Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kurucusu olduğu AK Parti'ye 979 günlük bir aradan sonra 2 Mayıs'ta yeniden üye olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Mayıs'ta yapılan AK Parti'nin 3. Olağanüstü Büyük Kongresi'nde partisinin genel başkanı seçildi. 1.414 oyla AK Parti Genel Başkanlığı'na seçilen Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerçekleştirdiği teşekkür konuşmasında yeni döneme ilişkin de önemli mesajlar vermiş oldu. Türkiye'yi değiştirmenin kendilerini değiştirmekten geçtiğinin bilincinde olarak yeni ve çok daha büyük reformların hayata geçirileceğini ifade eden Erdoğan, 2017 sonuna kadar öncelikli olarak ise parti teşkilatlarını yenileyerek bu değişimin başlatılacağını vurguladı.
Her ne kadar Erdoğan'ın AK Parti üyesi ve genel başkanı olmasıyla birlikte resmen "partili cumhurbaşkanlığı" dönemi başlamış olsa da bundan sonraki süreçte atılması beklenen bazı adımlar söz konusudur. Bu anlamda öne çıkacak olan dört husustan bahsetmek mümkündür.
Bunlardan ilki kuşkusuz Erdoğan'ın revize edilecek bir kabinenin yanı sıra parti teşkilatlarına yönelik de birtakım yenilikleri hayata geçirecek olmasıdır. Diğer önemli bir husus ise Cumhurbaşkanlığının önümüzdeki dönemde sahip olacağı yeni konuma ilişkindir. 16 Nisan referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı sistemine uyum sağlanması için atılması gereken adımlar ve gerekli uyum yasaları da bir diğer önemli gündem maddesini oluşturmaktadır. Son olarak sistem dönüşümünün tam anlamıyla hayata geçirileceği bu yeni döneme ilişkin bir diğer husus da terör örgütlerine karşı verilen mücadelenin tavizsiz ve kararlı bir şekilde sürdürülmesidir.
Öncelikle altı çizilmesi gereken husus, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden AK Parti üyesi ve genel başkanı olmasıyla birlikte parti disiplini ve parti mobilizasyonu gibi hususlarda da bir yenilenmenin olacağıdır. Erdoğan'ın Kongre'de gerçekleştirdiği konuşmada bu hususa bilhassa değinmesi, esasen AK Parti'nin "süreklilik içinde değişim" yaklaşımı ile de uyumludur.
Zira bu temel yaklaşım ile Türkiye'deki kurumsal vesayete karşı direnç gösterilebilmiş, aynı zamanda ülke dışındaki konjonktürün ve komşu ülkelerdeki çatışmaların getirdiği sorunlarla da mücadele edilebilmiştir. Verilen bu mücadeleler yanı sıra hükümet sistemi sorunun çözümünü amaçlayan Cumhurbaşkanlığı sistemi önerisi ile toplumu ikna edebilme başarısı da gösterilebilmiştir.
Erdoğan'ın kurucusu olduğu partinin bundan böyle yeniden resmi lideri de olmasıyla birlikte AK Parti, siyasi tabanı ve geniş toplumsal kesimlerle de daha etkili iletişim ağları bulunan daha dinamik bir partiye dönüşecektir.
Geçmişin muhasebesinin yapıldığı, kısa vadede 2019 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimlerine yönelik yol haritasının oluşturulduğu bir döneme girilecektir. Bununla birlikte parti yönetimi ve teşkilatları zorunlu olarak daha aktif bir performansa teşvik edilerek güçlü bir liderin varlığı ile benimsenen olası bir kolaycılık mümkün olmayacaktır.
Böylelikle kabine yanı sıra parti teşkilatları, siyaset kurumuna yönelik olası meydan okumalar karşısında geride duramayacak, haliyle sorumluluk almaya daha etkili bir şekilde teşvik edilecektir. Zira aksi bir durumda AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, bizzat partisinin başında bulunması sebebiyle bütün parti yetkilileri ve teşkilatlarına yönelik belli kurumsal yaptırımları devreye sokabilme yetkisine doğrudan sahip olacaktır. Bu yeni kurumsal gerçeklikle birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partisinin "hem lideri olduğu hem de olamadığı" 33 aylık bir süreç de böylelikle sonlandırılmıştır. Ancak geçmişteki bu durumun, Başbakan Binali Yıldırım'dan da kaynaklanmadığını aksine sistemdeki çift başlılık sorunun yansıması olduğunu vurgulamak gerek.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tekrar partinin Genel Başkanı olması ve parti içindeki yeni dinamiklerin devreye girmesi yanı sıra Cumhurbaşkanlığı makamının yeni konumuna ilişkin de önemli dönüşümler hayata geçecektir.
Zira 16 Nisan referandumu yeni sistemin öngördüğü doğrultuda Cumhurbaşkanlığı makamını da sembolik, siyasal sorumluluktan muaf bir makam olmaktan çıkararak, siyasi olarak hesap veren icrai bir yapıya dönüştürmüştür. Böylelikle doğrudan halkoyuyla Cumhurbaşkanı seçilen bir kişinin siyasi partisiyle ilişkisinin devam etmesinin de aslında sisteme dair normalleştirici bir etkisi olduğu daha da belirginleşecektir.
Esasen Cumhurbaşkanlığının yeni konumu ile de irtibatlı olan bir diğer temel husus, yeni sisteme dair uyum yasalarının hayata geçirilmesi ve bu geçiş sürecinin verimli yönetimidir. Bu çerçevede 2019'da eşzamanlı olarak gerçekleşecek olan Meclis ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ile Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine tam anlamıyla geçilecektir. Ancak bu süreçteki en hayati husus söz konusu geçiş sürecinin iyi yönetilerek devletin yeniden yapılandırılmasında önemli, planlı ve çerçevesi netleştirilmiş adımların atılmasıdır.
Bu anlamda bazı uyum yasalarının hayata geçirilmesinde, referandum öncesinde olduğu gibi, uzlaşı sağlanabileceği de muhtemeldir.
Geçiş sürecinde dikkat edilmesi gereken hususların başında ise yıpranan kurumların sistemin dönüşümüne karşı olası direnç refleksleri gelmektedir. Bu anlamda bilhassa çıkar alanları daraltılacağından sistemin etkin bir şekilde kurulmasını önlemek için uyum yasalarının hayata geçirilme aşamasında bürokrasinin manipüle edici ve süreci tıkamayı amaçlayan davranış kodlarına dikkat edilmesi ve gerekli adımların atılması elzemdir.
Son olarak vurgulanması gereken ise değişim, reformlar ve dönüşümün gerçekleştirileceği altı ay ile bir yıllık süreç içinde Türkiye'nin terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadelenin de tavizsiz bir şekilde sürdürüleceği gerçeğidir.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti'nin 3. Olağanüstü Kongresi'nde başta FETÖ, PKK ve DEAŞ ile mücadeleye ilişkin dile getirdiği kararlılık vurgusuna işaret etmek ve süreci mücadele ve reform ekseninde değerlendirmek gerekmektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN