Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Zor olan savaşmak değil, barışmaktır.. İnsanlara "Savaş" dersin savaşırlar.. Hele emir komuta zinciri altındakiler çok daha kolay savaşırlar..
Savaştan kazananlar ve tuzları kuru olup, kendileri ve aileleri savaştan uzak yaşayanlar, hatta savaş teşvikçiliği yapanlar..
Kazananlar, hep sürsün isterler ki, paralar akmaya devam etsin..
Tuzu kuru olanlar, el uzatmaya yanaşmaz, önlerinde secdeye kapanılmasını ister ve beklerler.. Savaşın sürmesiyle kaybedecekleri şeyleri olmadığı için hamasi nutuklarla "Olmaz da olmaz" derler..
Bu iki gurup baskın olduğu zaman savaş kolayca sürer gider..
Barış zordur.. Barışı ancak güçlü, çok güçlü olanlar yapabilir..
Çünkü barış, savaşanların anlaşması ile mümkündür. Anlaşma da ancak ve ancak karşılıklı anlayış, karşılıklı hoşgörü, karşılıklı ödünler ve bu ödünleri göğüsleyebilmeyle sağlanır.. Bunu da çok, ama çok güçlüler yapabilir.
Bakın günlerden beri televizyonlar, PKK kamplarından dönen 34 kişinin bu ülkede nasıl kahramanlar gibi coşkuyla karşılandığının canlı yayınlarıyla dolu..
Şimdi bu görüntüleri sindirebilmek kolay değil.. Hele, 30 yıldır süren bu savaşta şehit vermiş aileler için hiç değil.. Onların duygusallıklarından kurtulup, güçlü olmaları mümkün mü?..
Şehit aileleri, hele şehit annelerinin protestolarını anlayışla karşılayacağız.
Irkçı, kafatasçı yetişmiş olanlar var.. Bu ülkedeki her Kürt asıllıya potansiyel PKK'lı olarak bakanlar, düşman olarak görenler var.. Onlar da kıyamet koparacaklar. Koparıyorlar da zaten. Onları da anlayışla karşılayacak, yanıt verip, daha tahrik etmeyecek, daha ağır konuşmalarına zemin hazırlamayacağız..
Bakın, ben bir Atatürk Cumhuriyetçisiyim..
"Ne mutlu Türküm diyene" sözünü bugüne dek yüzlerce, binlerce kere bağırdım. Onuncu Yıl Marşı'nın "Türküz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi/ Türke durmak yaraşmaz/ Türk önde Türk ileri" dizeleri söylendiğinde yerimde duramam, mutlak coşkuyla katılırım..
İlkokulda her sabah "Türküm, doğruyum çalışkanım" diye başlayan andı, yürekten ve bağırarak ettim..
Ben Türkiye'nin vatanım, bu vatan içinde yaşayanların da milletim olduğuna inanırım..
Türk olmak, bir kan meselesi değildir benim için.. Hiç de olmadı.. Ben Türk olmanın değil, "Türküm" demenin önemli olduğunu öğrendim.. Anayasamızda yazılı "Bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür"e inandım. Rum da, Ermeni de, Yahudi, Süryani, Laz da Türk'tü, Çerkez olan benim Türk olduğum gibi..
Ama ben böyleyim diye herkesin de böyle düşünmesini isteyemem ve bekleyemem.. Beklersem, barışa ulaşamam.. Emirle, baskıyla, zorlamayla barış olmaz, çünkü..
Adam "Ben Kürdüm" diyorsa, ona kızmamam gerektiğini biliyorum.. Bırakalım desin.. Onunla barış içinde bir arada yaşamayı gerçekleştirelim.. El ele bu ülkeyi ileri refah düzeylerine taşıyalım.. Doğu'yu kalkındıralım. Cazibe merkezi haline getirelim. Dünya Mardin'e koşsun.. Dünya Ağrı'ya, Nemrut'a, Hasankeyf'e koşsun. Doğu'da fabrika bacaları tütsün, Doğu'nun bitmez tükenmez arazilerinden dünyaya tahıllar, meyveler, sebzeler ihraç edilsin.. Türkiye ve Doğu öylesi geliştiğinde, zenginleştiğinde "Kürdüm" diyen kardeşim, kendiliğinden, içinden gelerek "Türküm" diyecektir.
Bir 4 Temmuz günü New York'taydım.. Gördüm ve yaşadım.. Zencisi, Çinlisi, Koreli, Vietnamlı, Meksikalısı, İtalyanı, Almanı, Rusu, Türkü nasıl heyecanla "Amerika" diye bağırıyor, nasıl gururla "Ben Amerikanım/ I'm American" diyordu.. Çünkü o ülkenin vatandaşı olmanın ne anlama geldiğini iyi biliyordu.
1968 Olimpiyatları'nda Amerika'yı protesto etmek için şeref kürsüsünde yumruklarını havaya kaldıran, bir nevi Amerikan PKK'sı Kara Panterler'in üyesi zenci atletler, 40 yıl sonra 2008 Oyunlarında, göz yaşları içinde Amerika bayrağına bakarak Amerikan Milli Marşını söylüyorlardı..
Oradan, buraya, sabırla, anlayışla, çok önemli adımlar atılarak gelindi.. Bu adımları hep güçlü olanlar attılar.. Karşıtların yaygaralarına aldırmadan.. Duygusalları, anlayarak, hoş görerek.. Zencilere haklarını vererek, onları kağıt üzerinde değil, toplumsal yaşamda eşit vatandaş yaparak, hatta başkan seçerek..
Amerika, daha dün bir araya gelmiş insanlardan oluşuyor. Onlar yaptı..
Bin yıldır Anadolu'da beraber yaşayan biz niye başaramayalım..
Başaracağız. Başarmaya mecburuz..
Hoş görerek başaracağız..
Şehit annelerini de hoş göreceğiz.. Kandil dönüşünü bir siyasal şova döndürenleri de.. Hepsini sindirecek, hepsini özümleyecek, ama barış yolunda yürüyüşümüzden tek adım geri atmadan ileriye, hep ileriye gideceğiz.
Türkiye bir barış ülkesi olmaya mecburdur, mahkûmdur!..
Barışacağız!.
30 yıldır süren savaşı, 30 yıldır ağlayan anaların gözyaşlarını, korkularını, tedirginliklerini bitirmeye yönelik her adımı, inançla, gururla ve dimdik başımızla atarsak, barışacağız.
Türkiye, Türkiyem, barışa layıktır!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN