopolitik ve Stratejik Zorunluluk

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki iş birliği sadece bir tercihten ibaret olmayıp, jeopolitik ve güvenlik gerçekliklerinin doğurduğu stratejik bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Tarihsel ve kültürel bağların ötesinde, Güney Kafkasya'nın jeopolitik hassasiyeti, enerji hatlarının güvenliği ve bölgesel güç dengeleri de Türkiye ile Azerbaycan'ı stratejik açıdan birbirine yakınlaştırarak doğal müttefik konumuna getirmektedir. Karabağ savaşları sürecinde ortaya çıkan dayanışma, bu stratejik ortaklığın sadece siyasi elitler düzeyinde değil, aynı zamanda toplumlar arasında da güçlü bir karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu durum, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli faktörlerden biri olarak temayüz etmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklık son derece güçlü ve çok boyutlu bir zemine dayanmakla birlikte, iki ülkenin egemen devletler olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Bu çerçevede taraflar çoğu zaman birbirlerinin dış politika önceliklerine ve hassasiyetlerine özen göstermekte, bölgesel ve küresel meselelerde yüksek düzeyde bir koordinasyon sergilemektedir. Bununla birlikte uluslararası sistemin karmaşık yapısı ve her iki ülkenin farklı jeopolitik çevrelerde faaliyet göstermesi nedeniyle bazı konularda olaylara farklı perspektiflerden yaklaşılması mümkündür. Bu durum Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik ortaklığın zayıfladığı anlamına gelmemektedir. Aksine, karşılıklı saygı ve egemenlik ilkesi temelinde yürütülen bu yaklaşım, ilişkilerin sağlıklı ve sürdürülebilir bir zeminde ilerlediğinin bir göstergesi olarak okumak gerekmektedir.

Bununla birlikte iki ülke ilişkilerine dair yapılacak eleştiri ve değerlendirmelerde kullanılan dil ve üslup da büyük önem taşımaktadır. Zira tarihsel, kültürel ve stratejik temellere dayanan bu kardeşlik hukukunun hassasiyeti gözetilmeli, kamuoylarında yanlış algılar oluşturabilecek veya üçüncü tarafların istismarına açık, iki ülke arasındaki stratejik dayanışmayı zedeleyebilecek söylemlerden özellikle kaçınılmalıdır. Zira, yapıcı ve dengeli eleştiriler ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayabilir. Ancak bu eleştirilerin kardeşlik hukukunu ve stratejik ortaklığın uzun vadeli niteliğini gözeten sorumlu bir dil içerisinde ifade edilmesi büyük önem taşımaktadır.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.