Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Köşemizin gönüllü Van Yazarı Nuray Haytabaşı kardeşim, adı arkeoloji çevrelerinde efsaneleşen ve Van'ın simgelerinden biri olmayı başaran Bekçi Mehmet Kuşman'dan söz edince "Hemen Çavuştepe'ye gitmeli ve bu mucize yaşlı adamı bulmalısın. Urartuların mirasını 60 yıla yakın adeta yeminli bir muhafız gibi koruyan, dillerini öğrenmeye varana dek onlarla bütünleşen, namı diğer 'Son Urartulu'yu, Sabah okurları yakından tanımalı..
Bu ülkenin gençleri, bir ilkokul diploması ile gerçekleşen mucizeyi öğrenmeli, örnek almalı" dedim.


Mehmet Kuşman, asker dönüşü ona kazıda iş veren Profesör Afif Erzen'i unutmuyor, saygıyla anıyor.. Onun Çavuştepe kitabını elinden bırakmıyor, çünkü bugün bildiği her şey o kitapla başlamış.

Nuray, Van'ın Gürpınar ilçesine, Urartuların 28 asır önce yaptığı Çavuştepe Kalesi'ne gitti. Mehmet Kuşman'ı buldu. Birlikte kazı bölgesini gezdiler. Nuray sorularını sordu.. "Hıncal Hocam" dedi, o bana "Hocam" der, ben ona.. "Önden rüzgâr gibi ilerliyordu.. Öyle ki, hızına yetişebilene aşk olsun!" Ve okumaya doyamadığım söyleşi geldi.. Buyurun okuyun.. Okutun.. Dünyaya örnek Mehmet Kuşman'ı ve inanılmaz mucizesini herkes tanımalı. Turizm ve Kültür Bakanlığı mensupları hatta ezberlemeli..
Okuduğunuz zaman, abartmadığımı, hatta az bile yazdığımı göreceksiniz.
Bugün köşeme başka hiç ama hiçbir şey koymadım ki, Nuray'ın o çok ilginç fotoğrafları da bol ve büyük büyük girsin.
Yaşa sen Mehmet Usta.. Teşekkürler Nuray!..

***


Çavuştepe kazı alanının bir bölümündeki 2800 yıllık kalenin görünüşü..

Nuray: Çavuştepe Kalesi'ni, ilk ne zaman gördünüz?
Kuşman: Köyüm az ileride. Çocukluğum bu çevrede geçti, kale benim en sevdiğim oyun alanımdı.
Yuvarladığım taşlar da, tarihi esermiş meğer!
N: Sonra bir gün, kaleye yabancılar gelip gitmeye başladı, öyle mi?
K: Evet, yıl 1962.. 24 aylık askerlik görevimin ardından, memlekete geldiğim ilk gün üstelik!
İstanbul Üniversitesi'nden 18 kişilik bir heyet gelmiş, kazı çalışmaları yapacaklarmış kalede. Tanıştık, derken "Elemana ihtiyacımız var" dedi kafilenin başındaki profesör. İşi ben üstlendim. Eleman topladım çevreden.
Kısa bir süre sonra da kazı alanında bekçi olarak işe başladım.
N: Ekibi, arkadaşlarınızdan mı oluşturdunuz?
K: (Gülümsüyor) Kolay olmadı o iş! Arkeolojik kazı ne demek, ne bilsin köylü! Yabancıdan ürktüğümüz dönemlerdi, o yıllar! Çevre köylere duyurdum.
Genelde çiftçilik yapamayacak durumda olanlar katıldı bize. İnanmayacaksınız belki ama 15 kişilik ekipten birkaçı 70'li yaşlarda idi.
N: Çalışmalar heyecan uyandırıyor muydu?
K: Oooo.. Hem de ne heyecan! Kazı ekibi bir şey bulduğu vakit, görevimiz ne olursa olsun heyecanla koşturur, eserin başında toplanır, uzun uzun uzmanların değerlendirmelerini dinlerdik. Aynı dakikalarda da köyümüzde davullar zurnalar eşliğinde halaylar çekilir, akşama ziyafet düzenlenirdi.
N: 59 yıl önce kazı alanını korumakla görevli bir bekçiyken, bugün dünyada Urartu dilini bilen birkaç kişiden birisiniz. Hayatınızı ne değiştirdi, ne oldu bu kalede?
K: Çalışma başladıktan kısa bir süre sonra, kazı ekibi işlenmiş bir taş buldu, kitabe olduğunu söylediler
Tabii ki hepimiz koştuk toplandık başına, hocalar kime okutabiliriz diye kara kara düşünürken;
"Neden bu iş o kadar zor olsun ki, ben öğrenemez miyim" diye girdim söze!
N: O panikle, tepki aldınız sanırım!
K: Kafile başkanımız merhum Prof. Dr. Afif Erzen çok önemli bir bilim insanıydı. Beni oğlu gibi sevdiğini bilirdim ama biraz sert bir şekilde "Bu iş öyle kolay değil, sen öğrenemezsin!" dedi.
N: Çok mu üzüldünüz?
K: Evet çok üzüldüm ama içimden de hep "Neden olmasın ki" dedim. Olmazı kabul edecek bir yapım yoktu!
N: Eğitim durumunuzdan dolayı mı yapamayacağınızı düşündü?
K: Tabii ki, eski bir dili öğrenmek oldukça zor bir iş! İlkokul mezunuydum, muhtemelen bu iş için benim eğitimimi yetersiz görmüştür.
N: Peki bugün baktığınızda, ilkokul mezunu olmanız işi zorlaştırmış olabilir mi?
K: İlkokul mezunu olmak; merak etmeye, araştırmaya ve sorgulamaya engel değildi. Ancak eğitimli olsam, neyi nerede arayacağımı daha iyi bilir, vakitten kazanabilirdim.
N: Siz hayatınız boyunca bilgi peşinde koştunuz, tahsil hayatınızı devam ettirmemenizin bir sebebi mi vardı?
K: 8 çocuklu çiftçi bir ailenin 5'inci çocuğuydum.
Ancak 10 yaşıma geldiğimde okula gidebildim.
İlkokuldan sonra devam etmem mümkün olmadı; çünkü yakın mesafede bir okul yoktu. Ağabeyim yatılı olarak Ernis'te İlköğretmen Okulu'na başlamıştı. Bu okul eskiden Köy Enstitüsü'ydü ve bizim için önemliydi.
Babama yardım etmek zorundaydım, haliyle fedakârlık yapmak zorunda kaldım. Sonra ortaokulu da tamamladım ama ötesi olmadı.


İşte yaşayan Urartulu Mehmet Kuşman ve benim Van'daki harika gözüm, kulağım Nuray Haytabaşı Hocam..


N: Bu işe nereden başladınız, bahseder misiniz?
K: İlk etapta, kurşun kalem ve çizgili bir defter aldım! Kitabenin üzerindeki şekilleri tek tek deftere çizdim.
Sonra yıllarca hemen herkese danıştım. Hangi dille benzeştiğini bulmak için diğer dillerin lügatlerini inceledim. Tam üç yıl alfabeyi çözmek için uğraştım.
N: Tarih çevreleri tarafından nasıl fark edildiniz?
K: Nasıl çabaladığıma hemen herkes şahit oluyordu ama ilk olarak basının gündemi oldum, bir süre sonra da (1971'de) ilk resmi davetimi Ankara'dan aldım.
N: Bekçi Mehmet Kuşman'a, Ankara deneyimi ne hissettirdi?
K: Milli Kütüphane'de, bilimsel sunumların yapıldığı kalabalık bir ortamda buldum kendimi. Bir köşede oturdum sessizce, elimde bir tablete (taşa) kazıdığım Urartu alfabesiyle.. Derken saatler sonra fark edildim. Etrafıma toplanıp sorular sormaya başladılar..
"O, sen misin?" dediler! Alfabe konusunda çalışmamı inceleyip, alkışladılar. Hayatım boyunca unutamam!
Fazlasıyla onore edildim.
N: Sonra durmadan yola devam, öyle mi?
K: 23 yıl Urartu dilini çözmek için uğraştım.


Çavuştepe'deki bu kazı evi, Mehmet Kuşman'ın çalışma yeri. Yani ofis.. Ama su yok.. Elektrik yok. Tuvalet yok.. Günde ortalama 12 saat burada çalışıyor.


Yollara düştüm, bekçi maaşıyla. Van'a yakın ülkelerden başladım sorgulamaya.. İran, Ermenistan, Suriye..
Dillerini, Urartu dili ile karşılaştırdım ama sonuç alamadım..
Gidebileceğim yerler sınırlıydı haliyle.
N: Maddi durumunuz nedeniyle mi sıkıntı yaşadınız.
K: Sonuçta gelirim belliydi. İçimde büyük bir enerji, volkan gibi! Durmak nedir bilmiyordum. Dünyayı gezmek istiyordum bu uğurda ama bekçi maaşıyla nereye kadar gidebilirsiniz ki! Ailem de vardı, çocuklarım.
Onların ihtiyaçları... (Başını sallıyor.) N: Kaç çocuğunuz var?
K: 11 çocuk babasıyım.
N: Büyük bir aileniz varmış. Maddeten ve manen yetebilmek çok zor olsa gerek! Farklı bir gelir kaynağınız var mıydı?
K: Farklı bir gelirim yoktu ve gerçekten zorlanıyordum. Düşündüm ne yapabilirim diye, çözümü yine Urartularda buldum.
Urartu tanrı ve krallarının isimlerini tıpkı onlar gibi taşa kazıdım. Antik görünümlü, kolye uçları, taştan Urartu yazıtları hazırladım. Turistler yoğun ilgi gösterince üretmeye ve satmaya başladım. Bu şekilde çocuklarımın okumasını sağladım. Hâlâ da ek gelirim bu!


Mehmet Usta, bir üniversiteli öğrenciye Urartu Krallığı hakkında bilgi veriyor.


N: Yurtdışından, yaptığınız eserlerle ilgili bir davet aldığınızı duymuştum.
K: Evet, İsviçre'den 2004 yılında. Heiderbers Üniversitesi Assirioloji Bölümü'nce düzenlenen uluslararası bir sergide, benim el sanatlarıma da yer vermek istediler.
Davet ettiler..
N: Aklım almıyor doğrusu..
11 çocuk babası Mehmet Kuşman, bütün bu anlattıklarınız için nasıl zaman yarattı?
K: (Sesinin şiddeti düşüyor ve başı eğiliyor) Bütün bu işlere başlamadan önce eşimin karşısına geçip hayallerimi anlattım. Uzun uzun konuştuk. Çünkü önce onun beni anlaması gerekiyordu. Konunun benim için önemini hemen fark etmiş olacak ki, "Çok çalıştın, o halde yoluna devam et! Çocuklarımız bana emanet!" dedi. Biz birlikte başardık, onun desteği ile ben cesaretlendim, güçlendim. En büyük şansımdır ama şimdi o çok hasta. Yıllardır bir hastalıkla mücadele ediyoruz.


İşte bir taş tablet üzerine kendi yazdığı ve yanından ayırmadığı Urartu alfabesi..


N: Her başarılı insanın yanında... Eşiniz hanımefendinin adı ne?
K: Adı GEVEZ... Eşim Türkmen bir ailenin çocuğu.
Gevez kelime olarak "ala (kırmızı) dönen renk" demek.
N: Boynunuzdaki kolye antik mi?
Yaptıklarınıza bakarsak; kolye, bilgelik tılsımı taşıyor olabilir mi?
K: (Gülümsüyor.) Evet antik, kazı alanında bulduğum boncukları birleştirdim. 35 yıldır boynumda.
Ben göçüp gittikten sonra müzeye kalacak. Ucundaki madalyonu da ben işledim.
N: Tekrar kaledeki görevinize dönmek istiyorum, günlük iş akışınız nasıl?
K: Hep aynı düzende çalıştım. Sabah namazına kalkar ve sonra yola çıkarım. Otostop yaparak en geç saat 07.30'da kaleye geçerim. Kale; Van-Hakkâri karayolunun 24. km'sinde. Sabah kolay da akşam dönüşte saatlerce yolda beklediğim olmuştur. Ama takılmıyorum bunlara; çünkü hayat güzel.. Çaysız olmaz!
Mutlaka bir bardak çay içer ve hemen bir çöp poşetiyle kalenin temizlik kontrollerimi yaparım. Zaten çok geçmeden ziyaretçilerimiz gelmeye başlar.
N: Devlet işinde, resmi bir görevin ifa süresi nasıl 60 yılı buldu?
K: 2005 yılında 65 yaşıma girdiğimde ben de emekli oldum herkes gibi.. Yokluğum hissedilmiş olacak ki, Müzeler Genel Müdürü tarafından tekrar kalede işe başlatıldım. Yani 59 yılın 16'sı gönüllülük esasıyla gerçekleşti.
N: Urartular ile çok bütünleştiniz, korumacılığı bir parça abartmış olabilir misiniz? Daha açık sormam gerekirse biraz esrarengiz olduğunuz düşünülüyor.
K: (Gülümsüyor.) Dışarıdan nasıl görünüyorum bilmiyorum. Ben Urartuları; onların hayata bakışını, mesela eğitim işini her şeyden çok önemsemelerini, savaşçı bir anlayıştan uzak tamamen barışçıl ve birleştirici zihniyette olmalarını çok sevdim. Hayatlarındaki düzen ve kaliteye, sonra metal ve taşı işlerken sanatlarındaki inceliğe hayran kaldım. Haliyle dilimde de hep Urartular olunca, "SON URARTULU" olarak anılmaya başlandım.
N: Peki, Urartu dilini anlamaya, ilk ne zaman başladınız.
K: Dedim ya aklımda hep Urartular diye, bir gün yine bu uğurda kendimi İstanbul'da Prof. Dr. Mehmet Ali Dinçöl'ün yanında buldum! "Alfabe ve 650 kelime tamam ama cümle oluşturamıyorum, çözemiyorum" dedim. O ise pes etmemem gerektiğini söyleyerek beni Beyazıt'a yönlendirdi. Çeçen dilinin yüzyıllar öncesini araştırmamı istedi. Beyazıt'taki kitapçıları tek tek gezdim.
Sora sora kendimi yaşlı bir sahafın yanında buldum.
Yaşlı adam bana elindeki tüm eski kaynakları ve dahası çalışma yöntemini öğretti. İşte o günden sonra, sır benim için çözülmeye başladı. Şimdi Urartu dilini hem okuyor hem de yazabiliyorum.
N: Dilin şifresini çözdükten sonra, yurtdışı davetleri başladı sanırım.
K: Evet durmaksızın! Bilimsel toplantılara katılmak üzere Kültür Bakanlığı emriyle beş kez Amerika'ya, sonra Almanya, Belçika ve Hollanda'ya gönderildim.
N: Yurt dışı toplantılarında sizden, dolayısıyla sahip olduğunuz bilgilerden nasıl yararlanıldı?
K:. Ben dünyada Urartu diline vâkıf olan kişilerin tamamını orada tanıdım. Bilgi olarak çok geride olanları da tabii ki! Hatta, Urartu harflerini ters tuttuklarına dahi şahit oldum. Karşılıklı bilgi alışverişi yapılıyor bu tür ortamlarda.
N: Yurtdışında size karşı muamele nasıl?
K: İlgi muazzam. PARMAKLA GÖSTERİLİYORUM! Sizden emin oldukları vakit tüm imkânları sunuyorlar, çalışma ortamı değil sadece, yaşam standartlarınızı da etkileyecek vaatler bunlar. Çok samimi bir şekilde üstelik! Saygı duyulduğunuzu, değerli olduğunuzu hissediyorsunuz. Beş yıl üst üste gittiğim Amerika'ya son ziyaretimde (2013 yılında) bizzat eyalet valisi tarafından Kaliforniya'ya yerleşmem istendi. Eşim sıcak bakmadı bu teklife ve reddettim.
Vali, "Pişman olursun belki" diyerek, 10 yıllık Amerika vizesiyle uğurladı beni.


Mehmet Usta'nın hazırladığı kolye türü takılardan biri.. İstediğiniz ismin baş harfini Urartu dili ile boynunuza takabilirsiniz.

N: Hayatınız, Urartulara adanmış bir ömür gibi.. Zaman zaman işi bırakmak istediğinizi duydum, 60 yıllık muhafız zırhınızdan sıyrılmak kolay olmasa gerek!
K: Elbette çok zor ama yaşlandım. Ömrüm bu kalede geçti. Elektriği, suyu ve tuvaleti olmayan bu mekânda (kazı evini gösteriyor) şu halimle yaşamak kolay değil. Urartulardan kopmam mümkün değil, biliyorum çünkü zihnim hep onlarla meşgul! Araştırılması gereken o kadar çok konu var ki!
N: Urartu dili ile ilgili çalışmalarınız devam ediyor mu?
K: (Heyecanlandıkça yerinden kalkıyor) Biter mi! Aklıma bir şeyler takıldığında "TAMAM" diyorum "BANA YOL GÖRÜNDÜ!" İstanbul'da Çeçenistan'dan Türkiye'ye sığınmış bir binbaşı var, onunla kelime çalışıyoruz.
N: Adınıza belgeseller yapıldı, kitaplar yazıldı ve bence bu kaleye gelen turistler aslında sizi yakından tanımak için fırsat yaratıyorlar.
Siz ne düşünüyorsunuz başarınız hakkında.
K: (Gülümsüyor) Türkiye'de Urartu dilini bilen 7 kişiden, en genç olanıyım! Ama gelin görün ki ben de 81 yaşındayım. Eskiden bu sayı daha çoktu, o değerli bilim insanlarının sayısı gittikçe azalıyor. Sonra ne olacak! Biz geriye ne bırakacağız! Kendime hep bunu soruyorum.
N: Urartularla ilgili gözlerinizde müthiş bir heyecan görüyorum. "Şunu da yapmalıydım" dediğiniz bir şey var mı aklınızda?
K: Evet var! Urartu dilini çalıştığım süreçte benzerliğinden dolayı Asur dilini de çözmeliydim. Zamanı çok daha iyi kullanabilirdim. Yazık ettim!


Mehmet Kuşman, kendi eliyle taşa kazdığı Urartu yazılı bir masa, sehpa süsü tabletiyle.. Bunları turistlere satarak kocaman bir aileye bakabiliyor..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA