(Bahar Feyzan, iletişim araçlarından uzak tatilini sizler için yazdı.)
Bir arkadaşım aylar önce; "Eğer bir gün doğadan davet alırsan sakın geri çevirme. Git, döndüğünde oraya gittiğini anlayacaksın" demişti.
Doğanın son daveti ölüm oluyormuş...
Her şey böyle bir fısıltıyla başladı.
Yirmiyi aşkın kişiyle, Fethiye'nin Pastoral Vadisi'nin doğal koşullarında, cep telefonum olmadan tam bir hafta yaşadım. "Fethiye'de kaldım" demiyorum. Çünkü daha öncekiler öyleymiş bu seferki yaşamaktı...
Sadece telefon değil, aklınıza gelebilecek her türlü iletişim aracı yasaktı, yoktu. Radyo bile...
Gurup orada hayatı ve edebiyatı konuşacak olunca, etrafta kitaplar bulacağımı düşünüyordum. O da yoktu. Hiçbir kitap olmadan ve ulaşabileceğimiz her hangi bir kaynak ya da internet olmadan başladık.
Az tanıdığım ya da hiç karşılaşmadığım insanlarla bir aradaydım. Bir kısmıyla odamı paylaştım, bazılarıyla aktiviteleri beraber yaptık. Tırmandım, koştum, denize atladım ve daha bir dolu şey...
Amaca yönelik olmayanlar dışında konuşmadık. Saatim yoktu. Saatin kaç olduğunu güneşin konumundan ya da ezan sesinden tahmin etmeye çalışıyordum.
İlk gün, yere düşen yüzlerce yaprağın arasında öylece otururken, telefonumun yokluğunu ilk kez, bir ağaca bakarken hissettim. Kaldığım odanın önünde yaşlı bir ağaç vardı. Kalın gövdesini ani bir kararla ikiye bölüp birbirine dolamış. Ama dalları, köküne isyan eder gibi her biri ayrı yöne doğru uzamış. Aynı kökten beslenmeleri dışında uzlaşır halleri yoktu. Yani kısmen, vardı ama garipti. "Telefonum olsa, googlea girer, ağacın cinsine bakar sonra hakkında bir sürü şey öğrenirdim" diye içimden geçirdim. Hatta resmini çeker sosyal medyada paylaşırdım. Hatta belki birini bile arayıp sorardım.
Bir süre sonra onca bilgi edinme arzusundan sıyrılıp yaşlı ağaca yaslandım. Onun hakkındakilerle değil, ağacı kendisiyle buluştum, sonunda.. Çalıların arkasında, olduğum tarafı gözetleyen tavuk, etrafında pıtır pıtır adımlarla dolanan yavrularına, gıdaklıyor, beni gösteriyordu sanki.. Ağacın ilerisinde tıslamasıyla fark ettiğim yılanı görünce kaçarken, onlar da gıdaklamalarını kesip arkamdan koştular.
Başka bir yılan olmadığına emin olduğum derenin kenarına oturdum. Tavuk ailesi bu kez ilerideki otların arkasından gözetlemeye devam etti, beni.. Sonra anne tavuk doğrulup yavrularını karşısına dizdi. Toprağı eşeleyerek gagasıyla topraktan çıkardığı solucan, civcivler arasında büyük şaşkınlık yarattı.
Onları bırakıp etrafa, doğaya daldım..
Her türlü iletişim aracından uzakta yaptığım Doğa Yolculuğu, beni kendime, kendi içime yönlendirdi.. Devrimci bir vahşi gibi değil, reformist bir leydi gibi kendimle ve doğayla baş başa kaldım..
Şimdi ayni tavsiyeyi ben yapıyorum..
Doğanın davetini alırsanız kaçırmayın..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN