Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sevgili Şirin Sever, Halis Ağa Nazlıcan olayı ile ilgili bugüne dek yazdığım tek ve küçük yazıdaki minik bir ayrıntıyı gözden kaçırmış.. Benim bu konuda fikrimi söylediğimi kabullenmiş ve günümüz ahlakçı klişelerinin peşine takılıp yanıt vermiş..
Oysa o yazı, benim fikrimi açıklamak için yazılmadı.. Amacım Ayşe Arman'a bir soru sormaktı..
"Dubai'ye gitme.. Uzaktan kumanda gazetecilik olmaz" diyordum ya hep.. Yanıt verdi..
"Ben mutlu bir kadın ve mutlu bir anneyim..
Ötesi var mı?.."
Yoktu tabii.. Köşeye sıkışmıştım. Hayatın anlamı mutlu olmaktı.. O böyle mutluysa ötesi ne olabilirdi ki..
Bana böyle dedikten üç gün sonra, ayni Ayşe, Halis Ağa ile Nazlıcan'a saldırdı.. Herkesin peşine takılıp, herkesin klişeleriyle saldırdı..
Ben de o zaman sordum.. Ayşe'ye, sadece ona sordum..
"Sana çok ters gelen bu olayı eleştirirken, kahramanları ile konuştun mu?.. Mutlu olup olmadıklarını öğrendin mi?.. Yoksa kafadan mı yazıyorsun?.. Senin, özellikle de senin kafadan yazma hakkın var mı?.."
Şirin, Ayşe'yi çıkarmış, silmiş, ben sanki bir genelleme yapmış ve olayı alkışlamışım gibi cevap yazmış.. İşte o zaman kişisel görüşüm..
Hıncal Uluç, bu olay karşısında ne düşünüyor?..
Soru 1.. Ben Hıncal Uluç, kaç yaşında bir kadına aşık olabilirim?.. Bu sınırı çizmek kimin hakkı ve haddidir?.. Aşık olmak benim keyfim.. Cevap verir vermez, o, onun bileceği iş.. Hayatım yığınla cevapsız kalan aşklarla dolu.. Aslında başından baksam, cevapsız kalacağını da bilirdim çoğunda.. Ama fark etmez.. Gönül ferman dinlemez çünkü.. İnsan pazarlıkla, hesap kitapla aşık olmaz. Aşık olur..
Soru 2.. Evlilikte temel, aşk mıdır, mutluluk mu?..
Tartışılır.. Bence tartışılmaz ama "İlle de aşk" diyenler var ve saygı duyarım.. Bana sorarsanız, esas mutluluktur. Aile bireylerinin, anne, baba ve çocukların mutluluğu..
Peki insan nasıl mutlu olur?..
Bu defa aynaya "Kadın"ın tarafından bakalım..
Lise ve üniversite yıllarında da çok popülerdim. Hep geniş guruplarım ve çok ama çok iyi kız arkadaşlarım oldu. Bana güvendiler. Sırlarını, içlerini açtılar. Bugün bile kocalarıyla dahi konuşmadıkları konuları benimle konuşurlar..
Bu yüzden kadınların "Evlilik" konusunda ne düşündüklerini iyi bilirim. "Mutlu evlilik" konusunda.. Her birinin tarifi ayrıydı. Çünkü beklentileri ayrıydı..
Kimi için mutluluk sükse, görkem demekti.. Dünyayı gezmek ve gittiği her yerde "Hanımefendi" diye ağırlanmak.. Bu arkadaşlarım daha o yıllarda Hariciyecilerin peşine düştüler. Bir büyükelçi eşi olmak.
Krallar, kraliçelerle yemek yemek hayallerini gerçekleştirenler mutlu oldular, mutlu yaşadılar.. Genç hariciyecilerle evlenip, kahırlar çekerek ağır ağır ilerleyenleri de oldu, doğrudan babaları yaşında büyükelçilerle evlenip, öğrencilikten "Ekselansları /Hanımefendi" liğe terfi edenleri de.. Mutluydular.. Çünkü oydu mutlu olmak, onlar için..
Bazıları, ülke içinde forslu, gittikleri yerin bir numarası olmayı "Mutluluk" diye kafasına koymuştu.. Onlar için geleceği parlak bir idareci veya siyasetçi eşi olmak önemliydi.. Kocalarını, vali, milletvekili, bakan adayları arasından seçtiler.. Gene içlerinden beklememek için bu makamlara ulaşmış, babaları yaşındakilere "Evet" diyenler çıktı. Mutluydular.. İstedikleri oydu..
Bazıları için mutluluk zenginlikti.. Yazlıklar, kışlıklar, hizmetçi, uşak, şoförler.. Açık arabalar, tekneler.. Koca olarak bunlara sahip tipleri aradılar.. Bulanlar mutlu oldu..
Mutlu olmak için "Aşk"ı seçenler de vardı.. Bazıları aradıkları aşkı buldular da.. Evlendiler mutlu oldular onlar da..
Ama şöyle baktığımda, istatistik olanlar, boşanmalar, kopmalar en çok aşk evliliklerinde oldu..
Aşk bitiyordu çünkü.. Mutluluk sebebi bitiyordu..
Oysa, sükse, şöhret, zenginlik tersine giderek artıyordu.. O seçimi yapanlar kadınların mutluluk sebepleri gelişiyordu yıllar içinde, aşkın tersine..
"Aşk evliliği mi, mantık evliliği mi" dediğimiz şey işte bu, sevgili dostlar.. Mantık niye mantık?.. Seni mutlu edecek şeyi bilme ve onu bulmanın yolu, gönülden değil, mantıktan geçiyor da ondan..
Şimdi Halis Ağa'nın mutlu olduğu tartışılmaz da, Nazlıcan mutlu mu acaba?..
Bilmem..
Ama bir soru sorarım size..
Siz hiç aç kaldınız mı?.. Hiç yokluk çektiniz mi?.. 17 yaşında bir genç kız olarak, canınızın çektiği hiçbir şeye ulaşamamanın ne olduğunu bilir misiniz?..
1960'lı yıllarda Bulgaristan'a giderdik. İşaret ettiğimiz kız koynumuza girerdi.. George Clooney olduğumuz için değil, cebimizde, fiyatı yarım dolarlık naylon çorap taşıdığımız için.. O çorabı giyebilmek için her şeyi yapabilirdi..
1980 Moskova'sında bir Beatles albümüyle gurup seks yapmak mümkündü..
O müziği dinleyebilmek mutluluktu kızlar için.. Yarım saatlik bir sıkıntı sonucu elde edilecek mutluluk..
Bakın plak, çorap, lüks denen ihtiyaçlar.. Karnını doyurmak.. Okula gidebilmek, okumak gibi doğal ihtiyaçlara girmiyorum bile..
Bunların hiçbirine sahip değilken, sahip olmayı hayal bile etmezken, birden istediğiniz her şeyi satın alabilecek bir servete kavuşuyorsunuz..
Bu müthiş sosyal değişiklik seni mutlu ediyorsa, kime ne peki?..
O zaman kimse uzaktan oturup ahkam kesmesin..
Ben 20 yaşında, yaşıt gençler arasında ne ahlaksız evlilikler yapıldığını ve kaç gün sürdüğünü biliyorum.. Herkes de biliyor..
Halis Ağa!.. Nazlıcan!..
Size mutluluklar dilerim!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN