Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Anamın can yoldaşı, arkadaşı, canı ciğeri ve beşinci çocuğu gibi büyüttüğü adam...
Babamdı.
Ressam Ziya.
Işık saçan imzalı karikatür ve tablolarıyla, kendisine özgün çizgisiyle tanınan sanat adamı.

Dünya tatlısı anamın, kendisinden önce ölmesinden korktuğu 55 yıllık hayat arkadaşı...
***
Ama kadere bak ki tatlı anam babamdan iki yıl önce terk etti bizi.
En besleyici yemeklerini, yayıktan yeni çıkmış tereyağını, içine mısır ekmeği doğradığı süzme yoğurdu ve foldan aldığı taze yumurtaları önce babama yedirirdi.
İyi beslenmeliydi.
Askerde vereme yakalanmış, 'öldü' diye morga konmuştu.
Tesadüf sonucu yaşadığı anlaşılınca çıkarılmıştı ölüler arasından.
***
Teskeresini bir deri bir kemik olarak aldı.
Doktorlar, "Fazla yaşamaz" demişlerdi.
O devir fukaralık devri...
Anamın sıkıntısı büyük.
Durumu kendi anasına anlatmış, o da bir dana ile birkaç tavuğunu vermiş.
Yememiş babama yedirmiş güzel anam.
Sonunda turp gibi olmuş babam.
Ama anamın aklı yine babamda.
Bize "Babanız ölü koğuşundan çıktı sakın onu üzmeyin" derdi hep.
***
Babam sanatın ve kültürün merkezi İstanbul'da çalışırdı.
Hayat Mecmuası'nın kapağını renklendirir, karikatürlerini çizerdi…
Parası azdı ama işi fena sayılmazdı.
Geçirdiği hastalık onu İstanbul'dan soğutmasaydı muhakkak çok başka yerlerde olurdu.
İstanbul'u bırakıp Of'a, anacığıma dönmüştü.
Tüm teklifleri de geri çevirerek...
Sanat hayatını, yeşillikler arasından denize bakan evimizde sürdürdü yıllarca.
Burada çizdiği karikatürler ABD'deki bir ajans aracılığıyla dünya basınında yayınlandı.
***
Babam en verimli çağında gözlerini kaybedince hayata küstü.
Fistuğumun korkuları geri gelmişti.
Kurban olduğum tatlı anam gece gündüz babamı kaybedeceği korkusuyla yaşadı.
Ne yazık ki bizi ilk bırakan o oldu.
Anacığımın ölümü babamı hepten yıktı. Görmeyen gözleriyle portakal ağacının altında yatan hayat arkadaşına yaz kış bakıp durdu.
Adana'ya gelmesi için çok yalvardım.
Sonunda getirdim de...
Duramadı.
Günlerce anamı sayıkladı.
Hastalandı.
Sanki ölüme yatmıştı.
Ve bir 11 Kasım sabahı kuş olup sevgili eşine uçtu.
Bugün dördüncü ölüm yıldönümü.
Beni büyüten, şekillendiren hayatımın iki değerli varlığı şimdi yeşillikler arasındaki portakal ağacının altında yan yana uyuyor.
***
Benim babam
Hadi be puşt kader!
Bu muydu, buraya kadar mıydı?
Oldu mu ulan!
Böyle mi biter?
Böyle mi bitecekti bu masal?
Nerede o filesi sıcacık somun kokan babam,
*
Ve fırıncı Ali'nin pasta gibi ekmeğiyle büyüyen o çocukluğumuz,
İri zeytinleri kapma yarışı,
Örnek aldığımız,
Dev gibi güçlü babamız…
Hani?
Hani şövalesini kırdığımız ressam Ziya?
Bize yan bakana yan çakan,
O kahraman…
Kâh keman çalardı,
Kâh da dinlerdi,
Benim güzel babam.
*
Ah babam ah!
Güzel babam.
Gözleri kör ama yüreği kartal babam,
Bir zamanlar bastığın yer titrerdi,
Of'tan dünyaya bir pencere açmıştın,
Anamdan sonra toprağı çok istedin,
Kim derdi ki...
Sizi Of'a bırakıp,
Gurbette, yaşam kavgasına düşeceğimi...
*
Kahpe hayat!
Bize yetti gücün değil mi?
Uzak durmadın, duramadın biraz daha…
Önce anacığımı, sonra da babamı aldın benden.
Hadi şimdi de durma,
Al canımı, canımı al da
Dokunma iki aslanıma.
*
Allah'ın rahmetine kavuşan tüm anne ve babaların mekânı cennet olsun.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA