İklim değişikliği gündemi bilindiği üzere çevre kaygısı veya politikası olmanın ötesinde kalkınma stratejilerinde, enerji güvenliğinde, sanayi rekabetçiliğinde, finansmana erişimde ve dış politikada merkezi bir rol almaya başlamıştır. 20. yüzyılın sonunda itibaren başlayan bu dönemde ülkeler, iklim politikalarını emisyon azaltımı, ekonomik büyüme, sosyal adalet ve uluslararası ilişkilerle birlikte ele almak zorundadır. Türkiye'nin son yıllarda izlediği iklim politikaları da tam olarak bu çok boyutlu yaklaşımın bir yansıması olarak şekillenmekte ve doğası itibarıyla ülkeler arası olan iklim değişikliği mücadelesinde üstüne düşen sorumluluğu almaktadır.
Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Paris Anlaşması'na taraf olarak ve 2053 net sıfır emisyon hedefinin ilan ederek küresel iklim rejiminin parçası olmuştur. Son olarak ise uzun uğraşlar sonucu 31. Taraflar Konferansı (COP31) Başkanı olarak uluslararası iklim konferansına ev sahipliği yapacaktır. Bu adımlar, Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadeleyi uzun vadeli bir devlet politikası olarak benimsediğini göstermektedir.
Ulusal Gelişmeler ve Politikalar
2053 net sıfır hedefi, Türkiye'nin kalkınma öncelikleri ve iklim değişikliği çabalarıyla uyumlu, uzun vadeli ve kademeli dönüşüm vizyonunu yansıtmaktadır. Bu hedef, bir yandan küresel iklim hedefleriyle uyumu gözetirken, diğer yandan Türkiye'nin enerji ihtiyacını, sanayi yapısını ve ekonomik büyüme dinamiklerini dikkate alan dengeli ve Türkiye'nin şartlarına uygun bir model sunmaktadır.
Türkiye'nin bu hedef doğrultusunda benimsediği temel ilke, dönüşümün ani şoklar yaratmadan, sektörlerin rekabet gücünü koruyarak ve sosyal etkileri gözeterek planlı bir şekilde gerçekleştirilmesidir. Bu sayede 2053 yılına kadar kademeli olarak emisyonlarını sıfırlayacağı bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Bu dönüşümde ve Türkiye'nin iklim politikalarında en önemli noktalardan biri enerjidir. Son yıllarda yenilenebilir enerji kapasitesinde kaydedilen artış, bu alandaki kararlı politikanın somut bir göstergesidir. Hidroelektriğin, güneş ve rüzgâr enerjisi başta olmak üzere yerli ve yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payı istikrarlı biçimde artmaktadır. Bunlara emisyonsuz bir alternatif olan nükleer enerjinin yakın zamanda eklenmesi bu dönüşümü hızlandıracaktır.
Bu politikalar, emisyon azaltımına katkı sağlamanın yanı sıra enerji arz güvenliğini güçlendirmekte ve dışa bağımlılığı azaltmaktadır. Yenilenebilir enerji sektörünün gelişmesi ise istihdam ve teknoloji kazanımı açısından önemli bir çarpan etkisi yaratmakta yeni ve yeşil istihdamın önünü açmaktadır. Enerji politikalarında izlenen bu dönüşüm Türkiye'nin iklim hedefleri ile enerji güvenliği arasındaki hassas dengeyi koruma iradesini yansıtmaktadır.
Türkiye'nin iklim politikalarında dikkat çeken bir diğer başlık sanayinin dönüşümüdür. Özellikle Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM/CBAM) gibi uygulamalar, iklim politikalarını tüm dünya gibi Türkiye için de doğrudan bir ticaret ve rekabet meselesi hâline getirmiş durumdadır.
Bu çerçevede sanayinin yeşil dönüşümünü destekleyen politika araçları devreye alınmaktadır. Enerji verimliliği yatırımları, düşük karbonlu üretim teknolojileri, elektrifikasyon ve döngüsel ekonomi ile özellikle ülkemizin öncülük ettiği sıfır atık uygulamaları, sanayinin uzun vadeli rekabet gücünü koruması açısından stratejik öneme sahiptir.
İklim politikalarına bir maliyet unsuru olarak yaklaşılmasından ziyade sanayiyi geleceğe hazırlayan ve diğer ülkelere kıyasla rekabet unsuru oluşturan bir dönüşüm aracı olarak ele alınması, Türkiye'nin yaklaşımının en güçlü yönlerinden biri olacaktır.
Türkiye'nin iklim politikalarında öne çıkan bir diğer önemli başlık, iklim değişikliğinin yıkıcı etkisine karşı uyum ve dayanıklılık kazanılmasıdır. Akdeniz havzasında yer alan Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini küresel ortalamadan daha hızlı hisseden ülkeler arasında bulunmaktadır.
Olağan dışı sıcaklık artışı kaynaklı kuraklık, su stresi, aşırı hava olayları, orman yangınları ve tarımsal riskler gibi faktörler Türkiye'nin iklim politikasında uyum başlığını vazgeçilmez kılmaktadır. Bu nedenle son dönemde su yönetimi, tarımda iklim uyumu ve yerel iklim eylem planları gibi çeşitli alanlarda kapsamlı çalışmalar yürütülmektedir.
Öte yandan, yeşil dönüşümün başarısı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük ölçüde finansmana erişimle bağlantılıdır. Türkiye, bu alanda hem ulusal hem de uluslararası finansman araçlarını etkin biçimde kullanmaya odaklanmaktadır. Yeşil tahviller, sürdürülebilir finansman araçları, kalkınma bankalarıyla yürütülen iş birlikleri ve çok taraflı fonlar iklim yatırımlarının temel kaynakları arasında yer almaktadır.
Türkiye'nin iklim politikalarını ekonomik istikrar, uygun yatırım ortamı ve finansal sürdürülebilirlikle birlikte ele almaktadır. Tutarlı ve öngörülebilir bir politika çerçevesi, Türkiye'nin yeşil dönüşüm sürecine uzun vadeli sermaye çekmesini kolaylaştıracaktır.
İklim Diplomasisi ve Türkiye'nin Artan Rolü
Türkiye, son yıllarda iklim diplomasisinde daha görünür ve etkin bir rol üstlenmektedir. Başta BM, G20 ve OECD olmak üzere neredeyse tüm uluslararası kuruluşlarda iklim toplantı ve müzakerelerine aktif bir şekilde katılım gösteren Türkiye, ülkelerin hassasiyetlerini dikkate almakta ve ortak bir çözüm için kapsamlı bir yaklaşım sergilemektedir. Sıfır Atık çalışmalarıyla somut görünürlük kazanan uluslararası liderlik rolü, COP31'e ev sahipliği yapılacak olması ile uluslararası iklim rejiminde üstlendiği sorumluluğun taçlandırmıştır.
Türkiye bu süreçte dengeli dönüşüm anlayışını, kalkınma ile iklim hedeflerini birlikte ele alan modelini ve uyum odaklı perspektifini kapsayıcı ve hiçbir paydaşı dışarıda bırakmayan bir yaklaşımla küresel gündeme taşıma ve liderlik etme imkânı bulacaktır.
Türkiye'nin iklim politikası sosyal, siyasi, ekonomik pek çok dinamikten oluşan ve sayısız paydaşı ilgilendiren çok kapsamlı bir stratejiyle oluşmakta ve ilerlemektedir. Bugün gelinen noktada, COP31 Başkanlığı ile bu yaklaşımın artık uluslararası düzeyde sergilenmesi ve Türkiye'nin iklim diplomasisindeki ağırlığının pekişmesi beklenmektedir. COP31, iklim değişikliğinin yıkıcı etkinlerinden ötürü dünyanın artık geri döndürülemez bir noktaya geldiği şu günlerde Türkiye'ye küresel aksiyon için tarihi bir sorumluluk yüklemektedir.