Türkiye'nin en iyi haber sitesi

REFİK ERDURAN

Şaplak geri teper

Garip bir zevktir: kimileri başka insanların canlarını tehlikeye atmalarını seyretmekten hoşlanırlar. Para öderler sirklerde hayvan terbiyecilerinin kafalarını aslan ağzına soktuğunu görmek için.
Tehlike su içinden gelirse daha bir ürperticidir; timsah ya da dev ahtapot gibi saldırganlar özellikle korkunç görünür insanlara. Gerçekte en belalı hayvan "orca", nam-ı diğer katil balinadır.
Başka yırtıcılar karın doyurmak için can alırlar. Katil balina ise ölüm makinesidir; tokken de önüne gelen canlıya saldırır. Para uğruna bu deniz Azrailleri "eğitilip" havuzlarda yüzdürülüyor; numaralar yapmalarından sonra terbiyeciler sırtlarına binip tur atıyorlar.
Geçen gün Florida'nın Sea World şirketinin havuzlarından birindeki gösteri sırasında en iri erkek katil balina sudan fırladı, kenarda duran terbiyeci kadını belinden kapıp dibe götürdü, sarsarak belkemiğini kırdı, boğuluncaya kadar orada tuttu.
Umarım ona kızmazsınız. Bir kere, hayvan. Huyu suyu biliniyor; adı üstünde, katil balina. Üstelik sabıkalı: daha önce de iki kişiyi öldürmüş. Havuzlara hapsedilip abuk sabuk soytarılıklar yapmaya zorlanmaktan bunaldığı besbelli.
Kabahat onda mı, bütün bunları boşlayıp dolar aşkıyla terbiyecilerin canını işportaya koyan insanlarda mı?

***

Uluslararası kanallarda haber kovalayarak dolaşırken CNN bülteninde "Sea World CEO'su terbiyecinin ölümü konusunda basın toplantısı yapacak" anonsunu görünce bekledim. Adamın ne mazeret göstereceğini, nasıl özür dileyeceğini merak ediyordum.
Uzun uzun konuştu. Mazeret falan lafı etmedi. "Eğitim" yöntemlerini savundu ayrıntılarla. Hayvanların eziyet çektiğini söyleyenler varmış; öyle bir şey olmuyormuş. Gösterilere hiç ara verilmeyeceğini, son olayın kahramanı balinanın da görevini sürdüreceğini açıkladı.
Gazeteciler aynı şeyleri sordular. Havuzdaki katilin ceza görmeyeceğini duyunca çok sevindiğini söyleyenler oldu.
Hayvan hakları konusundaki bu duyarlığa imrenmedim dersem yalan. Bizde insanların birbirlerine davranışlarıyla kıyaslamamak elde mi?
***

Uygarlık başkalarının hatırı için vitrine çıkarılan bir göstermelik özellik değildir. İnsanın kendisi içindir; kafasında ve gönlünde ya bulunur, ya bulunmaz.
Celladın bile adam gibi davranabileni de olur, yabanisi de. Birincisi asacağı kişiyi sehpaya insanca götürür, öteki ensesine şaplak atabilir.
Bizde yazık ki şaplakçı tipler gitgide çoğalmakta. Alta düşen ya da düştüğü varsayılan her kişi ya da kurumu aşağılamak cingözlük oldu.
Hele silahlı kuvvetlere "giydirmek" adeta moda kimi sayfalar ve ekranlarda.
Oysa öyle yapanların her fırsatta vurgulamaktan hoşlandıkları bir gerçek de var:
"Üstüne varıldıkça, haksızlıklara ve hakaretlere hedef oldukça Adalet ve Kalkınma Partisi güçlendi. Oyları emuhtıra ile, 'Göbeğini Kaşıyanlar' gibi yazılarla, dağdaki çobanın salaklığı iddialarıyla katlandı."
Şimdi iş tersine dönmüş görünüyor: eskinin güçlüleri alta düşmüş gibi. Onların üstüne varmada ölçü ve üslup hataları yapılırsa, halkımızın haksızlığa uğrayana sempati duyma refleksi de karşıt yönde işler.
Kimi çevrelerde "hamaset edebiyatı kalıntıları" sayılıp küçümsense de, bayrak gibi, marş gibi, üniforma gibi simgelerin toplumumuzda süregiden etkin ağırlığı vardır. Yasalara aykırı ne yapmış olursa olsun, yıllar yılı hizmet ederek o simgelerle donatılmış kişilerin manen hırpalanmaları, birkaç saatte alınacak ifadeler için günlerce adliyede bekletilmek gibi hoyratlıklara hedef olmaları geleneksel duyarlıkları zedeler.
Ve geri teper.
Bütün "taraflarca" böyle gerçeklerin hesaba katılması hem efendice davranış, hem de akıllıca satranç gereğidir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA