Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Büyüme hızı, gayrısafi milli hasıla, kişi başına düşen milli gelir, bir ülke ekonomisinin durumuna ve o ülke halkının yaşam düzeyine ilişkin yeterli fikir verebilir mi?
Aynı şekilde, BM uzmanlarının düzenli olarak yeniledikleri "İnsani gelişme endeksi" bir ülkedeki yaşamın kalitesini yeterince yansıtabiliyor mu?
"Hayır" dedi Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve 2008 Şubat'ında "Ulusal zenginliği ve bireylerin refahını" daha gerçekçi olarak ölçebilecek ve bu sayede siyasilerin daha tutarlı politikalar geliştirmelerine yardım edecek yeni veriler bulunması için özel bir komisyon görevlendirdi.
Nobel ödüllü iki iktisatçı, Amerikalı Joseph Stiglitz ve Hintli Amartya Sen ile Paris Siyasal Etüdler Enstitüsü öğretim üyelerinden Prof. Jean-Paul Fitoussi'den oluşan komisyon dün raporunu Sarkozy'ye sundu.

Yeni çağın verileri

Raporda 12 öneri yapılıyor, daha doğrusu 12 yeni istatistik alanı sayılıyor. İşte birkaçı:
Maddi refahı ölçmek için gelirin yanı sıra tüketim de hesaplanmalı. Zira gayrısafi milli hasıla genellikle ticarete konu olan üretimi esas alıyor ama aynı zamanda ekonomik refahın da ölçüsü kabul ediliyor. Bu çifte kullanım "Halkın memnuniyet düzeyi" konusunda yanıltıcı sonuçlara götürüyor.
İstatistiklerde aileler esas alınmalı. Ailelerin yaşam düzeylerindeki gelişmeyi daha iyi kavrayabilmek için kazançlarının yanı sıra vergileri, sosyal güvenlik harcamaları, borçlarının faizleri, devletin sağladığı hizmetler gibi veriler de göz önünde bulundurulmalı.
Şirketler gibi aileler için de aktifiyle ve pasifiyle bilançolar düşünülmeli. Bilançoya ailenin sahip olduğu mal varlığı konulacağı için, yaşam düzeyleriyle ilgili daha gerçekçi değerlendirmeler yapılabilir.
Liste böyle uzayıp gidiyor. Doğrusu, bu önerileri tuttuk.
Çünkü, üç iktisatçının raporunda da vurgulandığı gibi, klasik istatistikler bir yığın tuhaflık barındırıyor. Örneğin doğal felaketler gayrısafi milli hasılayı adeta zıplatıyor. Neden? Yeniden inşa harcamaları yüzünden. Ama istatistik, doğal felaketlerin yol açtığı hasarı veya kayıpları dikkate almıyor. Aynı şekilde, gayrısafi milli hasıla üretim artışını yansıtıyor ama o üretimi gerçekleştirirken doğadan neler götürüldüğünü, çevreye ne tahribatlar yapıldığını zerrece hesaba katmıyor.
Ve çünkü, Sarkozy'nin dediği gibi, "Toplumlar, ekonomiler değişti ama istatistikler, ölçümler değişmedi. Ayrıca istatistiklerde hep ortalamalar esas alındı. Oysa ortalamalar, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin üstünü örtüyor."

İstanbul Deklarasyonu
Sarkozy komisyona hazırlattığı yeni verileri başta AB olmak üzere IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi kurumların da benimsemesi için kampanya başlatacağını söylüyor.
Güzel ama bu önerilerini sanki yeni bir icatmış veya ilk girişimmiş gibi sunması biraz tuhaf. Ondan çok önce başladı bu konuda arayışlar. Hem de nerede dersiniz? İstanbul'da!
27-30 Haziran 2007 tarihlerinde DTP, BM, OECD, AB Komisyonu, İKÖ, Dünya Bankası gibi kuruluşların öncülüğünde, 130 ülkeden 1.200'ü aşkın uzmanın katıldığı bir konferans düzenlendi. Konusu: "Toplumların ilerlemesinin ölçülmesi." Konferans sonunda "İstanbul Deklarasyonu" adıyla iktisat tarihine geçen ve "21'inci yüzyılda 'Gelişme' sözcüğünün anlamının yeniden irdelenmesi" çağrısının yapıldığı bir bildiri de yayımlandı.
Neyse... Yukarda da belirttiğimiz gibi, Sarkozy'nin girişimini destekliyoruz.
Ekonomik refah kavramının yerini nihayet mutluluk kriteri alacağı için.
Ve de Nâzım Hikmet'in düşleri gerçekleşeceği için.
Bir şiirinde Abidin Dino'ya "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin" diye seslenmişti Nâzım Hikmet. Belki mutluluğun resmi -şimdilik- yapılamayacak ama hiç değilse ölçülebilecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN