2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesiyle ivme kazanan aile ve nüfus odaklı çalışmalar, "Aile ve Nüfus On Yılı"nın gündeme alınmasıyla bütüncül bir perspektif kazanmıştır. Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete'de yayımlanan Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) konulu genelgenin ardından, 2 Mayıs 2026'da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımı ile, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Aile ve Nüfus On Yılı (2026-2035) Vizyon Tanıtım Programı gerçekleştirildi.
Sayın Cumhurbaşkanı, programda son yıllarda öne çıkan nüfus probleminin ciddiyetine değinirken aynı zamanda Aile ve Nüfus On Yılı'nın amaçları ve bu amaçlara yönelik hazırlanan vizyon planının odaklandığı temel prensiplere dikkat çekmiştir. Açıklanan önceliklere göre, Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi, i) aile kurumunun ve nesillerin korunması, ii) evlilik teşviki, iii) doğurganlık hızının arttırılması, iv) gençlerin nitelikli yetiştirilmesi ve yaşlı refahı ile v) kırsalın yerinde kalkınması ve nüfusun dengeli dağılımı olmak üzere beş ana stratejik prensibe odaklanmaktadır. Son yıllarda aile yapısı ve demografik değişkenlere odaklanan çalışmalar ve mevcut veriler ışığında değerlendirildiğinde, odaklanılan temel prensipler demografik ve toplumsal gelecek açısından kritik bir çerçeve sunmaktadır.
Günümüzde Türkiye'de aile yapısında gözlemlenen değişimler, demografik göstergelerle ve aile içindeki ilişkilerin dönüşümü ile hem niceliksel hem de niteliksel olarak oldukça dikkat çekmektedir. Bu açıdan, önceliklendirilen prensipler bir tercihten ziyade bir gerekliliği ortaya koymaktadır. Doğurganlık hızındaki düşüş, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşının ötelenmesi, hanehalkı birey sayısının azalması, dijitalleşme ve sanal kimliklerin çocuklar ve genç nesiller üzerindeki etkileri, artan yaşlı ve de yalnız nüfus oranları, aile ve nüfus odaklı politikaların bütüncül ve sistemik olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Değişen aileyi nasıl okuyacağız?
Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi incelendiğinde, ilk ve en güçlü vurgunun aile kurumunun ve nesillerin korunması unsuru olduğu görülmektedir. Günümüzde aile kurumunun ve çocuk, genç, yaşlı fark etmeksizin tüm nesillerin sosyo-kültürel etmenler ve dijital dünyanın ortaya çıkardığı yeni bağlamlar nedeniyle risk altında olduğu açıktır. Doğurganlık hızının 2017 yılından itibaren sürekli bir şekilde yenilenme sınırının altında seyretmesi, ebeveyn olma yaşının yükselmesi, evlilik oranları azalırken boşanma oranlarının artış göstermesi, yaşlı nüfusun da büyük çoğunluğunu oluşturduğu tek kişilik hane sayılarındaki belirgin artış oldukça dikkat çekmektedir. Bunun yanı sıra, manevi açıdan tatmin edici ebeveynlik pratiklerinin zayıflaması ile ilişkili, çocuk ve gençlerin yaşadığı sosyal, duygusal ve davranışsal problemler gibi, yaşanan birçok büyük değişim de aile kurumunun yalnızca sayısal veriler açısından değil yapısal ve ona atfedilen ilişkisel anlamlar açısından da derin bir dönüşüm yaşadığına işaret etmektedir.
Tam da bu noktada Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi, söz konusu dönüşümü tespit etmek, görünür kılmak ve birçok farklı birimi sürece dâhil etmesi açısından önem arz etmektedir. Zira Vizyon Belgesine göre sürecin uygulama modelinin, merkezi koordinasyon, değerlendirme ve planlama ve izleme aşamalarını içermesi beklenmektedir. Bu çerçevede belgenin, farklı politika alanlarını birbirine bağlayan bir üst yönetim modeli öngördüğü görülmektedir. Uygulama sürecinde yalnızca merkezi düzeyde değil, yerel düzeyde de kurumsal kapasitenin harekete geçirilmesi, veri temelli izleme ve değerlendirme mekanizmalarının kurulması ve politika üretiminin süreklilik arz eden bir yapıya kavuşturulması hedeflenmelidir. Bu yönüyle Vizyon Belgesi ile öngörülen uygulama süreci, aile ve nüfus politikalarını tekil müdahalelerden çıkararak, farklı kurumların eşgüdüm içinde çalıştığı, çok aktörlü ve sürdürülebilir bir çerçeveye taşıması açısından bir fırsat olarak değerlendirilebilir.
Gençler, Yaşlılar ve Değişen Nüfus Dengesi
Aile ve Nüfus On Yılı Vizyon Belgesi'nin odaklandığı diğer temel prensipler nitelikli genç nesiller, yaşlı refahı, yerinde kalkınma ve nüfus dağılım dengesi üzerine odaklanmaktadır. Son yıllarda çocukluk ve gençlik deneyimi dijitalleşme, ailesel ilişki dinamiklerinin değişmesi, arkadaşlık ilişkileri, zorbalık, bağımlılık gibi birçok önemli değişken ile ciddi anlamda dönüşmüştür. Bu dönüşüm çocukların ve gençlerin bilişsel, sosyal-duygusal gelişim alanlarını, akademik başarılarını, aileye ve ülkeye aidiyet hislerini olumsuz açıdan etkileyerek hem günümüz hem de gelecek açısından yeni risk alanları oluşturmaktadır. Dolayısıyla çocuk ve genç neslin refahını sağlayacak adımların Aile ve Nüfus On Yılı gündeminde olması oldukça önemlidir.
Ancak çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda birçok bakanlık, kamu ve özel kurumunun koordineli çalışması, psiko-sosyal ve akademik birçok değişkenin güncel değerlendirme araçları ile ele alınması ve izlenmesi önem arz etmektedir. Zira çocuk ve genç nesil için değerlendirme ve izlem, diğer yaş gruplarına göre çok daha kritiktir. Bununla birlikte Vizyon Belgesi'nde detaylandırılmayan artık günümüzün önemli bir gerçeği olan boşanmaya şahit olan, kurum ya da koruyucu aile bakımı altındaki çocuklar veya belli değerlendirme ölçütleri açısından okul yönetimleri ve öğretmenler aracılığıyla risk haritalarıyla tespit edilip erken müdahale ihtiyacı duyan çocuklar ve gençler de çocuk refahı ve nitelikli genç nesil için temas edilmesi gereken hususlardır. Bu sebepten Vizyon Belgesi'nde her yıl yapılacağı ifade edilen Eylem Planı çalışmalarında bu noktaların hassasiyetle ele alınması ve detaylandırılması önemlidir.
Bu tablo, nüfusun diğer ucunda yer alan yaşlı bireylerle birlikte düşünüldüğünde yine önemli bir probleme işaret etmektedir. Türkiye'de yaşlı nüfus oranının artması ve yaşam süresinin uzaması, bakım ihtiyacının yanı sıra aktif ve sağlıklı yaşlanma politikalarını da gündeme getirmektedir. Yaşlı bireylerin sosyal ve ekonomik hayata katılımı desteklenen aktörler olarak konumlandırılması hem yaşam kalitesini arttıracak hem de kuşaklar arası dengeyi güçlendirecektir.
Bununla birlikte, artan yaşlı nüfusun sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkileri de göz ardı edilemeyecek durumdadır. Türkiye'de aktif/pasif sigortalı oranı sürdürülebilirlik açısından ideal kabul edilen oran olan 2'nin altına düşerek, 2024 yılı itibarıyla 1,61'e kadar gerilemiştir. Aktif çalışan nüfus ile emekli nüfus arasındaki dengenin zayıflaması sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği üzerinde baskı oluşturmaktadır. Prim ödeyen aktif nüfusun azalması ve sistemden yararlanan pasif nüfusun artması geleceğin refah dengelerini de etkileyecek bir tabloya işaret etmektedir. Bu açıdan Vizyon Belgesi'nde genç nesiller ile yaşlı refahının aynı stratejik prensip içinde ele alınması kuşaklar arası dengenin korunması ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından bütüncül bir politika yaklaşımını kolaylaştırabilir.
Öte yandan nüfusun mekânsal dağılımına ilişkin eğilimler de bu tabloyu tamamlayan önemli bir boyut olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yıllarda büyük şehirlerdeki eğitim ve istihdam olanakları nedeniyle gençlerde gözlemlenen iç göç artık tüm yaş grupları için yeni bir gerçeklik halini almıştır. Eğitim, istihdam olanakları, doğal afetler gibi faktörler nedeniyle kırsal nüfus azalmış, bu bölgelerde üretim, sosyal yaşam ve kuşaklar arası süreklilik açısından önemli boşluklar oluşmuştur. Büyük şehirlerin nüfus olarak gittikçe yoğunlaşmasıı istihdam, barınma ve sosyal yaşam üzerinde yeni risk alanları oluşturarak yine çocuk, genç ve yaşlı refahı için önemli problemler oluşturma ihtimali taşımaktadır. Bu açıdan, Vizyon Belgesi'nde yerinde kalkınma ve nüfusun dengeli dağılımı prensibini temel strateji olarak benimsenmesi farklı bölgelerdeki yaşamın sürdürülebilirliği açısından önemli bir adımdır.
Hedefler makul, peki nasıl gerçekleşecek?
Vizyon Belgesi'ndeki ana vurgulardan biri de uygulama araçları olmuştur. Tüm faaliyetlerin kurumsal kapasite, mevzuat, iletişim, veri altyapısı ve diplomasi olmak üzere beş temel bileşenin faaliyeti ile sürdürülmesi hedeflenmektedir. Bu çerçevede uygulama sürecinin yalnızca merkezi düzeyde planlanan bir politika seti olarak kalmayıp, farklı kurumlar arasında eşgüdümün sağlandığı, hem küresel hem yerel düzeyde karşılık bulan ve üniversite ve araştırma kurumlarının dahil edildiği veri temelli izleme mekanizmalarıyla sürekli değerlendirilen, dinamik bir yapıya kavuşturulması öngörülmektedir. Bu yönüyle Vizyon Belgesi, aile ve nüfus politikalarını parçalı müdahalelerden çıkararak bütüncül ve sürdürülebilir bir uygulama modeline taşımayı amaçlayan bütünsel bir çalışma planıdır.