Yani yeğen Ömer'in evine girip, tatilimin Ayvalık bölümünü iptal ettiren hırsızlara teşekkür edeceğim utanmasam..
Ercan'a tam yola çıkarken gelen mesaj üzerine "Ayvalık değil, 'a gidiyoruz" demiştim ya..
Bir yolculuk yaptık, bu kadar güzel olur..
Bir defa memleketimin yolları, Allah yapanlardan razı olsun, bir harika.. Yıllar önce, araç sayısı bugünün onda biri değilken, bir kamyonun arkasına zorunlu takılır, saatlerce peşinde ve tozunu yutarak giderdik. Sollama imkanımız olmaz, arkamız da tren gibi olurdu. Kara yolundan o yüzden nefret ettim..
Şimdi acelen varsa, bas gaza 'de.. İstanbul'da çek ayağını.. Öylesi.. Biz öyle yapmadık tabii.. Piknik yapar gibi geldik. Ağbim uçağa binmez, hep kara yolundan gider gelir.. Ercan da İzmir'e gider her defasında, onu alır gelir.. Yolu iyi bilir ya..
İlk durağı Akhisar'da Ramiz'de verdik.. Bütün Türkiye tanır da ben ağzıma Ramiz Köftesi koymamıştım. Prensip kararımdır. Bir köfte ünlü ise, onu esas yerinde yerim önce.. Esas lezzet ordadır çünkü.. Çünkü esas lezzet, o yörenin otlarını yiyen hayvanların etinden gelir.. Iğdır ovasında Ramiz Köfte olmaz, Iğdır Köfte olur çünkü.. Edirne Köftesi Edirne'de, Tekirdağ Köftesi Tekirdağ'da, İnegöl Köftesi İnegöl'de, Akçaabat köftesi Akçaabat'ta yenir çünkü.. (Çünkü ben çünküsüz de konuşurum yani..)
Ramiz, bugün, işletmeyi ülke yüzeyine yayan dört kardeşin babaları.. Akhisar kasabası içinde açmış dükkanını.. Sonra İzmir, Balıkesir, , İstanbul yolu açılıp işlemeye başlayınca, ikinci dükkanı yol kenarına taşımış.. Bu arada oğullarını da okutmuş.. Birol ve Birtan Hukuk, Bircan Jeoloji, Bülent İşletme Fakültelerini bitirmişler..
Biz Ercan'la köftelerimizi atıştırırken, o sırada dükkanda olan Bircan ve Birtan "Hoş geldin" dediler. "Oturun, malınız gibi" dedim.. Bir sohbet.. Hikayeyi onlardan dinledim..
Birtan "Bir minik köftecinin bugün yurt sathında yayılma başarısı göstermesinin sebebi, hepimizin üniversite mezunu oluşumuzdur" dedi..
"Üniversite bize vizyon getirdi.." Dediği öyle doğru ki.. Franchise da vermedik. Dükkanların hepsi bizim kontrolümüzde.."
Köfteler bitti, "Hadi" dedim Ercan'a.. "Kalkılır mı Hıncal Bey" dedi, Ercan.. "Köfte tarih oldu. Ramiz artık tulumbası ile ünlü.."
Birtan da demez mi, "Ercan haklı.. Mutlak tatmalısınız" diye.. Şeker meker.. Ölüm yok ya sonunda bir tane tadarız. Tattık.. İyi halt ettik.. "Yaptır bir kutu, götürelim İstanbul'a" dedim, Ercan'a..
İnanın böyle tulumba yemedim hayatımda..
Kalktık.. Birtan "Bir şey göstermek isterim" dedi.. Dükkanın öbür tarafına götürdü beni..
Duvarda bir eski gazete asılı, çerçeve içinde..
"Bu" dedi.. "Cumhuriyet'in ilanını haber veren Vatan Gazetesi.. Tarihi 29 Ekim 1923!..
Altındaki yazıda haberi Latin harfleriyle okuyorsunuz.. Aynen şöyle..
"Bugün Büyük Millet Meclisi Türk Devletinin şeklinin Cumhuriyet olduğunu ilan etmiş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı 158 reyle müttefikan Reisicumhurluğa intihap etmiştir. Reisicumhurluğa intihabını müteakip Gazi Paşa, İsmet Paşa'yla Fethi Bey'i yanına alarak riyaset odasına çekilmiştir. Yeni Reisicumhur ile İsmet Paşa ve Fethi Bey saat 9.30 a kadar riyaset odasında müzakerede bulunduktan sonra, dışarıya çıkmışlar ve Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa birinci ve Fethi Bey ikinci otomobile binerek Çankaya'ya gitmişlerdir.
Reisicumhur ile İsmet Paşa ve Fethi Bey otomobillerine binerlerken, Meclis'in önünde bulunan büyük bir kalabalık tezahüratta bulunmuştur.
Otomobiller hareket etmek üzereyken 20 kişilik bir askeri müfreze silah atarak Reisicumhur'u selamlamışlardır. Bir müddet sonra Ankara'da toplar atılacaktır. Yarın Halk Belediye Meclisi'ne gelerek tezahürat yapacaktır. Dükkanlar kapanacak ve her tarafta şenlikler yapılacaktır."
Düştük yola..
İkinci durak Kemal Paşa.. Niye?.. Kemal Paşa tatlısı en sevdiklerimin başında gelir.. Olmaya oldu ya.. Onu da yerinde tadalım bakalım.. Bu defa yol üstündeki değil, kentin içindeki dükkanı seçtik.. Soruşturmuştum.. "Güvenal" demişlerdi.
Kasaba biraz bakımsız geldi bana.. Belediye çalışmıyor mu?.
Ama yediğimiz tatlı.. Bal tutan parmağını yalar.. Yalarken Ercan'a "Bir kutu da bundan" dedim.. Bu hafta şeker kontrolü yaptırmam artık..
Kapıdan çıktık ki bir seyyar satıcı.. Bir şeftaliler.. Bir kasa da ondan attık arabaya..
Susurluk'u atladık. Oysa ille de ayranını içmek vardı.. Bursa Garaj'da Cemil Cemal'i de atlamak zorunda kaldık.. Zira öyle tokuz ki.. Ama Gemlik'e yaklaşırken yol üzerinde "Körfezim"de durduk.. Ağbim "Oraya muhakkak gir. Sen zeytincisin" demişti.. Girdik Ercan'la.. 40 çeşit zeytin var, yeşil, siyah.. Hepsinden tattım iyi mi?. Bir kilo siyah, bir kilo da yeşil Gemlik Zeytini..
"Ercan" dedim.. "Bundan sonra eve kadar durmak yok.. Biz patladık, araba da patlayacak.."
..Ve az sonra Gazi Osman Paşa Köprüsü karşımıza çıktı.. İzmir- İstanbul harika yolunu taçlandıran anıt.. Nasıl keyifli, nasıl mutlu, nasıl gururlu geçtik üzerinden..
Bu köprüleri hep kuralım.. Her yerde kuralım!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN