Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ZEKİ KARATAŞ

Türkiye’de Evde Bakım Modelinin Başarısı: Kazanımlar ve Yeni Yol Haritası

Türkiye, son yirmi yılda evde bakım alanında çoğu zaman yeterince görünür olmayan ancak ölçeği itibarıyla sessiz bir refah dönüşümünü hayata geçirmiştir. Engelli ve yaşlı bireylerin bakımının büyük ölçüde ailelerin iyi niyetine bırakıldığı, kurumsal bakımın ise sınırlı kapasite ve yüksek maliyetler nedeniyle erişilmesi güç olduğu bir dönemden; bugün 517 binin üzerinde haneye düzenli nakdi destek sağlanan bir modele ulaşılmıştır. 2026 yılı Ocak ayı itibarıyla Evde Bakım Yardımının 13.878 TL'ye yükselmesi, özellikle bu destekle geçinen haneler için önemli bir katkı anlamına gelmektedir. Bu yardım yalnızca bir sosyal harcama kalemi olarak değil, yarım milyondan fazla hanede 7/24 sürdürülen bakım emeğinin kısmi de olsa kamusal düzeyde tanınması olarak değerlendirilmelidir.

Evde bakım modelinin en önemli kazanımlarından biri, bireyin kendi yaşam çevresinde desteklenmesini esas almasıdır. Yaşlılık, engellilik veya kronik hastalık nedeniyle bakıma ihtiyaç duyan bireylerin tanıdık mekânlarda ve alışık oldukları sosyal ilişkiler içinde yaşamlarını sürdürmeleri, psikososyal iyilik hali açısından belirgin avantajlar sunmaktadır. Özellikle demans ve Alzheimer gibi hastalıklarda yer ve kişi yöneliminin korunması, ani çevre değişikliklerinden kaçınılması bakım sürecinin kalitesi açısından kritik önemdedir. Evde bakım, bireyin aidiyet duygusunu ve temel güven hissini destekleyen bir çerçeve oluşturmaktadır.

Bu yaklaşımın kamusal maliyetler açısından da rasyonel sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Hastane yatış sürelerinin kısalması, tekrar yatışların azalması ve kurum bakımına geçişin gecikmesi, sağlık ve sosyal hizmet harcamalarını dengeleyici bir etki ortaya çıkarmaktadır. Kurumsal bakımın yüksek altyapı, personel ve işletme giderleri dikkate alındığında, toplum temelli bir modelin bu ölçekte yaygınlaştırılmış olması önemli bir sosyal politika başarısıdır.

Mevzuat düzeyinde de son yıllarda erişimi daha adil hale getiren düzenlemeler yapılmıştır. Hanede kişi başına düşen gelirin net asgari ücretin üçte ikisinin altında olması şartı korunurken; tek bir ÖTV muafiyetli araç, öğrenim kredileri, burslar, staj ücretleri ve doğum yardımlarının gelir hesabı dışında tutulması, geçmişte sıkça karşılaşılan adaletsizlikleri azaltmıştır. Sağlık raporlarının e-rapor sistemiyle standartlaştırılması, yetişkinler için "tam bağımlı", çocuklar için "özel koşul gereksinimi var" gibi net ibarelerin kullanılması sahada keyfî yorumların önüne geçmiştir. Rapor süresi dolduktan sonra altı ay içinde yeni rapor sunulması halinde ödemelerin geriye dönük yapılabilmesi de vatandaş lehine önemli bir uygulamadır. Sosyal Hizmet Merkezleri bünyesinde yerinde inceleme yapan değerlendirme heyetleri sayesinde yardımın hem kâğıt üzerinde hem sahada denetlenebilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu adımlar, evde bakım yardımını daha öngörülebilir ve şeffaf bir zemine taşımıştır.

Bununla birlikte, sistemin bakıma muhtaçlık anlayışı ve derecelendirme yaklaşımı gibi geliştirilmesi gereken yönleri bulunmaktadır. Bakım ihtiyacı yalnızca tıbbi tanı üzerinden değil, bireyin günlük yaşam aktivitelerini ne ölçüde bağımsız sürdürebildiği üzerinden değerlendirilmelidir. Kişisel bakım, hareket, beslenme gibi temel aktivitelerin yanı sıra; ev işleri, alışveriş, ilaç takibi ve para yönetimi gibi daha karmaşık beceriler de bağımsız yaşam kapasitesinin önemli göstergeleridir. Ayrıca bilişsel durum, davranışsal sorunlar ve sürekli gözetim ihtiyacı da bakıma muhtaçlık değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.

Uluslararası örneklerde bu çok boyutluluk, çok basamaklı derecelendirme sistemleriyle karşılanmaktadır. Almanya'da uygulanan beş dereceli bakım ihtiyacı değerlendirme modeli, farklı bakım gereksinimlerine göre değişen hizmet ve destek paketleri sunulmasına imkân tanımaktadır. Türkiye'de ise uygulama daha sade bir yapıya sahiptir ve fiilen "tam bağımlı" kabul edilen bireylere odaklanmaktadır. Farklı düzeylerde bakım ihtiyacı olan bireylerin aynı yardım miktarıyla desteklenmesi, hem ağır bakım gereksinimi olan haneler için yetersizliğe hem de kaynakların etkin kullanımında sınırlılıklara yol açmaktadır. Bu nedenle, ulusal ölçekte dereceli bir evde bakım ihtiyaç sınıflandırması yapılması, sistemin bir sonraki gelişim aşaması olarak değerlendirilebilir.

Evde bakım sisteminin bir diğer temel boyutu bakım emeğidir. Türkiye'de bu emeğin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği bilinmektedir. Eş, anne, kız kardeş veya gelin konumundaki kadınlar, bakımın fiilî yükünü taşımakta ancak ödenen destek sosyal yardım statüsünde olduğu için bu emek sosyal güvenlik sistemi içinde tanımlanmamıştır. Bakım verenlerin emeklilik hakkı elde edememesi, bakım süreci sona erdiğinde gelir kaybıyla karşı karşıya kalmaları ve uzun süreli bakım yükünün oluşturduğu psikososyal yıpranma, sistemin en kırılgan alanlarından birisidir. Buna rağmen evde bakım modeli, bu görünmez emeğin ayakta tuttuğu bir yapı olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu tablo, evde bakım yardımının uzun vadede hak temelli ve sigorta temelli bir yapıya dönüştürülmesi gerektiğini göstermektedir. Ulusal bir bakım sigortası modeli, bakıma muhtaçlık derecelerine göre farklı destek ve hizmet paketleri sunarak hem bireyleri hem de bakım verenleri daha güçlü biçimde koruyacaktır. Böyle bir dönüşüm, bakım verenlerin sosyal güvenlik kapsamına alınmasını ve emeklilik hakkına erişimini mümkün kılacaktır.

Hizmetlerin entegrasyonu da bu dönüşümün önemli bir parçasıdır. Evde sağlık ve evde bakım hizmetlerinin bütüncül biçimde ele alındığı, dijital altyapıyla desteklenen bir sistem; hekim, hemşire, fizyoterapist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve diğer meslek elemanlarının koordinasyon içinde çalışmasını sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin, evlerin fiziksel çevresini yaşlı ve engelliler için erişilebilir hale getiren düzenlemelerle sürece daha aktif katılması da evde bakımın sosyal çevre boyutunu güçlendirecektir.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin hızla yaşlanan nüfus yapısı, evde bakım meselesini dar bir yardım alanı olmaktan çıkaracak ve toplumu bütünüyle ilgilendiren kapsayıcı bir bakım modeli tartışmasını gündeme taşıyacaktır. Bugün bakım veren konumunda olan bireyler, yarın aynı sistemin hizmet alanı haline gelecektir. Bu nedenle eleştiriler, mevcut kazanımları reddetmek yerine onları geliştirici bir yeniden tasarım perspektifiyle ele alınmalıdır.

517 bin haneye ulaşan evde bakım yardımı, sosyal devlet anlayışı açısından önemli bir eşiktir ancak nihai bir hedef değildir. Bakıma muhtaç bireyi toplumsal yaşamla, bakım vereni ise güvenceli bir gelecekle buluşturacak olan; yardım eksenli yaklaşımdan hak temelli, dereceli ve sigorta temelli bir bakım sistemine geçiştir. Bu dönüşüm, bugün sessizce sürdürülen bakım emeğini tanımanın ve yarının insanca bakım hakkını kurumsallaştırmanın en gerçekçi yoludur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.