Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Esad gitmezse ne olacak? Bu soru, Rusya ve Çin'in, BMGK'de Suriye ile alakalı kararı veto etmesiyle beraber daha sık sorulmaya başlandı. Bu soru, aynı zamanda, oldukça basit bir önermeyi de desteklemek için kullanılıyor: Esad gitmezse, Baas rejimi yıkılmazsa Türkiye ne yapacak? "İçine düştüğü zor durumdan" nasıl çıkacak? İçinde farklı bölgesel sorunları barındıran Suriye'yi "bu kadar açık bir şekilde karşımıza almamız" akıllıca mıydı? Baas rejimi, dünyanın da pek müdahaleye niyetli olmadığı ortaya çıktığından dolayı varlığını sürdürmeye devam edecek. Üstelik Rusya, Çin, İran ve Maliki yönetiminin desteği de devam etmektedir.
Yukarıdaki oldukça sıradan ve sığ yaygın tespit ve eleştiriler ilk anda etkili değilse de tutarlı görünmektedir. Bu tespitlerin ve eleştirilerin sıradan, sığ ve yaygın olmasının elbette bazı sebepleri var. Sıradanlar, çünkü genellikle nemelazımcı ve vurdumduymazcı bir yaklaşımın ürünleridir. Sığ tespitlerdir çünkü sorunun kendisine değil soruna dair farklı aktör ve güçlerin ne pozisyon alacağına bakarak okuma yapmaktalar. Bu ise çok sık hata yapmalarına yol açmaktadır. Ama etkili eleştirilerdir, çünkü medyatik bir karşılığı vardır. Üçüncü dünyacı direniş ekseni hayallerini bir nebze olsun desteklemesi bile yaygın muhibban bulması için yeterlidir.
Oysa Esad gitmezse ne olacağını düşünmesi gereken Baas rejimi ve arkasında duranlardan başkası değildir. Çünkü kısa bir zaman sonra, Esad'ın katliamları devam ettikçe, bugün arkasında durdukları rejimi taşımak zorunda kalacaklar. Özellikle BMGK sonrası bu durum daha da keskin bir hal almıştır. Esad rejimi gibi geleceği olmayan bir kâğıda, fiilen çöken Ortadoğu diktatörlük borsasında yatırım yapanların şu günlerde BM sonrası stratejik bir zafer mi kutladıklarını, yoksa yakın zamanda ortaya çıkacak muhtemel felaket için hazırlık mı yaptıklarını sormak gerekiyor. Esad kâğıdını ne diye aldıklarını kendilerine bile açıklamakta zorluk çeken Baas hamilerinin, kısa vadede yapacakları fazla bir şey de bulunmuyor. Kapalı kapılar ardında, yaptıkları yatırımın ahmaklığından dem vuranlar, kameralar önünde ise Esad rejiminin en azından kısmen meşru yönleri olduğunu söylemek için kıvranmaktalar. Bu uzun süre sürdürülebilir bir siyaset değildir.
Bu noktada meşru soru şu olabilir: Bölgemizdeki Baas rejimleri teker sahneden çekilirken, ciddi devlet geleneği olduğu farz edilen bölgeden ve bölge dışından güçler Esad rejiminin arkasında niçin durmaktalar? Bölge dışından güçlerin Suriye rejimine verdikleri destek genel anlamda büyük maliyetleri olmayan bir destektir. Ne Baas rejimi üzerinden fiili bir durumla karşı karşıya kalmaları mümkündür, ne de ciddiye alacağımız bir siyasi maliyetin ortaya çıkması. Dolayısıyla aldıkları bir risk olmadığı gibi küresel ve bölgesel gündemin Suriye sorununa dair muhatabı konumuna oturarak siyasi güç temerküz etmekteler. Bu gücü Suriye dışındaki pazarlıklarda bir kaldıraç olarak kullanacaklarını geçmiş tecrübelerden biliyoruz. Nihayetinde İran'a ambargo kararı alınırken, bugün Suriye rejimini korumak için kalkan eller kalkmamıştı.

Esad gitmezse ne olacak?

BMGK'da Suriye aleyhine bir karar çıkmaması, ABD'nin seçim yılında ciddi bir angajmana girme ihtimalinin zayıf olması, Maliki yönetiminin siyasi sıkışmışlığını ateşi Şam'a taşıyarak aşma gayreti, İran'ın Esad üzerinden Irak işgali sonrası kazandığı derinliğin savunma hattını olabildiğince kendisinden uzakta inşa etmeye çalışması, Rusya'nın Suriye meselesini hem Batı ile başka pazarlıkların hem de bir enerji-politik imkânı olarak görmesi Esad rejimine illüzyonist bir perspektif sağlamak için yeterli olmuştur.
Baas rejimi içine düştüğü kısır döngüyü her geçen gün daha fazla kan akıtarak devam ettirecektir. Bu süreç Suriye içinde ordunun büyük ölçüde çözülmesine katkı sağlarken, istihbarat-polis-çete örgütlenmesinin daha fazla alan kapatarak katliamların artmasına yol açacaktır. Rejimin arkasında duran bölgeden ve bölge dışından güçler rejimi pazarlıklarının bitmeden taşınamaz hale gelmemesi için ellerinden geleni yapmaya gayret edeceklerdir. Lakin son tahlilde, yaşanan kanlı süreçten, İsrail-ABDAvrupa ilişkisine benzer bir manzara çıkması mukadder olacaktır. Zaman ilerledikçe, Suriye'nin israilleşmesi, İran'ın Amerikalılaşması ve Rusya'nın Avrupalılaşması sürpriz olmayacaktır. Rusya daha mesafeli bir yerden Baas desteğine devam ederken, İran kısa vadeli hesaplardan, ideolojik angajmandan ve coğrafi pozisyonundan dolayı Baas rejimiyle yıllardır girdiği girift ilişkilerin zorladığı pozisyona hapsolacaktır.
Hal bu iken, "Esad gitmezse Türkiye ne yapacak?" sorusu üzerinden, Türkiye'ye dair felaket senaryoları çizmek sadece tutarsız bir yaklaşım değil, aynı zamanda yaşanan Rusya-İran ekseninin Suriye çürük tahvil yatırımlarını gizlemeye çalışmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Geldiğimiz nokta itibariyle, Suriye üzerinden yaşanan gerilimin tartışmasız baş aktörü Baas rejimidir. Türkiye aylardır bölgemizde bir başka savaş çıkmasın diye kıvranadursun, hiç bir ülke veya aktör Baas rejiminden daha fazla Suriye'ye kötülük de edemezdi, dış müdahale tartışmalarının önünü de açamazdı.
Suriye'de Esad rejimi yakın zamanda yıkılmazsa olacak tek şey ömrü biraz daha uzayan ama iflas riski de bir o kadar artan bir siyasal çöp tahvil sorununun devam etmesi olacaktır. Muhtemel bir iflas elbette Türkiye'yi ve bölgeyi etkileyecektir. Ama Esad kâğıdını elinde tutanları etkilemenin ötesinde yaralayacaktır. Malum ellerindeki bu kâğıt yakın zamanda tamamen ortadan kalması muhtemel 20.yy Ortadoğu diktatörler ve Baas borsasına aittir!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA