Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SELMA ÖZTÜRK PINAR

Gazze’yle Dayanışma: Nikaragua’nın Almanya Karşısında Yeni Bir İçtihad Arayışı

Geçtiğimiz günlerde Orta Amerika'nın küçük bir ülkesi olan Nikaragua uluslararası camiada büyük bir adım attı. Ekim ayından bu yana süren Gazze katliamına büyük ve etkili devletler suskun kalırken Güney Afrika'dan sonra bu kez de Nikaragua, Lahey Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) Gazze katliamını taşıdı ve tarihi nitelikte ikinci bir dava açtı. Güney Afrika'nın davasına da katılan Nikaragua'nın bu seferki müstakil davasında davacı olduğu ülke; İsrail değil, İsrail'in en büyük silah tedarikçilerinden ve bu bağlamda destekçilerinden biri olan Almanya Federal Cumhuriyeti'dir.

Nikaragua, Almanya'ya karşı İsrail'e göndermiş olduğu silahlardan dolayı soykırıma yardım ettiği iddiasıyla dava açtı. Geçtiğimiz Pazartesi günü başlayan davada önce Nikaragua, mahkeme önünde iddiasını dile getirdi; Salı günü ise bu iddialara karşı savunma fırsatı ve söz hakkı Almanya'ya verildi. On altı hâkimden ibaret olan Mahkeme'nin bir veya iki hafta içinde ön kararı bekleniyor.

Nikaragua'nın kırk üç sayfalık iddianamesi incelendiğinde, bu iddiaların hukuken -Alman heyetinin savunduğunun aksine- temelsiz veya alakasız olmadığı görülmektedir. Nitekim 2023 yılın bütçesine bakıldığında Alman hükümeti, silah ihracatının yüzde 47'sini İsrail'e yapmaktadır. 2022 yılına nazaran bu ihracat on kat artarak toplam 326 Milyon Euro'yu bulduğu tespit edilmiştir. Almanya'nın bu ölçüde bir silah nakliyatında bulunmaması halinde İsrail'in Gazze'de aralıksız devam eden bu denli büyük bir katliamı sürdürüp sürdüremeyeceği kilit sorulardan biridir. Böyle kapsamlı bir silah nakliyatını sağlayan bir ülkenin Gazze'deki katliamda müşterek bir sorumluluğunun olup olmadığı konusu ise ancak şimdi hukuki bir mesele haline gelmiştir. Daha öncesinde ise İsrail'in bilinen destekçilerinden biri olan Kanada, yaşanan vahşetten sonra İsrail'e silah ihracatını durdurmuştu. Diğer silah tedarikçileri olan ABD ve Fransa ise İsrail'in kullanmış olduğu "savaş yöntemini" eleştirmişti. Almanya ise hâlâ "Staatsräson" sorumluluğu olarak adlandırılan, diğer bir ifadeyle bir devletin menfaatinin diğer tüm menfaatlerin önünde olması ilkesini vurgulayarak İsrail'i eleştirmek bir yana silah tedarikini kesme ihtimaline dahi yaklaşmamaktadır.

Ulusal Boyutta da Dava Açılmıştı

Almanya'ya karşı hem hukuki hem de siyasi tepkiler sadece uluslararası boyutta değil aynı zamanda ulusal boyutta da artmaktadır. Lahey UAD önünde açılan dava öncesinde ayrıca ulusal düzeyde Alman hükümetine karşı aynı sebepten dava açılmıştı. Toplam yedi kişiden oluşan bir avukat grubu, Berlin İdare Mahkemesinde bir ihtiyati tedbir davası açmış, silah tedarikinin durdurulması ve onaylanan tedariklerin geri çekilmesini talep etmişti. Bu arada kamuoyu araştırmalarına göre Alman toplumunun kahir ekseriyeti, İsrail'in terörle mücadele kisvesi altında sürdürdüğü "imha projesini" tasvip etmemektedir.

Dava Konusu Ne?

Nikaragua'yı temsil eden Avukat Alain Pellet, dava kapsamında Lahey UAD'ye beş somut talep sundu. Birinci talep, ihtiyati tedbir talebi mahiyetinde Almanya'nın İsrail'e silah ihracatını ve diğer tüm desteklerinin derhal durdurulması; ikinci talep, Almanya'nın Ocak ayında United Nations Relief and Works Agency for Palestine Refugees (UNRAW) adlı BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'na kesmiş olduğu parasal desteğini tekrar başlatması yönündedir. Üçüncü talep ise -asıl suçlama niteliğinde olan- bu iki eylem sonucunda Almanya'nın İsrail'in işlemiş olduğu soykırıma yardım ettiğinin tespitidir. Zira Nikaragua, süregelen silah tedarikiyle birlikte Almanya'nın Soykırım Sözleşmesi'ni ve Uluslararası İnsancıl Hukuku'nu ihlal ettiğini de iddia etmektedir.

Alman heyeti ise hakkında açılan tüm iddiaları beklenildiği gibi reddetmektedir. Almanya temsilcileri, Salı günkü duruşmada -beklenildiği gibi- Almanya'nın Soykırım Sözleşmesi'ni ve Uluslararası İnsancıl Hukuku'nu doğrudan veya dolaylı bir şekilde ihlal etmediğini savunmuştur. Dava sürecinde Nikaragua'yı temsil eden Alman Avukat Daniel Müller ise Almanya'nın bir yandan Gazze'deki kadın ve çocukların üstüne atılan bombaları temin ederken diğer yandan onlara insancıl yardımda bulunmasını etik çelişki olarak nitelendirerek eleştirmiştir. Zira aynı anda hem fail hem kurtarıcı rolü üstlenemez.

Diğer talepler ise Almanya'nın dört Cenevre Sözleşmesi'nin de ortak olan birinci maddesini ihlal etmesi iddiasına dayanmaktadır. Bu hüküm gereğince Almanya gibi bütün taraf ülkeler, uluslararası insancıl hukuk ihlallerine karşı önleyici biçimde hareket etmek mecburiyetindedir. Bir diğer talep ise siviller ile savaşçı grup mensuplarını birbirinden ayırt etme gerekliliği ilkesinin Almanya tarafından da ihlal edilmiş olduğunun tespitidir. İlaveten Gazze'de yaşayan sivil halkın açlığa mahkûm edilmesinin Cenevre Sözleşmesi Ek Protokolü'nün 54. maddesinin ihlali olarak nitelendirilmesidir. Zira NGO World Central Kitchen aracına yapılan bombalı saldırıda yedi NGO üyesinin ölümü de bu çerçevede bahsedilmesi gereken bir örnek olup söz konusu kurbanlar Cenevre Sözleşmesi'ne göre özel koruma altında bulunan kimselerdi.

Lahey UAD, Almanya aleyhine bir hüküm verirse ve Almanya mahkûm edilse bile Alman hükümetinin böyle bir karara uyup ivedilikle silah ihracatını durdurma ihtimali çok düşük olarak değerlendirilmektedir. Lahey UAD'nin kararları uluslararası hukukta ülkeler için bağlayıcı olsa da uygulanabilirlik yönünden maalesef müeyyidesi yoktur. Bundan dolayı da Almanya kaybedeceği olası bir davada sadece ciddi bir imaj kaybına uğrayacaktır.

Hukuki Değerlendirmede İki Sorun

Yukarıdaki açıklamalar dışında Nikaragua'nın açtığı davada iki önemli hukuki sorun şöyledir: İsrail'in soykırım suçunu işleyip işlememesi, Güney Afrika'nın açtığı müstakil bir davada Lahey UAD önünde devam etmekte olup henüz sonuçlanmamıştır. Mahkeme, İsrail'in soykırım suçunu işlemiş olduğunu henüz tespit etmemişken Almanya'yı hangi bağlamda soykırım ortağı olarak nitelendirebileceği önemli bir hukuki sorundur. Zira ceza hukukunda asli fail kesinleşmemişken suç ortaklığı da hükmedilemez.

İkinci sorun ise vazgeçilmez üçüncü taraf mevzusudur. 1954 yılına dayanan Lahey UAD'nin bir içtihadında, "Monetary-Gold" doktrini gereğince taraf olmayan bir devlet hakkında mahkemenin hüküm veremeyeceği tespit edilmişti. Dolayısıyla bu doktrin gereğince İsrail'in bu davada yer almaması Lahey UAD tarafından davanın reddedebilme ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Esasen hukuk tarihine geçecek böyle bir davanın hemen usulden reddi yerine; esas davayla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

İkinci Hamle Olarak Büyükelçiliğin Kapatılması

Davadan iki gün sonra Nikaragua, ikinci bir hamle olarak Almanya'daki büyükelçiliğini kapattı. Bundan sonra tüm büyükelçilik hizmet ve işlemlerini Avusturya'daki Nikaragua Büyükelçiliği üzerinden yapacağını açıklandı.

Alman hukuk camiasında meşhur bir söz vardır: "Haklı olmak ve haklı çıkmak iki farklı meseledir" (Recht haben und Recht bekommen sind zweierlei). Bu dava da önümüzdeki haftada haklı olmanın ve haklı çıkma ihtimalinin ne kadar birbirine yakın olduğunu gösterecek gibi. Lahey UAD'nin bu kararının hangi yönde olacağını çok yakında göreceğiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA