Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Umut satırları" diye başlık atmıştı, cumartesi günü Milliyet'teki köşesine, Ankara yıllarından, Rüzgarlı Sokak'tan tam yarım asırlık dostum Güneri.. (Civaoğlu..)
"Umut satırları" dediği, benim perşembe günü nerdeyse tam sayfayı kapsayan
"Henüz bitmedi.. Bitmedi ama Fatih Hocam" başlıklı yazımdan yaptığı alıntılardı..
Brugge maçında son dakikada yediğimiz gol yüzünden, Avrupa Ligi'ne devam hakkını, 'teki St. Germaine maçına bırakmıştık. Onu yazmıştım.. Brugge maçındaki yanlışları tane tane analiz ettikten sonra, Paris'ten niçin ve nasıl umutlu olduğumu anlatmıştım.
Güneri, beni gururlandıran yazısını şöyle bitiriyor..
"Sevgili Hıncal Dostum.
Sadece beni umutlandıran satırlarını yansıttım.
Eleştirilerinin 'Dost acı söyler' misali bölümleri zaten adresine vardı."

***

Sevgili Güneri,
Şimdi daha çok umutlan.. Çünkü Trabzon deplasmanında, Paris deplasmanının ışıkları yandı..
, bu sezon, içerde, dışarda, ilk defa "Yenemezsen yenilme" denen "Küçük" düşünceyi ve onun getirdiği "Oynama değil, oynatmama futbolu" ucuzluğunu bir kenara bıraktı.
"Yenemezsen yen" diye sürdü Galatasaray'ı sahaya..
İlk defa hızlı futbol oynattı takıma.. İlk defa bekler, rakip korner çizgisinden, açıklardan fazla orta yaptılar.. İlk defa iki stoper topu, birbirlerine ve Muslera'ya değil, ileriye oynadılar. İki sto- per ilk defa bu kadar fazla ileri çıktı ve hücuma katıldı.
Bu Galatasaray'ın nerdeyse unuttuğu futboldu.. Bu yüzden çok tehlikeli gedikler verdiler ama, vazgeçmediler "Yenemezsen, yen" futbolundan..
Fatih Hoca'mın çok şikayet ettiği "Son dakika" golünü bu defa yiyen değil, bağıra bağıra atan "Galatasaray" oldu.
Kapandığı için, dikkat Hocam, kapandığı için son dakika golünü yiyen de Trabzon..
1-1 olunca da üstüne yatmadı Galatasaray.. Hayli uzun uzatma dakikalarında da ikinci gol, galibiyet peşinde koştu. Yakaladı da.. Son dakikada Emre Mor'a yapılan açık penaltıyı sadece ortadaki ve VAR'daki hakem görmedi.
Ama ayni hakem Ömer'in attığı tokatı da görmedi. "İtme" muamelesi yapıp, kırmızıyı, sarıya çevirdi ya, belki de ondan..
İşte burda, eleştirilerime geliyorum..
Ömer, benim Galatasaray'da en sevdiğim, en alkışladığım, en "olmazsa olmaz" dediğim Ömer, akıl almaz şekilde Ademleşiyor.. Büyük futbolculuğu değil, sahtekarlığı ve siniriyle Ademleşiyor.
En ufak temasta kendini yere atmalar.. Hem rakibe, hem hakeme, elle dille saldırmalar.. Maç içinde Ömer'i yanına çağırıp nasıl sert "Vazgeç bu işlerden" dediğini gördüm, Fatih Hocam..
Florya'daki odana da çağır ve çok sert talimat ver.. Sinirine sahip olsun ve öyle sahtekarlıklara tenezzül etmesin. Yoksa güvenilmez adam olur.
Takımı ne zaman 10 kişi bırakacağı belli olmaz.
Ömer'le de, Adem'le de teke tek meşgul ol. İkisi de fevkalade yararlı, önemli futbolcular.
Kaliteleri fevkalade yüksek. Onu kullansınlar değişmez olurlar..
İkincisi.. Maç sonu konuşmalarına baktım.
Israrla ve inatla hala ve hâlâ Belhanda ve Feghouli'yi savunuyorsun.. Galatasaray'ı eksik oynatan da değil, rakipten oynayan adamları..
Vazgeç bu inattan Hocam.. Paris maçı öncesinde, o yerler için yenilerini düşünmen ve Trabzon maçında hazırlaman gerekirdi.
Emre Mor, 90 dakika oynamalı, maçtan sonra da, onu yanına alıp, hatalarını bir bir anlatmalıydın.
Takımın lideri yok. Muslera lider değil.. Kendi 18'i içinde bile lider değil.
Bu yüzden durmadan "Duran top" golü yiyor Galatasaray.. Kadronda Selçuk'tan başka lider futbolcu yok.. Onu hazırlamanı tavsiye etmiştim, perşembe yazımda.. Rakipten oynayan Belhanda'ya tahammül ettiğine göre, Selçuk haydi haydi oynardı, hele maçtan önce moral olarak da hazırlasan. Ama yapmadın Hocam.
Hâlâ Belhanda, hâlâ Feghouli inadından vazgeç artık!. Nihayet her şey bütün çıplaklığı ile ortaya çıktığına, artık en Fatih Terimci kalemler bile bu ikisinin iflasını yazmak zorunda kaldıklarına göre Hocam, unut artık onları.. Sil defterinden bu iki ruhsuzu..
Paris'te kazanırsan bu zaferi sana yazacaklar Hocam..
"Galatasaray bitti demeden bitmez" senin lafın.. O lafın dolduracak manşetleri..
Bunu hiç ama hiç unutma Hocam!.
Trabzon maçında Paris'in ışıklarını yaktın!.
Hadi bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük "Avrupa Takımı" Galatasaray'ı gene Avrupa Ligi'ne taşı!.

***


Ada'yı konuş Cengiz!..

Amerikalılar Eisenhower için "Amerika'nın Başkansız yönetilebileceğini ispat eden adam" derler..
için de ben aynisini Galatasaray için söylemek isterdim ama, yönetemiyor ki..
Galatasaray'ın hali meydanda..
Hele mali durum, felaket..
Durmadan sallarken ağzından "Ada" lafı çıkmıyor dikkat ediyor musunuz?.
Çünkü Ada'yı sattı Mustafa!.
Dünyada tek, Dünya güzeli Boğaz'da tek, dünya kulüplerinin hepsinde tek olan Galatasaray Adası'nı sattı da, ondan konuşamıyor ve kimseyi de konuşturmuyor.
Hadi bana cevap ver, Mustafa, bana cevap ver!.
"Adayı sattın" diyorum. Cevap ver.. Anlat Ada'nın durumunu..
Fatih Hocam konuştu. Ara transferde takım yeniden kurulacakmış.. Satacak, para edecek adam yok, ama alacaklar için milyonlar gerek.. Borcu daha da katlayacak milyarlar..
Geçen hafta konuşup, "Yarın"ı anlatacağına, baktım "Dün"den bahsetmişsin hep.. Gelecek için tek "İnandırıcı" lafın yok çünkü..
"Züğürt tüccar eski defterleri karıştırırmış.." Palavrayı bırak Mustafa..
İşte gene ben soruyorum..
"Ara transferde kimleri satıp kaç para elde etmeyi düşünüyorsun?. Ara transfer bütçen ne?. Fatih Hocan kaç kişi istiyor?. Bu mali durumla onları nasıl denkleştireceksin?." Ben size bir şey diyeyim mi?. Zaten ibra edilmemiş, zaten düşmüş, mahkeme ara kararı ile iş başındaki Mustafa Cengiz mi cevap verecek bu sorulara?.
Güldürmeyin beni!.

***


Bir sabah... İki sürpriz!..

İngiltere'de üniversite okurken başlamıştı, benim köşede "Müzikal" yazarlığına, İroş.. Yaso'nun kızı İrem yani.. Londra'nın hakkını vermişti yıllarca..
Sabah geldim, bilgisayarımda bir minik sürpriz not.. Hollywood'dan fazla film çeviren Hint sineması (Bollywood adı burdan zaten) üzerine kurulu müzik ve dans tiyatrosunu hafta sonu izlemiş, bana da minik bir not göndermiş.

***

Merakla beklediğim "Beyond Bollywood"a nihayet gittim, son gecesinde..
Bu İstanbul'da izlediğim Bollywood temalı ikinci gösteriydi. Ama hafta sonunu arkada bıraktığımız ve pazartesiye hazırlandığımız pazar gecemizi renklendirdi. Dekor açısından biraz zayıf bulmama rağmen kulağıma aşina müzikler güzeldi.
Bir Hint tiyatro gurubundan beklenmeyen bir şekilde İngilizce ve Arapça şarkılar vardı. Hatta Tarkan'dan "Öpücük" bile söylediler.
Modernize, rengarenk Hint kostümlü dansçıların enerjileri çok yüksekti, dans ederken keyif aldıkları o kadar belliydi ki, onları bu kadar mutlu eden şovu, herkes de neşeyle seyretti.

***

Aslında sabah bir sürpriz daha vardı, sabah odama girdiğimde.. Masamın üstü, bilgisayarımın yanında..
Yaso "Yeni Yıl" süslemeleri yapmış..
Önce bilgisayar faremin kaydığı örtü..
Kırmızı bir halıcık ama 'nın kızağı ve çam süslemeleriyle işli. Üstünde, kıpkırmızı bir noel ağacı.. Bir karış boyunda.
Dallarında süslemeler. Altında tam bir yılbaşı kızağı.. Kırmızı yeşil beyaz bir kardan adam.. Noel Baba ve minik yılbaşı bibloları..
Nasıl şirin bir köşe oluşturmuş Yaso, benim karmakarışık masamda. Nasıl bir "Mutluluk Köşesi" yaratmış oracıkta..
Ne mutlu adamım ben!.

***


Bir lokum kura daha!..

Avcumuza konan lokumları yiyemiyorsak, kabahat lokumda değil, bizde..
Kimse kalkıp, "Kulüplerimizin Avrupa Kuraları da lokum gibiydi. Ne oldu" demesin.
Avrupa futbolu, tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşıyor, hem kulüp, hem milli takımlar bazında..
Şampiyonlar Ligi Kupası'na da, Avrupa Şampiyonluğu'na da tam talip olunabilecek bir sezon.. Ne varki, başta medyamızı kaplayan aşağılık kompleksimiz yüzünden "Büyük" düşünemiyor "Büyük" amaçlar için sahaya çıkmıyoruz. Küçük hedeflerle, küçük oynuyor, kaybedince de, yalancı teselliler yaratıyoruz.
2001 yılı kasım ayında, arşiv duruyor, Sabah gazetesinde, bu köşede "Bu takım Dünya Şampiyonu olur" dediğimde, herkes bana gülmüştü.
1999- 2000 sezonunda Galatasaray için "Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olacaklardı.
Elendiler. Şimdi Avrupa Ligi Şampiyonu olurlar" dediğim de Star TV'de kayıtlıyken, hem de..
Hocam, 2002'de tarihin en kötü Brezilyası'nın adından korkmasa, "Üçüncülük" değil, "Final" maçı oynar ve de kazanırdık.
Küçük düşüncenin ötesine geçemeyen spor medyasının hâlâ hedefindeyim. Bu yüzden de kendimle iftihar ediyorum.. Ya maazallah onlar gibiyim diye alkışlasalardı?.
Avrupa'da eskisi gibi oynayan tek milli takım var mı?.
İspanya?.. İtalya?.. Hollanda?.. Almanya?..
Portekiz?. Fransa?. İngiltere?. Rusya?.
Bir, tek bir tane söyleyin bana..
"Şu" deyin.. "Şu eski günlerindeki futbolu oynuyor!." Biz, İsviçre, Galler'i geçin, İtalya'yı da yeneriz..
İtalya, İtalya iken ben İtalyan Milli Takım'ını ezber sayardım. Bizim maç gurubunun İtalya uzmanı, fanatik Roma taraftarı, İtalya ligini Türkiye liginden iyi izleyen ve Corriere della Sport'dan okuyan Gelişimspor'un önde gelen kalemlerinden Sotiri'ye geçen Galatasaray maçı sırasında "Bana İtalyan Milli Takımı'ndan en iyi iki oyuncunun adını söyle" dedim. Söyledi.. Öteki arkadaşlara döndüm. "Bu isimleri duyan var mı içinizde" dedim. Ses çıkmadı.
İtalya işte bu!. İsviçre ve Galler'i düşünün artık!.
İş Şenol Güneş'te, daha doğrusu Şenol Hoca'nın yüreğinde bitecek, sahadan önce!.
Lokum gibi kura ile, Avrupa 2020 yolumuz açık, arkadaşlar!.

***


E eeee!..

Anneannemlerin zamanında, evlenme işi "Görücü" usulü ile olurdu.. Kız ve oğlan ailelerini, bulan, tanıştıran da ev ev gezen bohçacı kadınlar, yani çöpçatanlardı genelde..
Geldik bugüne..
Efendim "E" nesli geliyormuş.. "X/ Z Kuşakları" derken nerden çıktı bu E şimdi!.
Efendim artık çöpçatanların yerini digital ortam alıyormuş.
Yani, yapılan araştırmalar gösteriyormuş ki, tanışmaların nerdeyse yarısı elektronik ortamda..
İş yerinde tanışma yüzde 23, arkadaş gurubunda yüzde 12, kafeler, pastanelerde yüzde 7..
Sonuç.. Bu E-Aşklar sonunda, 2037'de doğacak çocukların yarısı, digital ortamın eseri olacakmış..
Yani E- Çocukları ordan saracak dünyayı..
Eeeeeee!.

***


Sevdiğim Laflar
"Felaketin iyi bir tarafı varsa o da bize gerçek dostlarımızın kimler olduğunu öğretmesidir." Balzac (Teşekkürler Venüs)

Tebessüm
Lise arkadaşları yıllar sonra rastlaştılar. Biri "Bu gece sana gelsem" dedi.. "Eski günlerdeki gibi salondaki divanda uyurdum.." "Ben evlendim" dedi, öteki.. "Artık o divanda ben yatıyorum.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN