Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bizim Tuba Kalçık çok güzel söyleşiler yapıyor, daha önce söylemiştim; adeta duvarları yıkıyor.
Bizi birbirimize "yabancılaştıran" duvarları…
Erdal Beşikçioğlu'ndan sonra geçen gün de Fatoş Güney'le konuşmuş.
İlgiyle okudum.
'in Yılmaz Güney'le "birlikteliği" 16 yıl sürmüş; lakin, dip dibe sadece 3.5 yıl yaşayabilmişler.
Geri kalanı parmaklıklar arkasında bir aşk.
Ama öyle böyle aşk değil.
'in "Selimiye Mektupları"nı okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.

***

"Bir dayı olarak Yılmaz Güney'in portresini" çıkartmak istercesine yıllar önce bir yeğeniyle sohbet etmiştim.
Daha sonra da merhume Ayşe Şasa'yla.
Atıf Yılmaz, "Yılmaz Güney'in 'ya karşı garip bir sevgisi ve saygısı vardı. Kim bilir belki de Ayşe, Kürt Prensesi olduğundandı…" demişti. (Ayşe Şasa, Cizre beylerinden Bedirhan Paşa'nın torunuydu.)
Ayşe abla böyle konularda konuşmayı hiç sevmezdi ama Yılmaz Güney'in zanaatındaki hüneri "yaşanmışlıklarına" bağladığını bir konuşmamızdan hatırlıyorum…
Yılmaz Güney'in hemen hemen tüm filmlerini izledim.
Umut'tan sonrakileri de öncekileri de!
Ayşe Şasa'nın senaryosunu yazdığı 1967 yapımı "Balatlı Arif"te de rol almıştı.
Nebahat Çehre, Yılmaz Güney'in şiddet uyguladığı eski eşiydi.
Gerçi, Fatoş Güney kadına şiddeti Yılmaz Güney'e hiç kondurmuyor.
Diyor ki: "Hapishanede başlayan hastalığı midesini yiyip bitirmişken, sinirleri harapken, asistanına kızıp vurması nasıl şiddet gösterisi olarak kabul edilebilirdi?.."
İyi de, kadına şiddet mevzuu bununla sınırlı değil ki.
Abdurrahman Keskiner (Yeşilçam deyince akla gelen birkaç yapımcıdan biri) Yılmaz Güney'in Nebahat Çehre'yi sürekli dövdüğünü şöyle anlatmıştı: "Nebahat'a ne zaman uğrasam ağzı burnu kan içinde. Hatta birinde Yılmaz Güney, Nebahat ile tartıştıktan sora otomobiline binip ona çarparak hastanelik etmişti…"

***

"Çirkin Kral Efsanesi" adlı belgeseli haklı olarak beğenmeyen Fatoş Güney şöyle diyor: "Bir Yılmaz Güney filmi Müslüm'ü geçer mi? Öyle bir geçer ki; onlarca misli hem de."
Evvela, Müslüm Gürses'e yeni kuşaklar da aşina Yılmaz Güney eskide kaldı.
Ayrıca, Müslüm'ü herkes sevmese de kimsecikler "vatan haini" demiyor.
Ercan Kesal'ın kitabından okuyoruz işte, Metin Erksan bile "Vatan hainidir Yılmaz Güney" diyor.
Fransa'da, 18 Mart 1984'te Paris Kürt Enstitüsü'nün düzenlediği Newroz programındaki konuşması gerçekten de çok sorunludur…
Hem "Müslüm'ü geçer" ne demek, ölçütü ne bunun, gişe mi?
Ona bakarsanız, Arzu Okay hepsini geçer.
Orçun Sonat'tan dinlediğim yardımseverliğinden tutun da Eleman Özkök'ün hayranlığını kazandığı yanına kadar her şeyiyle.
Bence hem gişe hem de sanat bakımından asıl film konusu "Fatoş Güney"in hayatıdır.
Yani, aradan onca yıl geçtiği halde Yılmaz Güney'e tutkusu, bağlılığı, büyük aşkıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN