Türkiye'nin en iyi haber sitesi
SALİH TUNA
SALİH TUNA

Yemin...

'li okurlarımı "Askıda başkan kampanyası" serlevhalı yazımla belli ki çok üzmüşüm.
Haliyle ben de çok üzüldüm; zira onları hiç üzmek istemem.
Her şeyden evvel çok sempatikler.
O kadar ki, Halk TV'dekiler gibi yorum yapmamı, Sözcü ve Cumhuriyet yazarları gibi yazmamı istiyorlar.
Bir de sıklıkla "Erdoğan'ı neden hiç eleştirmiyorsun?" diyorlar.
Benzer bir soruyu Soner Yalçın arkadaşımız fakire yönelttiğinde ona "Büyük Oyun" başlıklı kendi yazısından şu satırlarını hatırlatmıştım: "ABD'nin elinde iki 'silahı' vardı: - Biri PKK... / - Diğeri FETÖ... / Amacı; FETÖ'yü darbeyle iktidara taşıyarak, PKK'yı hedefine ulaştırmaktı: 'Birleşik Kürdistan!' / Bu sebeple... Ne 7 Haziran 2015 ve ne de 1 Kasım 2015 genel seçimleri umurundaydı! Hükümet olmak değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı indirerek iktidarı tamamen ele geçirmek istiyorlar..."
Yazısını hatırlatmakla da kalmamıştım. Emperyalizmin vurduğu adama vurmak, "Büyük Oyun" kurucularının amacına hizmet etmekten başka anlam taşımaz demiştim.
Ya 'direniş' saflarında yer alırsınız ya da 'bozguncuların' saflarında... Başka saf yok...
Dün "Büyük Oyun"a karşı verdiğimiz Kurtuluş Savaşı esnasında Mustafa Kemal'i eleştirmek neyse, 2. Kurtuluş Savaşı verdiğimiz bugünlerde Başkan Erdoğan'ı eleştirmek de odur...
Gelgelelim, CHP'li okurlarıma böyle şeyler söylemeyeceğim.
Bir kere çok sempatikler, kıyamam. Bir de anladığım kadarıyla kendi dünyalarında çok mutlular. "Büyük Oyun" gibi konularla konforlarını bozmak istemem.
Onlara "Çok haklısınız" diyeceğim:
Bir kez olsun ölü sayısını gizliyorlar demedim. Uganda bizden daha iyi yönetiliyor da demedim. Yahu 444'le bile çarpmadım...
Bir de "CHP hiç iyi bir şey yapmıyor mu ki hep eleştiriyorsun?" diyorlar.
Hiç yapmaz olur mu?
CHP olmasaydı sıkıntıdan patlardık. Kılıçdaroğlu'nun şehir hastaneleri U dönüşüyle, hangar halindeki Sahra hastanesiyle, hele ki Ekrem Bey'in olmayan otobüs görüntülerini izleyip kanının donma yeteneğiyle pandemi günlerinin adeta neşesi oldular.
En büyük faydaları da laylaylom giderken bize yüzyıllık bir "oldubittiyi" hatırlatmış oldular.
CHP'li Özgür Özel ve Canan Kaftancıoğlu "bi şekilde" darbe iması yaptıktan sonra işi Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ı idamla tehdit etmeye kadar vardırdılar.
Tamam, millet kavidir.
Gelecekleri varsa görecekleri de vardır; lakin, bizden sonraki nesiller için de bu tehlikeyi hepten bertaraf etmek gerekmez mi?
15 Ağustos 2016 tarihli bir yazımda "bir yemin önerisinde" bulunmuş, TSK'da var olan yeminlerin yanı sıra şu yemin de edilsin demiştim:
"Şayet bir gün herhangi bir cunta oluşumu darbe yapmaya kalkışırsa, sivil halkın üzerine tank sürmeye, bomba yağdırmaya, yüce Türk milletine kurşun sıkmaya emir verenleri alnının çatından vuracağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim..."
Adı da ŞEHİD ÖMER HALİSDEMİR yemini olsun, demiştim.
Bu milletin bağrından çıkan, "en büyük asker bizim asker" diyerek askere gönderdiğimiz çocuklarımız yapacak bu yemini.
Bu yemin en güçlü cuntanın bile kulağına kar suyu kaçırır. Darbe yapmayı akıllarından bile geçiremezler.
Asker olmadıktan sonra teçhizat ne işe yarar. "Tankınız ne güçlü ne güçlü / yüz insanı ezer geçer / ama bir kusurcuğu var sürecek insan ister" demiş ya Brecht , o hesap.
Hayır, kakafoniye de neden olmaz, disiplinsizliğe de!
"Disiplin" veya emir komuta içinde 1 Başbakan ve 2 Bakan verdik ipe. Bir yeminlik hassasiyetimiz de olmasın mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA