Geçtiğimiz yıllarda COVID-19, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Orta Doğu'daki istikrarsızlıklar sebebiyle uluslararası tedarik zincirleri zaman zaman sekteye uğradı. Riskleri azaltmak adına Asya'yı Avrupa'ya bağlayacak alternatif koridor projeleri geliştiriliyor. Her ne kadar güzergâhların çeşitlenmesi, uluslararası taşımacılıkta yaşanabilecek ani krizler karşısında herkesin yararına olsa da her ülke kendi çıkarlarına göre belirli projeleri destekliyor.
Mevcut Güzergahlar Ve IMEC'in Doğuşu
Asya-Avrupa güzergâhındaki deniz taşımacılığının büyük bölümü Kızıldeniz üzerinden gerçekleşiyor. Geçtiğimiz yıllarda örneklerini gördüğümüz üzere, bu hatta yaşanabilecek tıkanıklık ve saldırılar özellikle Akdeniz ve Güney Asya ülkelerinin ekonomileri için ani şoklar yaratabiliyor. Kara koridorları ise ya Rusya'dan ya da Çin'den geçiyor. Ukrayna'da devam eden savaş, Avrupa'yı Rusya dışında güzergâh arayışlarına iterken ABD ise Çin'in uluslararası ticaretteki rolünü sınırlandırmayı stratejik bir öncelik olarak görüyor.
Bugün dünyada nüfus bakımından birinci sırada, ekonomik büyüklük ve enerji tüketimi bakımından da ilk beş ülke arasında yer alan Hindistan, Avrupa-Asya koridorlarının çeperinde kalmış durumda. Pakistan ile yaşadığı sorunlar yüzünden doğrudan kara bağlantılarını kullanamadığından Avrupa'yla ticaretinde büyük ölçüde Kızıldeniz rotasına bağımlı. Buna alternatif olarak, İran'ın Çabahar Limanı'nı kullanarak kara ve demir yolu bağlantılarıyla Batı'ya ulaşmayı planlasa da İran'a uygulanan uluslararası yaptırımlar sebebiyle bu proje ilerletilemedi.
Arap Yarımadası ve İsrail de Avrupa-Asya arasındaki aktif ulaştırma koridorlarının dışında kalıyor. Özellikle Körfez ülkelerinin üretimi çeşitlendirme hedefleri ve Avrupa ile gelişen ekonomik ilişkileri, bağlantısallık ihtiyacını artırıyor. Açıkça jeopolitik ağırlığını artırma peşinde olan İsrail de bu bağlantısallığın bir parçası olmak istiyor.
İşte bütün bu ülkelerin kesişen çıkarları, Hindistan-Orta Doğu Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) adlı projeyi doğurdu. Eylül 2023'te Yeni Delhi'de düzenlenen G20 Zirvesi'nde Hindistan, Suudi Arabistan, BAE, AB, Fransa, Almanya, İtalya ve ABD, proje üzerinde mutabakat anlaşması imzaladı. Belirlenen rotaya göre Hindistan'ın Bombay Limanı'ndan kalkacak gemiler, Hürmüz Boğazı'nı geçerek BAE'de yükünü boşaltacak; mallar buradan demir yoluyla Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail'in Hayfa Limanı'na taşındıktan sonra deniz yoluyla Yunanistan'a, oradan da Avrupa'nın geri kalanına ulaştırılacak.
Savaşların Etkisi
IMEC'in büyük bir hevesle duyurulduğu zirveden yalnızca bir ay sonra patlak veren Gazze Savaşı, projeye ağır bir darbe vurdu. Zira bu savaş, hem İsrail ve çevresini istikrarsızlaştırdı hem de İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki iş birliğinin hızını kesti. Trump yönetimi Filistin sorununu çözüp bu iş birliğini canlandırmaya teşebbüs etse de herkesin kabul edeceği bir çözüm ufukta görünmüyor.
Son bir yıldır İsrail ve ABD tarafından İran'a karşı yürütülen saldırılar da IMEC'in uygulanabilirliği konusundaki soru işaretlerini artırdı. Özellikle son savaşta görüldüğü üzere güzergâhın saldırıya açık olması ve Hürmüz Boğazı'ndaki trafiğin kesintiye uğrayabilmesi, IMEC için büyük riskler barındırıyor.
Bütün bu engellere rağmen IMEC, uluslararası diplomaside güncelliğini koruyor. Projeyi ısrarla savunan ülkeler arasında başta Hindistan geliyor. İran'la yaşanan gerilimler IMEC'in risklerini açığa çıkarmakla birlikte, Hindistan'ın Çabahar üzerinden planladığı koridoru büsbütün zora soktu. Bu ortamda Hindistan'ın IMEC seçeneğine daha fazla yöneldiği görülüyor.
İran ile İsrail arasındaki çatışma devam ettiği sürece Kızıldeniz rotasının güvenliğinden de İran bağlantılı Husilerden dolayı hiçbir zaman emin olunamayacak. Dolayısıyla Kızıldeniz rotasına acilen alternatifler bulmak Hindistan için olduğu kadar Avrupa için de son derece önemli. ABD içinse IMEC, başarıya ulaştığı takdirde Atlantik'ten Bengal Körfezi'ne kadar bütünleşik bir ekonomik ekosistemin kurulmasını sağlayacak. Bu da hem Çin'in ekonomik gücünün dengelenmesi hem de sürekli müdahil olmasına gerek kalmadan bölgede kendine müzahir bir düzenin varlığını sürdürmesi anlamına gelecek.
Bu hesaplardan dolayı önümüzdeki dönemde IMEC'in hayata geçirilmesine yönelik yeni ve daha kararlı adımlar beklenebilir. Mevcut riskler karşısında projede bazı değişikliklere gidilmesi, örneğin kara bağlantısının Hürmüz Boğazı'na girmeden sağlanması ve Hindistan'la ilişkileri son yıllarda gözle görülür biçimde ilerleyen Umman'ın projeye dâhil edilmesi gündeme gelebilir.
Türkiye Açısından IMEC
IMEC'in Türkiye açısından doğuracağı sonuçlardan ilk akla geleni, Doğu-Batı ekseninde Türkiye'ye alternatif bir güzergâhın açılması ve sevkiyatın bir kısmının buraya kaymasıdır. Bu ilk bakışta olumsuz görünmekle birlikte beklenen bir gelişmedir. Zira uluslararası siyasette giderek artan risk ve belirsizlikler, tedarik zincirlerinde güzergâh çeşitliliğine gidilmesini kaçınılmaz kılıyor. Türkiye üzerinden geçen rotaların risk barındıran coğrafyalardan da geçmesinden dolayı, alternatif koridorların açılması dolaylı olarak Türkiye için de faydalı olabilir. Kaldı ki Asya ile Avrupa'yı bağlayan en önemli kavşaklardan biri olan Türkiye, gerek hâlen aktif durumdaki Orta Koridor, TRACECA ve Güney Avrasya, gerekse planlanan Kalkınma Yolu gibi bağlantılarla küresel tedarik zincirindeki merkezi önemini koruyacaktır. Dolayısıyla IMEC'in Türkiye'nin Asya-Avrupa bağlantısallığına zarar vermesini beklemek gerçekçi olmaz. Aksine, IMEC'in altyapısı kurulduktan sonra Türkiye'nin de buna eklemlenmesi gündeme gelebilir.
IMEC'in Türkiye açısından daha kritik sonuçlar doğurabileceği bölge ise Doğu Akdeniz'dir. Bu bölgede Türkiye'yle süregelen anlaşmazlıkları bulunan İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan, 2010'ların başlarından beri giderek güçlenen bir üçlü iş birliği mekanizması geliştirdi. Türkiye'nin dış politikasında stratejik özerklik prensibine göre hareket ederken; ABD, Doğu Akdeniz'deki sadık müttefikleri olarak gördüğü diğer ülkelere destek verdi. ABD, Türkiye ile bağları koparmamakla birlikte 2019'da kabul ettiği yasayla bu üç ülke arasındaki iş birliğinin ana destekçisi oldu. Hindistan da Türkiye'nin Pakistan'a verdiği desteğe tepki olarak Doğu Akdeniz'de Türkiye'yle sorun yaşayan ülkelerle ilişkilerini derinleştiriyor.
IMEC'te yaşanacak ilerlemeler, ABD'den Hindistan'a uzanan geniş bir coğrafya için Doğu Akdeniz'in stratejik önemini artıracak ve bölgenin istikrarını öncelikli bir konu hâline getirecektir. IMEC'e dâhil olan ABD, Hindistan, Avrupa ve Körfez ülkeleri, ticaret yollarının güvenliğinin sağlanması adına Doğu Akdeniz'deki paydaşlarına daha fazla destek olmak isteyeceklerdir. Bunun da koridor güzergâhında yer alan İsrail, GKRY ve Yunanistan arasındaki iş birliğinin bölge dışı aktörlerden daha fazla destek bulmasına yol açacağını öngörmek zor değildir. Bu destek, GKRY'nin adanın tamamı adına ve Kıbrıslı Türklerin söz hakkı olmadan imzaladığı anlaşmaları uygulamakta daha hoyrat hareket etmesine neden olabileceği gibi, söz konusu ülkelerin enerji alanında Türkiye'nin karşı çıktığı girişimlere hız vermesine de yol açabilir. Bu hamlelere karşı koymak ise Türkiye'yi birçok büyük güçle karşı karşıya getirebilir.
IMEC'in dış aktörlerin Doğu Akdeniz'e yönelik ilgisini belirleyici ve yönlendirici etkisinin bazı sinyalleri hâlihazırda görülüyor. Bunun en çarpıcı örneği olarak, Doğu Akdeniz'de iş birliğinin teşvik edilmesini IMEC bağlamında bir stratejik öncelik olarak nitelendiren Doğu Akdeniz Geçit Yasası adlı taslak, geçtiğimiz Ocak ayında ABD Kongresi'nde her iki partiden neredeyse tam destek alarak komisyondan geçti. Doğu Akdeniz'i yalnızca Yunanistan, İsrail, GKRY ve Mısır şeklinde tanımlayan ve Türkiye'yi dışarıda bırakan bu yasanın Kongre'de kabul edilmesi ve Türkiye ile ilişkileri önemseyen Trump yönetimi tarafından uygulamaya konması bugün itibarıyla pek mümkün görünmüyor. Ancak ABD'nin stratejik önceliğinin Çin'e set çekmek olduğu da bir gerçek. Avrupa'dan Hindistan'a kadar geniş bir coğrafyada Çin'den bağımsız bir tedarik hattı ve ekonomik entegrasyon sunması, IMEC'i Vaşington için cazip kılıyor. Projenin Çin ile rekabette üreteceği somut çıktılar, ABD'yi Türkiye'ye ilişkin hesaplarını gözden geçirmeye itebilir.
Türkiye Ne Yapmalı?
Uluslararası siyasetin günümüzde kalıcı bloklardan ziyade konu bazlı ortaklıklar üzerinden ilerlediği düşünüldüğünde IMEC'in şimdilik bu çerçevede anlam taşıdığı söylenebilir. Dolayısıyla projeyi Türkiye için acil ve ciddi bir risk olarak görmek abartılı olur. Ancak önemli küresel ve bölgesel güçlerin atacakları ortak adımların zamanla karşılıklı bağımlılık alanları doğurması ve bu bağımlılıkların kalıcı ittifaklara dönüşmesi mümkündür. Böyle bir senaryo ise Yunanistan, GKRY ve İsrail'in geniş çaplı bir bloğun merkezi unsurlarına dönüşmesine ve güvenliklerinin ve çıkarlarının ABD, Hindistan, Avrupa ve Körfez ülkeleri tarafından güvence altına alınmasına yol açabilir. IMEC'in önünde hâlâ çok uzun bir yol olsa da Türkiye'nin bu ihtimali göz ardı etmeyerek projenin gidişatını dikkatle takip etmesi gerekir.
Aynı zamanda Körfez'in Avrupa'ya bağlanması için alternatif güzergâhlara hız vermek de Türkiye'nin yapabilecekleri arasındadır. Irak üzerinden planlanan Kalkınma Yolu bunun için en belirgin seçenektir. Ayrıca Körfez ülkelerinden başlayarak Ürdün-Suriye-Türkiye üzerinden Avrupa'ya açılacak bir nakliye koridoru, Türkiye'nin bağlantısallıktaki ağırlığını pekiştireceği gibi Doğu Akdeniz'in IMEC bağlamındaki stratejik önemini de dengeleme imkânı sunabilir. Böyle bir girişim, aynı zamanda Suriye'de güvenliğin ve düzenin sağlamlaştırılması için geniş çaplı bir bölgesel iradenin oluşması bakımından da yararlı olacaktır.