Tam
beş yıl önce tanıştım Güneş Eren'le. 14 yaşındaydı, Bağcılar'daki Üsküp İlköğretim Okulu'nda müdür yardımcısı Semra Ünal'ın odasında "Okumak istiyorum," diyerek ağlıyordu. İlköğretimi başarıyla bitirmişti ama maddi imkânsızlıklar, ailesinin geldiği kültür, eğitimine devam etmesinin önünde engeldi. Çünkü Güneş, dokuz çocuklu, Bitlisli bir ailenin kızıydı. İstanbul'a yedi yaşında geldiğinde tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ailenin geleneklerinde kızların okutulması yoktu, kimse de bunu yadırgamıyordu. Ama sadece Kürtçe bilerek başladığı okulda kısa sürede başarılı olan Güneş, hayatının çıkış kapısının eğitimden geçtiğini anlamıştı. Sıkı sıkı sarıldı hedefine, üç kez okuldan alınma ihtimali gündeme geldi, bir keresinde okula bir yıl ara vermek zorunda kaldı. Ama yılmadı, her defasında müdür yardımcısı Semra Ünal'ın karşısında gözyaşlarına boğularak, okula dönmeyi başardı. Ben onu tanıdığımda yani 2005 yılında, 'Haydi Kızlar Okula' kampanyası gündemdeydi... Ailesini Güneş'i liseye göndermeleri konusunda ikna etmeye çalışıyorduk. Çünkü Güneş adı gibi ışıl ışıldı, okumak istiyordu, tekstil atölyelerinde hayatını karartmak, bir kocaya varıp, çocuk yaşta anne olmak istemiyordu. Onun gibi okuldaki sıra arkadaşı Sevda da kendini kurtarmaya kararlıydı. Semra Öğretmen ve ben, iki kızın ellerinden tuttuk, ailelerini ikna ettik, burs bulduk, bölgenin en iyi devlet lisesi Ataköy Cumhuriyet Lisesi'ne kayıtlarını yaptırdık. Tüm bunları yaparken SABAH gazetesi tüm yaşananların arkasında durdu, Güneş'i ve Sevda'yı iki kez manşetine taşıdı... Onların arkasında duran sadece biz değildik, şimdiki İstanbul Valisi o zamanki Bağcılar Kaymakamı Hüseyin Avni Mutlu, o dönemin İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, kızlara yıllarca burs veren Levi's'tan Hülya Yelmen, Sınav ve Ekol Dershanesi, kızların okuması için üzerine düşeni yaptı. Üstelik Güneş'teki heyecanı gören kız kardeşi Dilan da kurtuluşunun okumak olduğunu anlamıştı. Güneş 10 kişiyle birlikte yaşadığı tek odalı evinde lise boyunca hem ders çalışıp hem de ayakta durmaya çalıştı. Kardeşi Dilan ve arkadaşı Sevda ile okul ortamındaki sosyal farklılıkları, "Burs vereceğim," diye söz verip ortadan kaybolanları, itilip kakılmayı, hor görülmeyi kısaca her şeyi göze alarak, liseyi bitirdi. Ama bu onlar için son olmadı, üniversite sınavına giren Güneş, Dilan Eren ve Sevda Saraç burada da yüzümüzü kara çıkarmadı. Güneş, Bolu İzzet Baysal Üniversitesi İktisat'ı, kardeşi Kocaeli Üniversitesi İşletme'yi, Sevda ise İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünü kazandı. Şimdi önlerinde zorlu bir dört yıl daha var. Bu pırıl pırıl üç genç kız okullarına devam etmek için yeni burslar bulmak zorunda. Yolları uzun, zor ve güçlüklerle dolu ama yılmayacaklar.
- Ne zaman göç etmiştiniz İstanbul'a?
- Ben 1990 yılında Bitlis'te doğdum, 1996'da İstanbul'a göç ettik. Bir yıl sonra okula başladım, sadece Kürtçe biliyordum. Bir sene Türkçe öğrenmeye çalıştım, köyden kente gelmiştik o koşullara alışmaya çalıştık. Ailede beş erkek, dört kız var. Terör yüzünden göç ettik. Kendimi ilk geldiğim zaman çok yabancı bir ortamda hissettim. Tek kelime ingilizce bilmeden, İngiltere'ye yerleşmeye benziyor. Ne dilinden, ne kültüründen, ne ortamından bir şey anlıyorduk ta ki Türkçe öğrenene kadar. Doğal olarak bu dönemde insan kendi kabuğuna çekiliyor, yalnızlık hissi oluşuyor. Bu yalnızlık hissi, bu yokluk insana çok farklı duygular yaşatıyor. Mesela bendeki okuma hırsı böyle oluştu. Daha yüksek yerlere gelmek istedim.
- Okul hayatınız kesintilerle sürmüş, biraz anlatır mısınız?
- Dördüncü sınıfa kadar okudum, bir yıl okula gidemedim. Çünkü çalışmaya başladım. O zamanlar 11 yaşımdaydım, tekstil atölyesinde çalışmam gerekiyordu. Bizim gibilerin en çok çalıştığı yer atölyelerdir. Üstelik bu işi almak da kolay değildir, çünkü çocuk yaştasın; işveren istemez sana iş vermeyi. Sonra amcamın oğlu köyden geldiğinde, 'Neden okutmuyorsunuz, niye çalıştırıyorsunuz?' diyerek aileme baskı yaptı. Semra Öğretmen'e derdimi anlattım, uğraştık ettik, yeniden okula kaydım yapıldı. Sınava girdim, kazanınca yıl kaybı yaşamadan okula devam ettim. Altı-yedinci sınıfta da okula birkaç ay geç başlamak zorunda kaldım, sonra Haydi Kızlar Okula kampanyası gündeme geldi. O kampanya sayesinde her şey rayına oturdu ve hiç aksatmadan okula devam ettim. Liseye kayıt aşamasında sizinle tanıştık...